Sinemada İspanya İç Savaşı Külliyatı – 2

General Franco, İspanya İç Savaşında cumhuriyetçileri yenip muhafazakar ve falanjist Katolik İspanya Krallığının diktatörü olarak 1975’te öldüğü tarihe kadar, oturduğu koltuktan bir an bile ayrılmadı. O koltuğa 1939’da oturmuştu. Onun hükümranlığında İspanya cesur ve yürekli falanjisti oynasa da aslında gölgesinden bile korkan ve her türlü yeniliği şüphe ile karşılayan bir ülke halini aldı.

İspanya İç Savaşı

Dini nikah yaptırmadan evlenenlerin cumhuriyetçi oldukları gerekçesi ile idam edildiği, sokakta insan avıyla sadece şüpheye dayalı olarak insanların tutuklandığı savaş sonrası ilk dönemden sonra sakin ama katı bir dönem daha yaşandı.

Zor Yıllar (1960-1975)

Franco’nun nefesinin her sanatçının ensesinde hissedildği bu dönem sinemada temel olarak ikiye ayrılıyor. Yabancı ülkelerde savaşı ve sonrasını anlatmak adına çevrilen filmler ile İspanya’da çevrilen ve en cesuru tarafsız bir panoroma sunmaya çalışan yapımlar.

La Paz Empieza Nunca (1960/Asla Barış Yok)

Arjantin asıllı bir yönetmen olan ve 50’lerde İspanya’ya yerleşerek pek çok spagetti western ve istismar filmi çeken Léon Klimovsky tarafından çevrilen filmin senaryosu dönemin önemli yazar ve gazetecilerinden Emilio Romero’ya ait. Zaten film de Romero’nun romanından uyarlama. Aslında külliyat içinde özel bir yeri yok, ama bir “b film” yönetmeni tarafından çevrilmesi açısından önemli. İç savaşa gidilen yolda safların sıklaştığı ve II. Cumhuriyete karşı milliyetçi seslerin yükselmeye başladığı 1936 yılında bir grup arkadaşın farklı misyonlarla birbirinden ayrılıp ilerleyen dönemde savaşta çarpışmasını konu alıyor.

El Angel Vestido De RojoEl Àngel Vestido De Rojo (1960/Kırmızılı Melek)

İtalya ve ABD ortak yapımı olan romantik savaş filmi Kırmızılı Melek’in başrollerinde Ava Gardner ve (Sir) Dirk Bogarde yer alıyor. Yönetmen koltuğunda romantik savaş dramları ile tanınan Nunnaly Johnson var. kilisenin yoksullara karşı tutumunu beğenmediği için kiliseden ayrılan bir rahibin bir kabere şarkıcısı ile tanışmasını ve o sırada cumhuriyetçiler tarafındana alıkonulmalarını anlatıyor film. İş savaşa mesafeli durmaya çalışan ABD’nin ne malına ne mıhına vurduğu ve aşka fon olarak kullandığı filmlerden biri. Ama oyuncuları nedeniyle döneminde pek izlenmiş ve sevilmiş bir film.

Tierra de Todos (1962/Herkesin Ülkesi)

Franco’nun gölgesinde her iki taraftan çarpışanların da hikayesine değinmeye çalışan dönemin cesur sayılabilecek filmlerinden. Yönetmen koltuğunda Estambul 65 (That Man in Istanbul) filmiyle de tanınan Antonio Isasi-Isasmendi var. tierra de Todos, İspanya İç Savaşı üzerine resmi söylemden uzak durmayı tercih eden ve uzlaşmacı bir turum izleyen ilk filmlerden biri olarak kabul ediliyor. Birkaç ilgi çekici sahnesi ile de dikkat çeken film, bu konuda izlenebilir filmlerden biri.

En El Balcón Vacio (1962/Boş Balkonda)

Meksika yapımı belgesel, iç savaş sonrası Meksika’ya kaçan ya da sürgün edilen cumhuriyetçilere önemli bir bakış atıyor. Kendisi de cumhuriyetçi bir aileden gelen ve 1939 yılında Meksika’ya sürgün edilen şair, sanat eleştirmeni, sinemacı ve yazarJosé Miguel “Jomí” García Ascot tarafından çevrilmiştir. Film, sürgünde hayatını kaybeden cumhuriyetçi militanlara adanmıştır ve cumhuriyetçilerin savaş sırasında yaşadığı insanlık dışı olaylara ve yüreklerine kazanınan travmalara odaklanır. Damda tutuklanan bir devrimci cumhuriyetçi, ailesinin cumhuriyetçi taraf Valencia’ya zorlu yolculuğu, cumhuriyetçiler düşmek üzere iken Avrupa’ya kaçış ve oradan zorlu yollarla Meksika’ya uzanan bir hayat hikayesi.

Mourir á Madrid (1963/Madrid’de Ölmek)

İspanyol şair Frederico Garcia Lorca’nın vuruluşu, Guernica’nın “kazara” bombalanışı uluslararası tugayların barikatları ve Madrid savunmasına dair Fransa yapımı belgesel. Film Fransız sinemacı Frédéric Rossif tarafından çevrilmiştir. Ödüllü bir belgesel olarak dönemin en kederli belgesellerinden biri olarak anılıyor ve özellikle son derece etkileyici görselliği ile çağdaşlarından ayrılıyor.

Franco Ese HombreFranco, Ese Hombre (1964/Franco, İşte O Adam)

Diktatör Franco’nun 25. yılının şerefine José Luís Sáenz de Heredia tarafından çevrilen ve Franco’nun hayatını anlatan belgesel. 1942 yapımı Raza’yı da çeken (bknz: Sinemada İspanya İç Savaşı Külliyatı-1) falanjist yönetmen bu filmde Franco’dan Lenin’e, Mussolini’den bir başka diktatör olan General Primo de Rivera’ya, Kral 13. Alfonso’dan ABD başkanı Roosevelt’e kadar pekçok lidere odaklanıyor. Film bizzat Franco ile yapılan röportajlar da barındırıyor.

Behold a Pale Horse (1964)

ABD’nin tanınmış yönetmenlerinden Fred Zinnemann tarafından sinemaya uyarlanan (Killing a Mouse on Sunday adlı Emeric Pressburger romanından) bol yıldızlı bir savaş draması. Başrollerde Gregory Peck, Ömer Şerif ve Anthony Quinn yer alıyor. Aslında buna bir savaş filmi demek doğru değil. Çünkü film savaştan 20 yıl sonrasında geçiyor. 20 yıl boyunca Fransa’da bir sürgün hayatı yaşayan iç savaş döneminin önemli haydutlarından Manuel Artiguez (Peck), ölmekte olan annesini İspanya’ya gizlice girerek ziyaret etmek peşindedir. Ancak onu yıllardır arayan polis Viñolas (Quinn) Artiguez’in peşini bırakacak gibi değildir. 60’lı yıllar Amerikan sinemasının çok sevdiği kaçmalı kovalamacalı epik intikam filmlerinden biri olan Behold a Pale Horse, ABD’nin İspanyol İç Savaşı neresinden gördüğüne iyi bir örnek.

La Guerre Est Finie (1966/Savaş Bitti)

Fransa ve İsveç ortak yapımı olan film, İspanyol Komunist Partisi liderlerinden Diego’nun sahte belgelerle Paris’e geçerken kıl payı kurtulmasını ve bunun üzerine Paris’te bulunan ve Madrid’e dönmeyi planlayan yoldaşlarını arayarak onları uyarma çabasını anlatıyor. Yeni dalga yönetmenlerinden Alain Resnais imzalı film, Fransız yeni dalgasının savaşa bakışını ortaya koyması bakımından önemli. Psiklojik yanı ağır basan film, Diego Mora’nın bu arayış sırasındaki gerilimi için bile görülmeye değer.

El Otro Árbol de Guernica (1969/Guernica’nın Diğer Ağacı)

İspanya’nın en üretken yönetmenlerinden olan Pedro Lazaga imzalı film, Guernica’dan yurtdışına, diğer Avrupa ülkelerine yollanan bir grup çocuğun hayatına, birbirlerine destek olma çabalarına, yeni düzenlerine adapte olma sorunlarına ve herşeyden önemlisi memleketleri İspanya’ya dönebilme arzularına odaklanıyor. İspanya İç Savaşı sırasında pek çok çocuk (bir kısmı yetim ya da öksüz olan); savaşın yıkıcı gücünden ve travmalarından korunabilmek için Fransa, İngiltere, İsveç gibi ülkelere yollandılar. Bu yolla falanjistler tarafından talan edilen pek çok kasabada yaşayan binlerce çocuğun hayatı kurtarılmıştı. Guernica’nın Diğer Ağacı, bu meseleye odaklanan bir film olarak bu anlamda türünün ender örneklerinden.

Viva La MuerteViva La Muerte (1970/Yaşasın Ölüm)

“Viva la muerte” iç savaş sırasında falanjistlerin en önemli sloganı idi. Yaşama karşı ölümü kutsayan ve bir anlamda “vatan sana canım feda” tadında bir mana içeren bir slogan olarak, cumhuriyetçilerin “no pasaran”ına (geçiş yok/geçemezsiniz) cevap veriyordu. Sloganın aslı “yaşasın ölüm, kahrolsun akıl”dır. Akıl ve mantıkla, kardeşçe yaşayacağımıza, aptallar gibi ölürüz diyordu Franco’nun askerleri, aslında reel olarak asla kaybetmeyecekleri “toprak” uğruna. Kült büyüğümüz Alejandro Jodorowski ile birlikte “movimiento de pan”ı (Pan hareketi) kuran yönetmenlerden olan Fernando Arrabal imzalı film, kısaca Franco diktatörlüğünün sürrealist bir yorumlaması olarak adlandırılabilir. Ölüm üzerine dehşetengiz bir imgeleme sahip film, babası askerler tarafından tutuklanan bir çocuğun zihninde babasının olası ölümüne dair oluşan imajlar üzerine bir film.

Canciones Para Después De Una Guerra (1971/Bir Savaş Sonrası için Şarkılar)

İspanyol sineması içinde en önemli belgesellerden biri olarak kabul edilir. 1971’de çevrilmiş ve Franco hayatta iken yasaklanmıştır. Franco öldükten kısa bir süre sonra ise gösterimine izin verilmiştir. Falanjistlerin iş savaş zaferini, II. Dünya Savaşını, bu savaşta Nazi ordusunda gönüllü olarak hizmet veren İspanyol Mavi Tümen’i ve iç savaş sonrası Franco İspanyasına dair pek çok ayrıntıyı dönemin şarkıları eşliğinde anlatıyor. İç savaşa dair çektiği filmlerle tanınan Basilio Martín Patino imzalıdır.

El Espritu De La Colmena (1973/Arı Kovanının Ruhu)

Türkiye’de en çok tanınan İspanyol yönetmenlerden olan Victor Erice imzalı bir klasik. 1940’larda, iç savaştan hemen sonra kırsal İspanya’da yaşayan küçük Ana, 1931 yapımı Frankenstein’i izlemiş ve filmden çok etkilenmiştir. Böylece Ana canavarın peşine düşer. Zaten anne ve babası da kendi dünyalarındadır ve herkes kendi içinde yaşamaktadır. Doğrudan iç savaşla ilgili değilmiş gibi görünse de, İspanya İç Savaşı sonrasını sembolik diliyle en güzel yansıtan filmlerden biridir ve bu külliyat içinde benim de favorilerimdendir. Ama Arı Kovanının Ruhu herkese cazip gelecek bir film değil.

El Árbol de Guernica (1975/Guernica’nın Ağacı)

Franco’nun öldüğü yıl çevrilen film, bir başka Fernando Arrabal filmi. Aslen de “Guernica Ağacı” bir meşe ağacıdır ve Bask halkının özgürlüğünü sembolize eder. 1811’de ekilmiş olan “eski ağaç” ve Guernica bombardımanından sonra ekilen “üçüncü” meşe ağacı anıtlarını Bask ülkesine yolculuk yapanlar ziyaret edebilirler. Fernando Arrabal da filmini bu kavramdan yola çıkarak isimlendiriyor. Sürreal yapısı ile dikkatleri çeken, zaman zaman gerçek savaş görüntüleri ile genişleyen bir yapısı var filmin. Guernica yakınlarındaki Villa Ramiro kasabasında yaşayanların Guernica Ağacından ilham alarak direnişe katılmaları ve rüya düzleminde gerçekler…

Franco Sonrası (1976-1999)

General Francisco Franco, 20 Kasım 1975’te hayatını kaybetti. Tahmin edileceği gibi İspanya, diktatör Franco’nun ölümünden hemen sonra, 21 Kasımda demokrasiye bir anda geçiş yapmadı. İspanya’nın demokrasiye geçişi yaklaşık olarak on yıldan fazla süren sancılı bir süreçtir.

İlk olarak 1978 anayasası ile ilk adım atılır. Ardından uzun süreden sonra ilk defa seçim yapılır ve 1982’deki bu seçimi İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) kazanır. PSOE 1986’da güç kazanır ve 1989’da meclisteki sandalyelerin yarısına sahip olur. Pek çokları için İspanya’da demokrasi de bu yıllarda gerçek yüzünü göstermeye başlar. Ama bir zamanların militan cumhuriyetçilerinin tam olarak hangi sabah uyanıp sokağa baktıklarında dışarıda parlak bir gün gördüklerini söylemek zor…

Bu dönemle ilgili en enteresan nokta ise, İspanyol İç Savaşı üzerine çok kısıtlı sayıda filmin yapılması ve yapılan filmlerin çoğunun sanatsal ve tarihi anlamda bir değer taşımaması. Şimdi geriye bakıldığında özellikle 1975-1990 arası geçen dönemin güvensizlikler ve belirsizlikler yüzünden kısır kaldığı görülüyor. Ancak 90’dan sonra İspanyol sineması çok sağlam iç savaş filmleri ile dünya seyircisini kalbinden yakalamayı başarıyor.

Raza, El Espiritu de Franco (1977/Irk, Franco Ruhu)

Saçmasapan Raza filmlerinin bir diğeri (diğerleri için bknz: Sinemada İspanya İç Savaşı Külliyatı-1). Franco’nun ölümünden sonra çevrildiğinden, bu kez diktatörün kız kardeşi Pilar Franco’ya odaklanıyor film.

Quico Sabaté (1980)

Penta Kolektifi tarafından çevrilen film iç savaşın ve savaş sonrasının en tanınan anarşist militanlarından birinin hayatına odaklanıyor; Francesc Sabaté. Sabaté, iç savaş sırasında anarşist cephede savaşmış Barcelona doğumlu Katalan bir militanken, savaş kaybedilince Fransa’ya kaçar. Ancak 1943’te İspanya’ya gizlice giriş yapar ve Barcelona’da savaş sonrasında meydana gelen en büyük şehir gerilla hareketini başlatır. “El Quico” lakabıyla tanınan Sabaté, 45 yaşındayken bir Samoten (Franco tarafından organize edilmiş olan bir tür Katalan askeri birliği) tarafından vurularak öldürülmüştür.

Las-bicicletas-son-para-el-veranoLa Vaquilla (1984/Buzağı)

İç savaşla ilgili çevrilen ilk komedidir. Cumhuriyetçi cepheden askerler, karşı tarafa ait buzağıyı çalmak istemektedir. Milliyetçi cephe bu buzağı için bir tür müsabaka düzenleyecek ve neticede de hayvanı dini bir törenle kesip yiyecektir. Cumhuriyetçiler ise bu planı bozmak istemektedirler. Ayrıca kendi yiyecek stokları da oldukça azalmıştır. Bu tuhaf mücadele neticesinde gelişenleri anlatıyor film. Yönetmen koltuğunda Luis Garcia Berlanga var.

Las Bicicletas Son Para El Verano (1984/Bisikletler Yaz İçindir)

Fernando Fernán-Gómez’in aynı adlı oyunundan yönetmen Jaime Chávarri tarafından sinemaya uyarlanan film, iç savaşta Madrid’te hayatta kalmaya çalışan bir ailenin savaş süresince günlük yaşamlarına odaklanıyor. Film adını herşeyden çok bir bisiklet isteyen Luisito’nun bu planlarını ertelemek zorunda kalışından alıyor. Film, “no ha llegado la Paz, ha llegado la Victoria” (barış gelmedi, zafer geldi) cümlesiyle biter ki; bu cümle falanjistlerin savaş bittikten sonra durumu nasıl ele aldıklarını da özetliyor aslında. Çünkü falanjistler iç savaşı “zafer” ile tamamladıklarına inanmaktaydılar ve cumhuriyetçilerle “barış” yapmakla pek ilgilenmiyorlardı. Zaten kıyım ve acılar, savaş sonrasında da bu nedenle devam etmiştir.

Lorca, Muerta De Un Poeta (1987/Lorca, Bir Şairin Ölümü)

Javier Bardem’in yönetmen amcası Juan Antonio Bardem tarafından televizyon için çevrilen ve altı bölümden oluşan bir dizidir. Adından da anlaşılacağı gibi iç savaş sırasında infaz edilen şair Frederico Garcia Lorca’ya odaklanıyor. Lorca, savaşın hemen başında falanjistler tarafından öldürülmüştü. Çünkü falanjistler “elinde kalem tutan bir adam, silah tutan bir adamdan daha tehlikelidir” diyorlardı.

vacasVacas (1992/İnekler)

En sevdiğim İspanyol yönetmenlerden Julio Médem imzalı Vacas, Bask bölgesinde geçiyor ve iki ailenin yaklaşık 60 yıllık serüvenini anlatıyor. Bir iç savaştan başka bir iç savaşa uzanan yıllar boyunca yanlış adımların bir ailenin gidişatı üzerindeki etkisini izliyoruz. Médem’in Vacas’ında Bask kültüründen flanjizmin köklerine ve İspanyol İç Savaşına kadar pek çok ayrıntı bulmak mümkün. Önemli bir film.

La Niña De Tus Ojos (1998/Rüyalarının Kızı)

Bir adet gencecik Penelope Cruz barındıran Fernando Trueba imzalı film, iç savaş yıllarında Almanya’ya film çekmeleri için davet edilen bir grup sinemacıya odaklanıyor. Almanya’nın daveti “Rüyalarının Kızı” adlı Endülüs etkileri taşıyan bir film çevirmek adınadır. Ama zamanla çeşitli problemler oluşmaya başar ve işler biraz karışır. İç savaş sırasında sinemacıların durumuna bir bakış atıyor film.

Dancing At Lughnasa (1998)

Brian Friel’in aynı adlı oyunundan sinemaya Pat O’Connor tarafından uyarlanan film, 1930’lu yıllarda İrlanda’da yaşayan birbirinden farklı beş kız kardeşin hayatına odaklanıyor. Meryl Streep’in başrolde yer aldığı film aslında İspanya İç Savaşına sadece değinen filmlerden olsa da, savaşın uzaklardaki yankısını duymak adına enteresan bir film sayılabilir.

Talk of Angels (1998)

Film, İrlanda’da politik bir aktivistle evli olan Mary’nin hayatından kaçarak iç savaş sırasında İspanya’ya gelmesi ve burada bir başka aktiviste aşık olarak bir aydınlanma yaşamasını konu alıyor. Yönetmen koltuğunda Belfastlı yönetmen Nick Hamm var. Fena halde Dr. Zhivago’dan esinlenmiş olan filmi izlenir kılan unsur ise bence arada bir görünen Penelope Cruz ve dönem İspanyasına dair fena sayılmayacak bir atmosfer yaratmayı başarıyor olması.

Son Dönem (2000-…)

Silencio RotoSilencio Roto (2001/Kırık Sessizlik)

Ödüllü İspanyol yönetmen Montxo Armendáriz imzalı film, iç savaş sonrası genç bir kadın dağlık İspanya’da küçük bir kasabaya gelir ve burada “dağdakiler” diye bilinen cumhuriyetçi militanlara yardım eden bir demirci ile tanışır. Ve olaylar gelişir elbette… Umut ve adalet üzerine enteresan bir film.

El Viaje de Carol (2002/Carol’un Yolculuğu)

1938 baharında 12 yaşındaki Carol ve annesi New York’tan İspanya’ya doğru bir yolculuğa çıkarlar. Carol’ın annesi İspanyol, babası ise Amerikalıdır. Annesi, iç savaşın kalbine giderken Carol’ı arkada bırakmaz. Carol ise, annesinin küçük kasabasına, bu yeni dünyaya alışmaya çalışır. Savaş ve çocuklar temalı filmleri seviyorsanız bu filmi de seveceksiniz.

Soldados de Salamina (2003/Salamis’in Askerleri)

Başarılı oyuncu Ariadna Gil’in başrolde yer aldığı David Trueba filmi, Javier Cercas’ın ödüllü romanından uyarlama. Karanlık bir atmosfer yakalamaya çalışan film, iç savaşın son dönemine odaklanıyor ve bir puzzle’ı bir araya getirircesine ilerliyor.

Triple Agent (2004)

Soğuk Savaş üzerine çevrilmiş onlarca casus filmi var. Fransa – İspanya – Rusya – İtalya – Yunanistan ortak yapımı Triple Agent da, İspanyol İç Savaşı döneminde Nazi Almanyası ve Sovyet Rusya’nın kontrol ettiği casusluk camiası üzerine bir film. Savaşın patlak vermesi ile İspanya da bu iki devlet için, Hitler ve Stalin için bir alana dönüşür. Yönetmen koltuğunda Eric Rohmer var.

Las 13 RosasLas 13 Rosas (2007/13 Gül)

Yaş büyültüp infaz etmeye yabancı bir ülke değiliz. 13 gül, Franco döneminde yaşları küçük olmasına rağmen idam edilen 13 genç cumhuriyetçi kadının hikayesini anlatıyor. Başrolde Türkiye’deki izleyicinin yabancı olmadığı İspanyol aktris Pilar López De Ayala’yı görüyoruz; falanjist askerler Madrid’i aldıktan ve şehre girdikten sonra Franco’ya suikast yapacakları iddiası ile infaz edilen 13 gülden birini canlandırıyor.

Los Girasoles Ciegos (2008/Kör Ayçiçekleri)

Alberto Mendez’in romanından uyarlanan Kör Ayçiçekleri, 2008 yılının en iyi ve en etkileyici filmlerinden biriydi. Başrollerde Maribel Verdú ve Javier Cámara gibi İspanyol sinemasının yetenekli oyuncuları var. 1940 yılı, savaş sonrası dönemde sert bir falanjist rüzgar esiyor İspanya’da. Cumhuriyetçi kocası tarafından kandırılmış numarası yapan Maribel Verdú evinde oğlu ile birlikte yaşıyor ve her gün Franco güçleri tarafından kocasının yeri konusunda sorgulanıyor. Oysa kayıp koca çok da uzakta sayılmaz. Hatta hiç uzakta değil… Muhakkak izlenmesi gereken son derece etkileyici bir iç savaş filmi.

La Buena Nueva (2008/İyi Haber)

Gerçek bir olaydan esinlenen filmde başrolde Unax Ugalde var. 1936’da savaş yeni patlak vermişken Franco birliklerine karşı duran küçük kasaba rahibinin hikayesi anlatılıyor. Kısa sürede kasabanın adı rahib sayesinde “kızıllar kasabası”na çıkar. Ancak Peder Miguel, inancı doğrultusunda hareket etmekten ve masum gördüğü insanları korumaktan vaz geçmez.

Balada Triste de TrompetaPajaros de Papel (2010/Kağıttan Kuşlar)

2010 yapımı bol ödüllü filmde İspanya İç Savaşı sırasında varlık göstermeye çalışan komedyenlerin hikayesini izliyoruz. İç savaşla ilgili yapılan ender komedi filmlerinden Pajaros de Papel. Ay Carmela kadar etkileyici değil, ama son derece başarılı bir film.

Balada Triste de Trompeta (2011/The Last Circus)

Hastası olduğum yönetmen Alex De La Iglesia’nın pek de hastası olmadığım filmi, her şeye rağmen iç savaş üzerine yapılmış en iyi komedilerden biri.

Pa Negre (2010/Kara Ekmek)

Tuhaf ve güzel filmleri ile sevdiğimiz yönetmen Agusti Villaronga’nın iç savaş üzerine bir ağıt yakar gibi çektiği film Pa Negre, bence savaş sonrası döneme dair yapılmış en güzel filmlerden biri. Bu filme dair bir şeyler söylemek, doğrudan spoiler’a giriyormuş gibi geliyor bana. O yüzden susuyorum ve sadece izlemenizi tavsiye ediyorum.

La Voz Dormida (2011/Uyuyan Ses)

Birbirine benzeyen iç savaş filmlerinden sıkılmışken, benzerlerinden ayrılmayı başaran ve ölümle yaşam arasındaki tuhaf ve gergin döngüyü idam ve doğumla kurduğu denklemle anlatan güzel bir film. Dulce Chacón’un romanından uyarlanan film, gerçekten başarılı performanslara da sahip.

Not: Yazının ilk bölümü için BURAYA tıklayalım.

Yazar hakkında: Ezgi Aksoy

Sinema yolculuğu 80’li yıllar korku filmleriyle başladı. Ucuz filmlerle büyüdü. Sinema, yazından sonraki en büyük tutkusudur. Şuan LeMan, yeniHarman ve Bayan Yanı’nda araştırma dosyaları ve populer kült yazıları yazmakta ve medeniyet üzerine kafa yormaktadır.

3 Yorumlar

  1. Notlar alarak okudugum sahane bir yazi. Tum ayrintili donem aciklamalari icin tesekkurler.

  2. teşekkürler.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: