Sinemada Tek Başına: Blair Cadısı (2016)

Günlerden Pazartesi. Evde internet tek çubuk. Akşam sıkıcılığı da cabası. Birkaç ay önce olsa Game of Thrones izler, sendromu yenerdim. Ama o da yok. Yapabileceğim en mantıklı şeyin sinemaya gitmek olduğuna karar veriyorum. Şansa bakın ki “Blair Witch” son seansa birkaç dakika varmış. Hadi o zaman deyip sinemanın yolunu tutuyorum. (Evet, sinema evime birkaç dakika uzaklıkta.)

Sürpriz olmadı, sinemada tek başımayım. (Herkes yan salondaki Leylekler’e gitmeye karar vermiş.) Sinema müdürü, eğer yapayalnız olursam filmi oynatmayacaklarını söylüyor. (Hayatımdan endişe ediyor olabilir.) Ama bana 1 kişi bile eklenirse oynatalım Uğurcum diyecek. Film başladı başlayacak. Bana çay ısmarlıyor ve şans diliyor. Yani son anda birinin gelmesi gerekiyor. Günlerden Pazartesi, saat 21.45, film Blair Cadısı.

blair-witch-2016-poster-1Ve o tuhaf, mistik, şanslı olay gerçekleşiyor. Son anda sinemaya bir çift geliyor. (1 değil, tam 2 kişi!) Görevli Leylekler mi diye sorsa da, çift kararlı: Blair Cadısı! Hep beraber yerlerimize oturuyoruz. Ben evrendeki yaşamış ve yaşamakta olan tüm cadılara içimden teşekkür ediyorum. Daima cadıların yanındayım ve görünüşe göre onlar da benim yanımda. Bu arada hikaye olarak Blair Cadısı’nın hikayesi bana çok haklı geliyor. Aslında çocukları tedavi etmek için onlardan kan almış fakat köylüler onu cadı diye ormanda bir ağaca asmış. Hem de ellerine ve ayaklarına kayalar bağlayarak. (En azından filmde anlatılan hikaye böyle.) Cadının ruhu Burkittsville ormanında yaşamaya devam ediyormuş. Bu yüzden YouTube’da hit alacağım, takipçi sayımı artıracağım diye onu rahatsız etmek isteyenleri tek tek avlıyor. Tabi ona direkt olarak baktığınız takdirde. Bakmazsanız sıkıntı yok. Ama günümüzde böyle bir şeye bakmamak mümkün mü? Hele ki görseller ve görüntüler kıyamet gibiyken…

Hep elimde flaşla, gece ormanda gezinmeyi ve bu tarz bir video çekmeyi istemişimdir. Blair Cadısı da aynen bunu yapmış. The Blair Witch Project’ten farklı olarak teknolojinin tüm imkanlarını kullanarak tabi. (Drone’lar, GoPro’lar vs.) Hikaye, 99’da kaybolan Heather Donahue’nin kardeşi James’in aynı ormanda ablasını aramak istemesiyle başlıyor. Bir grup macerasever ya da “rahatsız” arkadaşını yanına alıp lanetli ormana gidiyor. İlk filmde zar zor seçtiğimiz (Bazılarımız hala görebilmiş değil.) cadının Heather olduğunu düşünüyor çünkü. Tabi ki her şeyi el kamerasından izliyoruz. 1999’da, The Blair Witch Project’in bu kadar ses getirmesinin sebebi de bu el kamerası olayının orijinalliğiydi zaten. Artık birçok film bu şekilde çekildiği için bu durum bize o kadar da acayip gelmiyor. Bir de şu “bu film gerçekmiş” hikayesi var. Bence o dönem için çok başarılı bir PR’dı. Yeni versiyon Blair Cadısı’nın elinde böyle bir numara da yok. (Çünkü artık hiçbirimizi buna inandıramaz.) Yine de ellerinden geleni yapıyorlar ve salondaki 3 kişiyi yerinden hoplatmayı başarıyorlar. Kameraların çeşitliliği ve amatör çekimler sayesinde kendimizi karakterlerin yerine koyabiliyoruz. Hatta Lisa dar bir tünele sıkıştığında klostrofobisi olan ben, darlanıyor ve dışarı çıkıp bir çekimlik nefes alma ihtiyacı duyuyorum. Elimdeki telefonun ışığıyla arada yan koltuğu kontrol etmem de cabası. Çifte gelince, onlar daha çok “hiç korkunç değilmiş, paramızı geri istiyoruz” demekle yetiniyorlar. Sanırım olaya benim kadar hazırlanmamışlar. Bu arada bu sefer cadımızı daha net seçebiliyoruz. O ekipmanlarla, o kadar da olsun artık.

blair-cadisi-blair-witch

Ben Blair Cadısı’nı izlerken daha çok bir korku oyunu (mesela Outlast) oynarmış gibi hissettim. Orman, ev ve tünel aşamaları vardı. İple bağlanmış tahta parçaları da (Voodoo bebeklerine benzeyen şeyler) toplanması gereken item’lar gibiydi. Bölüm sonu canavarını da tahmin edersiniz herhalde. Kendimi filme fazla kaptırdığım için eğlendim diyebilirim. Ama The Blair Witch Project kadar etkili miydi? Bence hayır. Yine de hayalgücünüz sağlamsa, şu kötü korku filmleri çağında, eğlenecek bir şeyler bulabiliyorsunuz. Bakın, ne kadar naifim.

Öteki Sinema için yazan: Semra Doll

Yazar hakkında: Semra Uygun

Fantastik sinema ve korku sineması için yeni ve acayip şeyler yaptı. “Korkteyl” programını yazdı ve sundu. “Midnite Movies” grubunu kurdu, korkuyu ötekilerle paylaştı. Semra deli gibi film izliyor, Tür, yıl, oyuncu, yönetmen ayırmaksızın izliyor; abur cuburlarını, dostlarını yanından eksik etmeksizin izliyor. Ama Semra hala doğru filmi bulamadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir