Top 10: Sinemanın Gerçek Cadıları

“Neden bir kadın kendine güvenli ve güçlü olduğunda herkes ona cadı der?”

Lisa Simpson

Sinema ve edebiyat dünyasının klasik anlamdaki cadı karakterleri malum: sivri şapkalar, büyük ve siğilli burunlar, uçan süpürgeler, kara büyüler… Çoğu kötü, çoğu sevimsiz kadınlar. Biz hepsini çok seviyor ve cadı avcılarını da kınıyoruz fakat cadı tanımı biraz daha fazlasını hak ediyor gibi. Orta Çağ’da cadı diye işkence gören şifacıları, şeytanla yatıyor diye yakılan Salemlileri, kadın olduğu için aşağılanan kadınları düşünürsek gerçekten bundan fazlası var. Cadı, yılan, fettan, şeytan, uğursuz, kirli kadınların arka planında normlara başkaldıran, kendi yolunda gitmekte direten, cinsel yönden kuvvetli kadınlar ve tanımlar var. Zaten seksi, dominant, eğitimli kadın; dogmatik zihniyetin hiçbir zaman hoşuna gitmedi. Erkeğin okumuşu kadı, kadının okumuşu cadı oldu. Buna rağmen kadınlar ne zekalarını ne jartiyerlerini saklayabildi. Heinrich Kramer’lere rağmen dünya özgürlüğe doğru dönmeye, cadılar kabul görmeye devam ediyor. Hem de din, ırk ve cinsiyetin yörüngesinden ve yoldan çıkmış bir şekilde.

Ben de cadı kelimesine kendimce, özünden ve tarihinden çok da kopuk olmayan tanımlar getirmek istiyorum:

  • Erkek egemen toplumun tüm kodlarından ve kurallarından bağımsız,
  • Dişiliğinin farkında olan,
  • İktidarın (krallardan ve din adamlarından oluşur) ve medyanın dayatmalarına boyun eğmeyen, yönetilemeyen,
  • Yeni dünyanın enerjisini içinde taşıyan,
  • Doğanın döngüsünün ve gücünün bilincinde,
  • Özgür, bilgili, şifacı, büyücü, feminist, sanatçı, ruhani kadın.

Bir de kadınlığını dışa vurmakta çekinmeyen kadın tabi. Bu tanımlarla harmanlanmış, sinemanın gerçek cadılarına bakalım ve cadı algısıyla biraz oynayalım.

10- Vanda (Venus in Fur, 2013)

Vanda (Venus in Fur, 2013)

Leopold von Sacher-Masoch’un 1870’te yayımlanan erotik romanı “Kürklü Venüs”ten uyarlanan filmde Vanda, tüm dominantlığı ve vamplığıyla Thomas’a köleliğin inceliklerini öğretir. Vanda, Venüs rolü için biçilmiş kaftandır. Çünkü onda hükmeden bir tanrıça ruhu vardır. Thomas’a çizmelerinin fermuarını çektirirken, kadınlara çektirilen acıların, yapılan seksist muamelelerin öcünü alır. Ben bir Pagan’ım! Ben senin efendinim! Ayrıca Emmanuelle Seigner muhteşem performansıyla sıradan bir yün şalı bize kürk olarak göstermeyi başarır. Çünkü bence o şeytanın ikiz kız kardeşi.

9- Scarlett O’Hara (Gone with the Wind, 1939)

Scarlett O’Hara (Gone with the Wind, 1939)

İşte mağrurluk, işte güç, işte tutku… Scarlett O’Hara – Vivien Leigh korkusuz bakışları ve koca bir çiftliğin hanımlığıyla, bir kadının yalnız da ayakta durabileceğini gösterir. Parmağında oynatmayı denediği ama başaramadığı Rhett Butler gibi kral ruhlu bir adama karşı koyar. Daha da önemlisi savaşa karşı koyar. Çünkü o gururu ve hırslarıyla aşk yaşamaktadır. Geceleri kadife perdeden tuvaleti ve eterik bedeniyle, Tara’dan rüzgar gibi geçtiğini görenler vardır.

8- Jane Austen (Becoming Jane, 2007)

Jane Austen (Becoming Jane, 2007)

19. yy’da yaşamış İngiliz yazar Jane Austen’in hayat hikayesi bir aşk ekseninde anlatılır filmde. Jane olmak demek, toplumun ve aile kurumunun gerekliliklerinden kopabilmek, kadınların 2. sınıf vatandaş olduğu bir dönemde kadın yazar olabilmek demektir. Jane Austen hiç evlenmemiş, çok önemli romanlar yazmış, kadını ve aşkı en güzel şekilde tasvir etmiştir. Ağdalı bir romantizmle değil, içten gelen bir güçle hem de. Çünkü Jane döneminin ötesinde bir yazardır. Tıpkı Mary Wollstonecraft Shelley gibi.

7- Lisa (Girl, Interrupted, 1999)

Lisa (Girl, Interrupted, 1999)

Angelina Jolie Pitt’in cadıların “supreme”i olduğunu düşünüyorum. (Gia, Salt, Lara Croft vs.) Erkeksi, asi, seksi, aksiyonda bir numara. Lisa karakteri de hemen hemen bu özellikleri taşıyan bir karakter. Susanna Kaysen kişilik bölünmesi ve intihar meyli yüzünden akıl hastanesine yatırılır. Burada bu dünyadan gibi olmayan, başına buyruk ve karizmatik Lisa’yla tanışır. Lisa bir sosyopattır ama zekası ve sezgileriyle ancak akıl hastanesine kapatıldığında durdurulabilecek yoksa dünyayı birbirine katacak güçte bir kadındır. Bu yüzden -sağduyusunu dinleyerek kontrol edilmesine izin verdiği için- 7 yıldır oradadır. Defalarca kaçma şansı olmasına rağmen.

6- Gillian Holroyd (Bell, Book and Candle, 1958)

Gillian Holroyd (Bell, Book and Candle, 1958)

Afrika tarzı mask’lar ve tılsımlar satan, kara kedisi Pyewacket’la mutlu mesut bir hayatı ve bazı doğaüstü yetenekleri olan sevimli ve cezbedici bir cadı. Gil gerçek bir cadıdır ama öyle Battal Gazi’deki yaşlı ve uyuz cadılardan değil. Beni büyülesin diyeceğiniz türden bir cadı. İstediğini elde etmek için her türlü kitaba, yeşil dumana başvurur (bakınız Cersei Lannister). Leopar bakışlarıyla evlenmek üzere olan Shepherd Henderson’ı büyüler ve bu evliliği bozar. Tam bir cadı!

5- Hester Prynne (The Scarlet Letter, 1995)

Hester Prynne (The Scarlet Letter, 1995)

Kocası uzun zamandır ortalarda olmayan Hester, kasabanın vaizi Arthur Dimmesdale’le yasak bir aşk yaşar. Kasaba dediysem bildiğiniz Amish kasabası. Tabi ki bunun cezası ağır olacaktır. O dönemde kadınlara uygulanan işkencelerin haddi hesabı yoktur. Bekaret kemerleri, demir bakireler, çivili tahtlar… Ama en kötüsü toplum içinde yaptığın zinayı herkesin görmesini sağlayacak “kırmızı leke”dir. Elbisenin yakasına kırmızı bir A harfi dikilir ve sen her yere bununla gitmek zorunda kalırsın. Fakat Hester metanetli bir kadındır. Yaptığı şeyin arkasında durur ve yaşadığı olay onun değil toplumun lekesi olur. (Bundan seneler sonra Yahudilerin yıldız takmak zorunda bırakılması, günümüzde IŞİD’in evleri işaretlemesi de insanlığın lekesidir.)

4- Norma Desmond (Sunset Blvd., 1950)

Norma Desmond (Sunset Blvd., 1950)

Norma Desmond eski bir Hollywood yıldızıdır. Fakat ondaki ışıltı ve şeytan tüyü hiçbir zaman eskimez. Lüks içinde yaşamayı, elmasları ve genç erkekleri çok sever. Josefin’ine uzanmış bir şekilde, parmağına taktığı sigaralığıyla Binbir Gece Masalları’nın Şehrazat’ı, Habsburg Hanedanlığı’nın kara kraliçesi olur. Erkekleri kuklaya, kurbağaya çevirmeye, isteklerinin ikiletmeden yapılmasına ve ölümcül cazibesiyle insanları hipnotize etmeye alışkındır. Auran star bebeğim.

3- Thomasin (The VVitch, 2015)

The Witch 01

Diktatör yöneticilerden, engizisyon rahiplerinden, köy ve aile hayatından uzakta yaşayan kadınların cadı olarak yaftalandığı bir çağda; Thomasin çok yanlış bir ortamda doğmuştur. O istediği kadar yün eğirip, süt sağsın; keçiler, tavşanlar, kargalar, şeytanlar peşini bırakmaz. İçinde hep bir vahşilik, şehvet ve sorgulayış vardır. Kimse doğasını inkar etmemelidir. Thomasin de babasını, feodali yenip, ormana, doğasına dönüş yapar. Çırılçıplak soyunup gece uçuşuna çıkar, ateşin etrafında çılgınca dans eder. Film; cadılarla ilgili efsaneleri temsili olarak kullanıp, aslında kimin daha “cadı” olduğuna işaret eder. Tabi bebek yiyen ve hastalık saçan cadılardan aldığı destekle.

2- Vanessa Ives (Penny Dreadful, 2016)

Penny Dreadful 02

Eva Green, heykel vücudu ve kartal gözleriyle doğuştan bir cadıdır zaten. Bu yüzden nerede gotik ve femme fatale bir rol var, orada Eva Green çıkar karşımıza. Tıpkı Penny Dreadful’da olduğu gibi. Çok erken bitmesine rağmen Penny Dreadful, Miss Ives gibi özel bir karakterle tanıştırmıştır bizi. Miss Ives bir gece yaratığı, Amon-Ra’nın Amulet’i, Lucifer’ın eşi, cinlerin annesidir. Derin, kırılgan ve karanlık bir kadındır. Ruhu zehirlendiği için asla çanta, çorap, çiçek, çikolatayla mutlu olan normal bir kadın olamayacaktır. Miss Ives bir cadı değildir, o cadılardan bile üstündür.

1- Furiosa (Mad Max: Fury Road, 2015)

Mad Max Fury Road 01

İmparatoriçe Furiosa, cesaretin ve kadın özgürlüğünün kolsuz bir şekilde vücut bulmuş hali… Furiosa – Charlize Theron, Mad Max’e getirdiği yenilik ve enerjiyle witch list’imizin zirvesinde yer alır. Doğumları sağlayacak, tohumları ekip çorak toprakları yeşertecek, suya hükmedecek olan odur. Yani dünyaya yaşamı yeniden getirecektir. Bu meziyetleri sayesinde o Hekate’dir, ulu ana tanrıçadır. Bizler de onun coven’ı ve askerleriyiz. (Bu arada “fury” aynı zamanda yılan saçlı tanrıça demek.)

*-*

Türk sinemasının cadılarını da es geçmemek lazım. Yonca değil de kara çalı olmayı göze almış, arzu nesnesi, yalnızlık abidesi kadınlar bunlar. Yönetmen bir koca, birkaç kuşaklık servet yerine fırtınalı ve zevkli hayatları tercih etmişler. Karalanmışlar ama kararmamışlar. Hepsi bu ülkede -bir oyuncu olarak- masum aile kızı, fedakar anne, haksızlığa uğrayan namuslu kadın rollerini oynamadan var olabilmeyi başarmışlar. İşte bence Yeşilçam’ın cadıları ve değerlileri: Sevda Ferdağ, Arzu Okay, Feri Cansel, Birsen Ayda, Figen Han, Romalı Perihan, Zerrin Egeliler, Müjde Ar, Banu Alkan, Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı, Oya Aydoğan…

Öteki Sinema için yazan: Semra Doll

Yazar hakkında: Semra Uygun

Fantastik sinema ve korku sineması için yeni ve acayip şeyler yaptı. “Korkteyl” programını yazdı ve sundu. “Midnite Movies” grubunu kurdu, korkuyu ötekilerle paylaştı. Semra deli gibi film izliyor, Tür, yıl, oyuncu, yönetmen ayırmaksızın izliyor; abur cuburlarını, dostlarını yanından eksik etmeksizin izliyor. Ama Semra hala doğru filmi bulamadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir