Sinister (2012)

2012 yılı mahsulü Sinister, Scott Derrickson tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Senaryo ise Derrickson ile C. Robert Cargill’e ait.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Ne zamandır eli yüzü düzgün bir hayalet filmi izleyememekten şikâyetçiydim. Sinister hakkında dönen olumlu eleştiriler, beni bir parça umutlandırsa bile, bu tarz dalgaların genelde fos çıktığını çoktan öğrenmiştim. Yine de iyi bir film izleyeceğim yönündeki hislerim ağır basıyordu, Sinister’ı izlemeye başlarken.

3 milyon dolar gibi mütevazı sayılabilecek bir bütçeye sahip film, Oswalt ailesinin yeni bir eve taşınma görüntüleri ile açılır. Ellison Oswalt gerçek suç hikâyelerini araştırıp yazan bir yazardır. 10 sene önce yazdığı kitap ile şöhret ve paraya kavuşan Ellison, sonrasında ses getiren yeni bir kitap yazamamıştır. Karısı Tracy, oğlu Trevor ve kızı Ashley ile beraber yeni bir eve taşınmaları, finansal sıkıntılarının bir sonucu olmakla birlikte, yazmayı düşündüğü yeni kitabı ile de yakından ilgilidir. Daha önce evde yaşayan beş kişilik ailenin dört üyesi arka bahçedeki ağaca asılı olarak bulunmuş, ailenin küçük kızı Stephanie ise kayıplara karışmıştır. Cinayetleri çözemeyen polis, kayıp Stephanie’nin izine rastlamamıştır.

Ellison, çatı katındaki bir kutunun içinde bir Super 8 film oynatıcı ve birkaç makara film bulur. Hemen ofis olarak düzenlediği odaya kurduğu oynatıcı ile filmleri izlemeye başlar. Katil tarafından çekildiği anlaşılan filmlerde, cinayetlerin işlendiği anların kameraya alındığını görür. Family Hanging Out ’11, Sleepy Time ’98, BBQ ’79, Pool Party ’66 ve Lawn Work ’86 şeklinde isimlendirilen makaralarda, Ellison’ın araştırmaya niyetlendiği cinayet dışında dört farklı cinayete ait görüntüler vardır. İsimlerdeki sayılar cinayetlerin işlendiği tarihleri göstermektedir. Bir anda kendini beş farklı yer ve zamanda işlenen cinayeti araştırırken bulan Ellison heyecanlanır ve tekrar eski şöhretli günlerine dönüşünün bileti olarak gördüğü yeni kitabının hayaline kapılır. Hayranı olan yerel bir polis ve onun sayesinde tanıştığı yerel bir profesörün yardımlarıyla araştırmasında aşama kaydeder. Her olay sonrasında aileden bir çocuğun kaybolması, ailenin kalan üyelerinin ilaç ile bayıltılarak bağlanması ve cinayet anının kameraya alınması gibi benzerlikler, bütün cinayetlerin aynı kişi tarafından işlendiğine işaret etmektedir. Ellison, ailesinin güvenliğini tehlikeye atmadan araştırmasını tamamlayıp kitabını yazabilecek midir?

Sinister, ilk bakışta çok da farklıymış gibi durmuyor. Uzun zamandır başarılı bir kitap yazamayan bir yazarın, tam da en sancılı döneminde gizemli olaylara bulaşması, korku sinemasının pek de yabancısı olmadığı bir done. Kubrick ustanın elinden çıkma The Shining (1980) akla gelen ilk örnek. Sinister, The Shining ile pek çok akrabalık bağı kurmasına rağmen onun gittiği yoldan gitmeye niyetlenmiyor. Olayları seyircinin zorlanmadan anlayabileceği ya da kolayca tahmin edebileceği sürprizler (‘twist’ler) ile süsleyerek, çok da karmaşık hale getirmeden anlatmayı tercih ediyor ama bunu kesinlikle aceleyle yazılmış klişeler silsilesi ucuzluğunda yapmıyor. Korku sinemasının gereklerini yerine getirmede titiz bir çalışmanın ürünü olduğunu her sahnesinde belli ediyor. Kötü bir benzetme olarak algılanmazsa, Sinister için The Shining’in ‘light’ versiyonu diyebilirim.

Sinister, karanlık ve tüyler ürperten bir atmosfer kurma konusunda bir hayli başarılı. Ellison’ın çatı katında bulduğu filmler, bu atmosferin oluşturulmasında önemli bir rol oynuyor. ‘Snuff film’ tadındaki bu görüntüler, aşırı şiddet veya ‘gore’ öğelere çok yüz vermiyor belki ama bu durum ürkütücü oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

Araya pagan dinlere ait Bughuul isimli kötücül bir Tanrı ve onun şeytani eylemleri hakkında yerel profesörden gelen bilgi kırıntıları sıkıştırmayı beceren Sinister, bu konunun üzerine fazla gitmeyerek, Bughuul ya da kaybolan çocukların çizimlerinde isimlendirdikleri şekilde Mr. Boogie etrafındaki gizem perdesini elinden geldiğince yukarıda tutmaya çabalıyor. Çok etkili ya da inandırıcı olma konusunda sıkıntılar yaşayan Bughuul, filme ait hoş ama önemli bir detay olarak biraz daha ilgiyi hak ediyormuş gibi.

Sinister belki bir başyapıt değil ama kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Çok önemli mantık hataları içermesine rağmen (Super 8 filmleri kim, nerede banyo ettiriyor gibi), korkuseverleri nasıl tavlayacağını biliyor ve izleyene ideal bir korku filminin vadettiklerini sunma görevini layıkıyla yerine getiriyor.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

2 Yorumlar

  1. korkmayı sevenler mutlaka izlesin. yarısına kadar izleyip kalanını gün ışığında izlemek üzere yarım bıraktığım ender filmlerden.
    Bughuul’la ilgili bilgileri alelacele verip geçerken tipik bir “peki ya ailemizin geleceği? evlatlarımız?” kavgasına dakikalar harcanmasına gıcık olsam da filmin genel atmosferi için bir kez daha izledim. şahane bir ev.
    ha bir de… o son ne öyle ya?

  2. Son zamanlarda izlediğim en iyi korku filmi. Ciddi anlamda ‘korku’ diyebilirim film gerçekten korkutuyor. Ethan Hawke çok da hayran olduğum bi oyuncu değil ancak filmdeki performansı mükemmel. İyi ve saf bir korku filmi izlemek isteyenler bu filmi kaçırmasın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: