Sint / Korku Efendisi (2010)

2010 yılı mahsulü Sint, Dick Maas tarafından yazılıp yönetilmiş olan Hollanda yapımı bir film. Saint olarak da bilinir. Ülkemizde Korku Efendisi ismiyle gösterime girmişti.

Kendi kendine hareket etmeye başlayan bir asansörün etrafa dehşet saçtığı De Lift (1983) ve başrolde bizzat Amsterdam’ın olduğu, müthiş sahnelere ev sahipliği yapan Amsterdamned (1988) gibi filmlerini çok sevdiğim Hollandalı sinemacıyı, “iki senecik” kadar gecikmeli de olsa, yurdum sinemalarında görmek sevindirici.

Niklas isimli aziz kıyafeti giyen bir adamın liderliğindeki bir grup orta çağ haydutu, gemilerinin demirlediği kıyıya yakın köyleri haraca bağlamıştır. Artık yeter nidalarıyla isyan eden köylüler, 5 Aralık 1492’de haydutların gemisini yakarak onlardan sonsuza kadar kurtulduklarını düşünürler. Buradan 5 Aralık 1968’e geçiş yapılır. Küçük Goert ve ailesi şehir dışındaki çiftliklerinde Noel’i karşılamaya hazırlanmaktadır. Huysuzlanan domuzları kontrol etmek için ahıra kadar giden Goert, geri döndüğünde anne ve babasının katledildiğini görür. Üç küçük kardeşi ise ortada yoktur. O güne ait aklında kalan tek şey, evin damında şaha kalkmış beyaz atının üzerinde asasını tek eliyle havaya kaldıran Sint Niklas’ın korkunç görüntüsü olur. Bu iki özet parçadan sonra 5 Aralık 2010’a geçen film, Amsterdam’da geçen asıl hikayesini anlatmaya girişir. Goert bir polis memuru olmuştur. Sint Niklas takıntısı iş arkadaşları tarafından alaya alınmaktadır. Goert’in hesaplarına göre Sint Niklas, dolunaya denk gelen her 5 Aralık’ta olduğu gibi, o sene bir kez daha ortaya çıkacaktır. Beyaz atı ve kara cüceleri ile Amsterdam’da terör estirmeye başladığında, onu durdurmak Goert’e ve tesadüfen de olsa kendisine katılan Frank’e düşer.

İlk önce şu 5 Aralık mevzusunu bir açıklığa kavuşturalım. Hollanda’da yaşayan çocuklar için Noel kutlamalarının en önemli günüdür, çünkü Sint Niklas (Sinterklaas, Santa Claus, St. Nicholas ya da bizim bildiğimiz ismiyle Noel Baba) hediyelerini o gün dağıtır. Çocuklar, Hollanda’ya özgü tahta nalınlarını veya ayakkabılarını şömine ya da soba kenarına bırakarak hediye ile dolmasını beklerler. Hollanda geleneklerine göre Sint Niklas ve yardımcısı Kara Peter (Zwarte Piet) İspanya’da yaşar, her sene 5 Aralık’ta gemisiyle Hollanda’ya gelir ve çocuklara eğer sene boyunca yaramazlık yapmadılarsa hediyelerini bırakır. Dick Maas, bu geleneği tersyüz ederek Sint Niklas’ı yetişkinleri acımasızca öldüren, çocukları çuvallara koyarak kaçırıp İspanya’ya götüren, vahşi bir haydut olarak tasvir ediyor. Yardımcısı Kara Peter’ın yerine de bacalardan içeri rahatça giren kara cüceleri koyuyor. Böylece ortaya ilginç bir Noel Baba fantezisi diyebileceğim Sint çıkıyor.

Sint sadece bu gelenekten beslenmiyor. Korku sinemasının ustalarından John Carpenter imzalı klasikler Halloween (1978) ve The Fog‘dan (1980) da bolca faydalanıyor. Aynı The Fog’da olduğu gibi kendilerini öldürenlerden intikam almak için geri dönen hayalet – zombi karışımı bir çetenin hikayesini anlatıyor. Hatta sisler içinden gelen geminin polis devriye teknesini parçalayarak geçtiği sahne ile ustaya koca bir selam çakıyor. Lisa ve iki kız arkadaşının okuldan çıkıp eve yürüdüğü sahne, Halloween’de Laurie Strode ve iki kız arkadaşının eve yürüdüğü sahne ile neredeyse birebir aynı. Ayrıca Sophie’nin hemen Lisa’nın karşısındaki evde oturması ve aralarında geçen telefon konuşması gibi başka benzer detaylar da mevcut. Önceki filmleri bilenler için izlemesi keyif veren bu sahnelerle referans aldığı yönetmeni onurlandırıyor.

Sint’in en büyük kozu, şüphesiz ki harika bir kötü karakter olan Sint Niklas. Aziz kıyafeti, uzun asası ve beyaz atının ihtişamına tezat yanmış yüzü ile tüyler ürperten bir görüntüye sahip. Ama maalesef kendisini ve icraatlarını pek fazla izleme şansımız olmuyor. Aralara sıkıştırılan zeki espriler, zaten yeterince absürt olan filmi daha da eğlenceli hale getiriyor. Katolik Kilisesi’ne ve üstünü örttüğü gerçeklerin yerine kendi uydurduğu mitleri koyarak yarattığı ruhani dünyaya atılan isabetli taşlar yerini buluyor. Bilindik klişelere sırtını fazlaca dayasa da, zaman zaman tempoda sıkıntılar yaşasa da, izlerken çok fazla rahatsızlık vermiyor. Yani kısaca Sint, çok yeni şeyler söylemeyen ama iyi bir fikri olabildiğince eğlenceli bir şekilde beyazperdeye yansıtan, hoş bir seyirlik.

Bir de şöyle ilginç bir not ekleyeyim. Hollanda’da çocuklar tarafından seyredilmesi yasaklanan filmin afişi de sorun olmuş. Ekim 2010’da mahkemeye başvuran bir grup “duyarlı” ebeveyn, reklam panoları ve sinema salonlarındaki afişlerin kaldırılmasını talep etmiş. Yanmış yüzü ve kötücül bakışları ile korkunç bir görüntüye sahip Sint Niklas’ın, varlığına inanan çocuklar üzerinde kötü etkileri olabileceği öne sürülmüş. Dick Maas, mahkemede savunmasını şöyle yapmış: “Eğer aileler hala çocuklarını Sint Niklas’ın gerçek olduğuna inandırabiliyorsa, rahatlıkla posterdeki kişinin o olmadığına da ikna edebilirler.” Maas lehine sonuçlanan dava, posterdeki yanmış yüzün yeterince belli olmadığına kanaat getirerek şikayeti reddetmiş.

Sint, korkuseverleri memnun edecek pek çok yaratıcı sahneyi barındıran, sürükleyici bir film. Sint Niklas gibi eşine çok sık rastlayamayacağınız bir kötü karakter de bonusu. Aynı tezgahtan çıkma, birbirinin benzeri korku filmlerinden sıkılanlar için iyi bir seçim olacaktır.

Murat Kızılca

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir yorum var

  1. Hikayeyi okurken ilk aklıma The Fog gelmişti, yazıda değinilmesi isabetli olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: