“Kısa Filmin Öyküsü”: Sistemin İpleri (2015)

SİSTEMİN İPLERİ, DOĞUM ÖNCESİ

Sinemaya, İzmir’de Eylül 2014 tarihinde bir sanat derneğinde film atölyesine kayıt olarak başlamıştım ve hemen ardından 2014 Kasım ayında İzmir Güzelbahçe Belediyesi “Kısa Film Atölyesi” kursuna devam etmiştim.

Güzelbahçe Belediyesi Kısa Film Atölyesinde belli süre sonra ekiplere ayrıldık, bu ekipler senaryo yazıp, geliştirip sunum yapacaklardı. 26 yaşında sinemacı olmaya karar vermiş biri olarak hayatımda ilk kez senaryo yazacaktım. Zihnimde bir imge oluştu. Bu bir ipti… Okuduklarım ve gördüklerim sonucunda anlamlandırdım.

Babam, dünyaya hâkim olan kapitalist bir şirketin 25 yıllık işçisiydi. Sinemacı olmaya karar verdiğim zamanki motivasyon kaynağım; gördüğüm ve okuduklarım sonucunda tüm alışılmış düzene, sisteme, dogmalara muhalif bir ruhla karşı çıkmaktı. Bu ip yerel bakış açısıyla babama genel bakış açısıyla tüm işçilere geçirilen bir ipti. Artık bir metafora dönüşen bu ip sistemin ipiydi. Bu fikirle çıktım Kısa Film Atölyesi’ndeki hocamın karşısına; dedim benim senaryo için çıkış fikrim budur, bu da metaforum. Hocam ve ekip arkadaşlarım fikri beğendi, onların onayı ile Sistemin İpleri’nin senaryo haline getirilip çekilmesine karar verildi.

“Senaryo nasıl yazılır, ben hangi formatta yazmalıydım” gibi sorular zihnimi karıştırırken, Kısa Film Atölyesi’ndeki hocam her şeyi yanıtlamıştı. Senaryoyu yazıp hocama gönderiyor, senaryo formatında nasıl yazılırı, diyalogsuz olmasına karar verdiğim bu senaryoda devinimleri nasıl yazmam gerektiğini her gün günde üç dört defa üzerine konuşarak öğreniyordum. Derken senaryo tamamlandı. Çekim senaryosu yazıldı.

İlk senaryo deneyimimin üzerine bir de ilk yönetmenlik deneyimimi yaşacaktım. Yönetmenliğin en önemli aşamasının ön prodüksiyon olduğunu ilk filmimde yaşadıklarımla öğrenmiştim. Yazılan bu senaryoların vücut bulması için; oyuncu, mekân vb. elzem şeylerin bulunma aşamasına gelmiştik ki, yavaş yavaş insanların atölyeyi bırakmalarına şahit olduk. Sonuçta bu atölye bir belediyenin atölyesiydi ve ücretsizdi. İnsanlar yazılıyor, kendince alması gereken şeyleri alıyor, sosyalleşiyor… Alınan eğitimler bitip artık uygulamaya, elini taşın altına koymaya geldiğinde iki kişi kaldığımızı gördük. O yıl tanıştığım ve artık hayatımda manevi annem olarak yer alan Fahriye Us İnan ile ben kalmıştık.

Belediyenin Kısa Film Atölyesi katılımcı azlığı nedeniyle kapandı. Ancak bizim pes etmeye hiç niyetimiz yoktu. İşçi karakteri çocukluk arkadaşım Murat Aytaş, patron karakteri manevi annemin komşusu Emrullah Gönen olacaktı. Duraktaki memurlar, manevi annem Fahriye Us İnan ve eşi Celal İnan olacaktı. İşçi evi olarak benim evim, patron evi olarak da patron karakterinin evi kullanılacaktı. Fabrika çocukluk arkadaşım Okan Gümülcine aracılığıyla ayarlandı.

Mekân hazır, oyuncular hazır… Peki ekip, ekipman? Bizde tek mevcut olan bendeki 600D ve kit lensti. Bize baştan beri inanan Kısa Film Atölyesi’ndeki Zafer Ulufer hocama ne kadar teşekkür etsem azdır. Hocamız ses kayıt cihazı olan ve görüntü yönetmenliği konusunda da bize destek verecek olan Hüsrev Tırabzon’u ekibe dâhil etti. Sanat yönetmenliğini de manevi annemin eşi Celal İnan, yönetmen yardımcılığını, makyaj ve kostümü, set fotoğrafçılığını da manevi annem Fahriye Us İnan üstlendi. Devamlılığa Didem Öztürk dâhil edildi.

Shoulder rig, tripod gibi ekipmanlar çevreden bulunmaya çalışıldı derken filmin finaline yaklaşırken alt açı ile patronun odasına yerden stabil bir şekilde ileri kaydırma kamera hareketi yaptığımız gerilla usulü elle yapılmış slider Oktay Karataş tarafından temin edildi.

Işık ekipmanı olarak, huni içine alüminyum folyo sarıldı ve güç tasarruflu ampul takıldı.

SİSTEMİN İPLERİ, DOĞUM

Almış olduğum 6 aylık eğitim ile Şubat 2015 tarihinde Sistemin İpleri filminin çekimlerine başlamıştık. Setin ilk günü benim evimde, işçinin sahneleri çekilmeye başlandı. Yataktan boynunda ip ile her sabah saat 6’da kalkıyor, tıraş oluyor, ayakkabılarını giyip çıkıyordu. Kendisi de bir fabrikada işçi olan çocukluk arkadaşıma “Yapaylık istemiyorum, bana kendini oyna; jest ve mimik kullanmadan, duygusuz bir ifade takınarak, robot gibi bu kısır döngüyü göster” demiştim. Hep aynı eylemi sadece ayakkabısını giyerken verdiğim değişiklikler ile gün geçişini gösteriyor. Kamerayı da tripoda kilitleyerek seyirciye hiçbir şekilde müdahalede bulunmadan bu sıkıcı kısır döngümüzü ortaya koymak istiyordum.

İşçi sahneleri içinde seyirciyi tek yönlendirmek istediğim yer; işçinin ayakkabılarını giyip, evden çıktığı sahneydi. Üst açı ile karakteri hem olduğundan daha güçsüz göstermek istemiştim hem de mekân tanımlamasına en iyi hizmet eden yer burasıydı. Tek bir kadraj kurup, tüm zihnimde tasarladıklarıma hizmet etmesini istiyordum. Evin kapısı açıldığında, kapının üstündeki o kirlilik, işçi çıkarken arkada görülen halı, koltuk örtüsü bunların hepsi o dar alanda hem sıkışmışlık hissi veriyor, hem de mekânı çok güzel tanımlıyordu.

6’yı gösteren horozlu saat, çocukluğumda babamın memleketi Manisa’ya gittiğimde akrabalarımın evinde olan ve zihnimde çocukluğumu, geçmişi temsil eden bir objeydi. İşçinin yaşamı aslında babamın yaşamıydı. Farkında olmadan zihnim bu film için babamın yaşamını hep kaydetmiş. Her sabah 6’da kalkmak zorunda, her gün tıraş olmak zorundaydı.

Setin ikinci günü otobüs durağında ve fabrikadaydı. Sabah 8, İzmir Güzelbahçe son durağında yolcunun olmadığı saatin rahatlığı içinde ancak yoğun yağışla birlikte çekime başladık. Elimde şemsiye, kamerayı durağın karşısına kurdum ve otobüsü beklemeye başladım. Otobüs durağa yanaştığı an, hemen otobüsün içine bindim. Abi ben sinema bölümü öğrencisiyim, teslim etmem gereken kısa film ödevim var ve yarın teslim etmem gerekiyor yoksa direk dersten kalacağım dedim. Şoför dünden razıymış gibi, hemen şimdi hareket edeyim mi dedi? Yok dedim, ben sana el ile komut verdiğimde durağa yaklaş, yolcuları al, sonra hareket et, biraz ilerle durağı geçince aldığın arkadaşları indir dedim. Otobüsten indim, memur karakterlerine hemen durağa geçmelerini söyledim. Yapılması gereken mizanseni biliyorlardı. Durağa boyunlarında ip ile geldiler, kostüm olarak beyaz yakalıları çok güzel temsil ediyorlardı derken 3 2 1 kayıt komutumla birlikte otobüse el işareti yaptım. Kadraja girdi; durdu, yolcuları aldı ve kadrajdan çıktı. Tek çekimle istediğim mizanseni almıştım.

Fabrika sahnesi için Menemen’e geldik. Çocukluk arkadaşım karşıladı ve çekim için hazırlıklar tamamlandı. Klaket ve 3 2 1 kayıt… İşçinin fabrikaya giriş sahneleri alındıktan sonra fabrika içindeki sahnelere geçtik derken… Fabrika’da çalışmakta olan bazı işçilerin patronlarını arayıp çekim yapılan filmde işçinin boynuna ip geçiriyorlar, bizim işyerimizi küçük düşürmeye çalışıyorlar gibi ihbarları yüzünden, fabrikada bulunan şefleri yanımıza gelip uyarılarda bulundu. Bunun bir kısa film olduğunu, senaryo icabı yapıldığını, herhangi bir marka logosu vb. görüntüler olmadığını, kurumu küçük düşürücü en ufak bir görüntü bulunmadığını ilettim. Çekim için arkadaşım aracılığıyla müdürden izin aldığımızı dile getirdim.

Fabrika içinde işçinin boynundaki ipi çekmek için bulabildiğim tek ekipman olan shoulder rig ile stabil bir şekilde çekemediğimden bir yandan bununla ilgilenirken bir yandan da fabrikanın ortakları beni arıyor ve “biz işçilerin boynuna ip mi geçiriyoruz kardeşim, siz bizim firmamızı nasıl gösteriyorsunuz, 1 Mayıs için mi yapılıyor bu film” gibi sorulara yanıt vermeye çalışıyordum. Alabildiğim kadar fazla tekrar alıp, “kapatın artık kamerayı bu çekim bitmiştir” söylemleri eşliğinde son tekrarımı alıp, çıktık derken firmanın ortaklarından biri fabrikaya geldi. Elimizdeki kamera kayıtlarını incelemek istedi. Kendisi de bu kayıtlarda markalarının adının görülmediğini, hangi fabrikada çekildiğinin belli olmadığını görünce, tamam gidebilirsiniz şeklinde bir cevap alarak bu sahneyi de tamamlamış olduk.

Setin üçüncü günü patron karakterinin evinde ve bir ofisteydi. Patron sabah 6’da kalkmak zorunda değildir, yatak odası aydınlık, gayet şık ve büyüktür. Patron rahat tavırlarla güne kalkar, esner ve tıraş olmak zorunda değildir. Onun için şık görünmek önemlidir. Her gün ayrı takım elbise giyerek evinden çıkışı ile de toplum içinde yaratılan “patron” karakteri kodlarını temsil eder. Evi, giyimi, tavırları bunlar hep kodlardır. Kurduğum kamera açıları, işçide hangi açıları kullandıysam aynısı kullandım ve böylece biçim olarak seyirciyi yönlendirmedim. İşçi sahnesinde seyirciyi kapı çıkışında yönlendirdiğim gibi patron sahnesinde de kapı çıkışında yönlendirdim. Alt açı ile karakteri yüceltmek istedim. Bu sahnede işçi fabrikanın verdiği ayakkabıları giyerken ve her gün tek tip çıkarken patron farklı ayakkabıları ile hep farklı kıyafetle evinden çıktı.

Sıra ofiste final sahnesini çekmeye gelmişti. İşçinin iplerini takip ediyorduk ve patronun ofisine gelmiştik. Yerden elle yapılmış slider ile ipleri takip ettik, yerdeydik patron gittikçe yüceliyordu. Zincirleme geçiş ile birden fazla ipi bir masanın üzerinde gördük. Ardından tam da seyircinin tahmin ettiği o görüntü; patron bacak bacak üstüne atmış, ellerinde birden fazla ipi tutmuş ve kölelerin sahibiyim diyordu. Daha sonra görüntüye tam da kapitalist sistemde patron dendiğinde onunla özdeşleşecek nesnelerden biri olan “puro” görüldü. Patron purosunu içiyordu. Küba’ya gitmiş bir uçak pilotundan temin etmiştik. Derken beklenmeyen bir görüntü… Patronun kravatının altında bir şeyler vardı.

SİSTEMİN İPLERİ, DOĞUM SONRASI

Tamam demiştim, filmi tamamladık ve her şey bitti. Hiç de öyle değildi. Asıl şimdi film formuna dönüşecekti, ama nasıl? Bellekte 17gb görüntü ve ses dosyaları ile kalakalmıştım. Sesleri alan arkadaş da yeni öğreniyor ve miksaj yapmayı bilmiyordu. Kurguda sadece çektiğim planları birleştirmeyi öğrenmiştim, peki ses, miksaj, müzik, color, bunlar nasıl olacaktı…

Tanıdığım sinemayla ilgilenen sadece 2-3 kişi vardı ve onlar da post prodüksiyon aşamasından anlamıyordu. İnternet üzerinden araştırmalara başlamıştım derken bir film forum sitesi buldum, forumda şöyle bir ilan; “İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bilimleri bölümü öğrencisiyim. Kısa filmlere ses kayıt, ses miksaj ve müzik yapılır.” Benim için çölde vaha görmek gibi bir şey oldu. Hemen iletişime geçtim, görüştük ve anlaştık. Bana aynı zamanda kurgucu da lazım demiştim. Beni okulunun Film Tasarım bölümünden arkadaşları ile tanıştırması Sistemin İpleri filminin bir film formuna dönüşmesine, çıtasının yükselmesine ve ilk kısa filmim ile post prodüksiyon aşamasında birçok şeyi öğrenmeme sebep oldu. Ekipman eksikliği ile bazı teknik hataları post prodüksiyon müdahalesi ile kurtardılar. Ben işçi ve patronun tekrarını dört gün olarak çekmiştim. Kurgucu arkadaşımın yönlendirmesi ile üç güne düşürmüştüm. Aslında o tek günde anlaşılıyor demek istediğin demişti ama ben kısır döngü haline gelmiş bu sıkıcı hayatı tüm gerçekliği ve tüm sıkıcılığı ile göstermek istiyorum demiştim. Filmin atmosferi soğuk olmalıydı ve mavi tonun hâkim olmasını istemiştim. Color ile istenilen atmosfer yakalandı. Foley tekniğini ilk kez onlar sayesinde öğrenmiş ve görmüştüm. İşçinin evinde kullanılan; saat alarmı, ev kapısını kapatma sesi, ayakkabı bağcığı bağlama sesi, tıraş bıçağı sesi, çeşmeden akan su sesi, otobüs durağında duyulan yağmur sesi, otobüs sesi, korna sesi, fabrikada yaratılan kaotik ortam sesi ve filmin finalinde kitabı koyduktan sonra çalan filme özel tasarlanmış müzik. Afiş aynı okulun, grafik bölümünden bir arkadaş tarafından tasarlandı.

O güne kadar hayatımda bir defa film festivaline gidip kısa film izlemiştim. Post prodüksiyon aşaması bitince, bu filmler bu festivallere nasıl başvuruyor, kimler seçiyor, bu sistem nasıl işliyor, ben nasıl göstereceğim bu filmi derken yine bilgisayar başında buldum kendimi. 2015 yılında Türkiye’de kısa film festivalleri kargo ile başvuru alıyordu. 67 TL’ye mal olan Sistemin İpleri kargo ile festivale gönderme süreci sonucu filmden daha pahalıya mal olmuştu. Yurt dışında muhteşem siteler keşfetmiştim. Bir defa filmi yüklüyorsun, bilgileri giriyorsun ve pratik, hızlı bir şekilde filmini dünyanın diğer ucunda bulunan festivale gönderebiliyorsun. Bu süreç benim için inanılmaz heyecanlı, şaşırtıcı ve güzeldi.

3 Amerika, 2 Bangladeş, 2 Türkiye, 1 Malta, 1 Çin, 1 Hindistan, 1 Kenya, 1 Nijerya olmak üzere 1’i finalist toplam 12 film festivaline seçildi.

Şimdi ise 2017 yılında tamamladığım Noradrenalin filmi ile festival sürecindeyim. Bir yandan internet üzerinden kurduğum “ozcevikfilm” yapım şirketiyle ilgilenirken bir yandan çekmeyi planladığım yeni filmimin senaryosu ile ilgili çalışmalara devam ediyorum.

EKİP

  • Yazan & Yöneten: Şükrü Özçevik
  • Yönetmen Yardımcısı & Makyaj & Kostüm & Set Fotoğrafçısı: Fahriye Us İnan
  • Görüntü Yönetmeni: Şükrü Özçevik & Hüsrev Tırabzon
  • Oyuncular: Murat Aytaş & Emrullah Gönen & Fahriye Us İnan & Celal İnan
  • Kurgu & Renk: Abdullah Demir
  • Müzik & Ses Miksaj: Yiğitcan Kiremitçi
  • Foley Sanatçısı: Yiğitcan Kiremitçi & Doğus Begar
  • Ses Kayıt: Hüsrev Tırabzon
  • Sanat Yönetmeni: Celal İnan
  • Senaryo Denetçisi: Didem Öztürk
  • Afiş Tasarım: Gözen Kamaz

Şükrü Özçevik Kimdir?

1988 İzmir doğumlu. 2015’ten beri kısa film ile uğraşmakta. 2016 yılında Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Ön Lisans Bölümünden mezun oldu. Şu anda Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Bölümü son sınıf öğrencisidir. ‘ozcevikfilm’ adıyla internet üzerinden yapım şirketi kurmuş olup, freelance olarak tanıtım, reklam vb. projelerde çalışmalarına devam etmektedir.

Sistemin İpleri’nin Katıldığı Festivaller

Sistemin İpleri

Not: Sizler de festivallere katılan filmlerinizin yapım hikayesini bu yazı dizisine eklemek isterseniz [email protected] adresi üzerinden iletişim kurabilirsiniz.

Yazar hakkında: Sidar Serdar Karakaş

Çok küçükken kiralık VHS’lerden dayısıyla birlikte zombi filmleri izledi. Zombilerden çok korktu. Büyüyünce o filmleri George A. Romero’nun yaptığını öğrendi. Üstada hayran oldu. Sinema öğrencisiyken Andrzej Zulawksi filmlerini keşfetti. Zulawksi filmleri ona her zaman güç verdi. En zor anlarında kurtarıcı filmi Possession (1981) oldu. 2006 yılında Öteki Sinema’yı düzenli okumaya başladı. Korku filmlerini ve B Filmleri burada sevdi.

Bir Cevap Yazın