Snake Eyes (1998)

“Gördüğün her şeye inanma!”

Rick Santoro mesleğini kullanabildiği kadar kendi çıkarına kullanmış, bir evi, ailesi, güzel bir sevgilisi olan “kirli” bir dedektiftir. Bir gün savunma bakanlığında üst düzey bir subay olan arkadaşı Kevin Dunne’ın isteği üzerine ağır sıklet boks maçına onun güvenliği sağlamasına yardım etmek üzere gider. Savunma bakanı da bu maçı izleyenler arasındadır. Bakana düzenlenen bir suikast Santoro’nun hayatını geri dönülemez bir şekilde değiştirir. O saatten sonra salondaki herkes bu olayın hem görgü tanığı hem de şüphelisidir.

Yalanların ortasındayken bile doğruları söyleyen bir adamın hikâyesi “Scarface” ve kendi cennetini ararken geçmişine mağlup olan bir adamın hikâyesi olan “Carlito’s Way” gibi unutulmaz kültlerin yönetmeni Brian De Palma ustadan medya, devlet ve işleyiş hakkında çarpıcı bir yapım… Snake Eyes ustanın büyük bütçeli filmlerinden. Senaryosu da kendi ellerinden çıkma. Birçok açıdan ilki barındıran hikâye tek bir mekânda geçiyor. Yönetmen hareketli kamera açılarını, o çok sevdiği biri bizi izliyor hissini tamamen beynimize kazıtan kocaman gözlerini yani kameralarını seyir boyunca aksiyonun dozunu arttırarak verirken öyle bir kullanıyor ki bir anda kendinizi arkanızı kollarken buluyorsunuz. Palma olayın geçtiği anı karakterlerinin ağzından geçmişe ışık yakarak, onların bakış açılarıyla bize tekrar tekrar anlatıyor. Bir şekilde olayı bizim çözmemiz için ipuçları veriyor. Aksiyonu damarlarımızda hissederken bir taraftan da olayın kahramanlarını yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Onların günahlarını, zayıflıklarını ve özlerindeki iyiliği veya kötülüğü hikâyenin aksiyonundan kopmadan görebilme şansına erişiyoruz. De Palma hikâye anlatma yeteneğini bu filmde bir üst düzeye taşıdığını da bu şekilde kanıtlamış oluyor.

Snake Eyes ara ara esler verse de seyrini seyirciyi koparmadan ve yormadan tamamlayabilen 98 dakikalık bir aksiyon. Fakat onu yönetmene bağlayan imza tam olarak bu değil. De Palma devlete, polise, medyaya öyle ince ve keskin eleştiri okları gönderiyor ki film boyunca sorgulamadan seyretmek mümkün değil. Medyanın olay akışında hem kullanan hem de kullanılan olduğunu anlatırken bizi de uyarıyor; “Medyanın size fısıldadıkları duyurmak istedikleridir!” Hükümet, medya ve para… Yönetmenin kullandığı farklı kamera açıları ve karakterlerinin aynı olayı farklı şekilde anlatması bize fısıldadığının bir kanıtı… “İnanmadan önce sorgulayın.”

Rick Santoro karakterinin emanet edildiği Nicholas Cage dengeli ve yerinde performansı ile filme ışık katmış. 90’lar da kariyerinin doruklarında süzülen oyuncu bu filmle bir kez daha kendini kanıtlamış. Yan rollerde ona destek veren Gary Sinise (kendisine CSI-New York dizisinden aşınayız) ve olayın kadın kahramanı Carla Gugino film boyunca seyre değer oyuncular arasında yerlerini almışlar.

Snake Eyes birçok açıdan günümüze de ışık tutan bir yapım olarak tekrar seyredilmeye değer. Medya ve bize inandırmak istedikleri, bir olayın katmanlı yapısı ve bizim değerlendirme yeteneğimizin aslında hayatımızı etkileyebileceği gerçeği… Kısaca “Gördüğün her şeye inanma! Gördüklerin, gerçeğin yakınından bile geçmiyor olabilir!” dedirtiyor Snake Eyes.

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir