Space Truckers (1996)

‘Küp şeklinde domuz’dan, ‘anti-yerçekimi bira’ya kadar herşeyin ticaretini yapan dev bir taşımacılık şirketi… ve Dennis Hopper bu sefer sisteme boyun eğmeyi reddeden bir uzun yol uzay kamyoncusu!

HP Lovecraft uyarlamaları ve kendine has bilim kurgu b-filmleriyle (ve son dönem yine kendine has kara-filmleriyle) ve yine en son Masters of Horror‘da (2005) çektiği 2 bölüm ile kült statüsü perçinlenmiş olan Stuart Gordon’dan eğlenceli bir bilimkurgu/aksiyon macerası var karşımızda. Tabi yine bir b-film, yine bağımsız bir yapım, eğlenceli, karizmatik, sıradışı, biraz yer yer aptalca olsa da, yine orjinal bir tad.

Space Truckers için Screamers (1995) ve Convoy (1978) karışımı bir film diyebiliriz. Aslında filmdeki unsurlara teker teker baktığımızda pek orjinal birşey bulamıyoruz. Ama bu unsurlar çok zevkli bir kolaj halinde sunulmuş. Filmdeki birçok sahne bana StarCraft‘ın (1998) ‘cinematic demo’larındaki kovboy mizaçlı uzay pilotlarını ve askerlerini hatırlattı. Dış mekanlar Starship Troopers (1997) ve Starcraft-vari bir dizayna sahipken, iç mekanlar hafif fütürist, hafif pop-art, hafif Planet Hollywood, hafif bir country barı gibi… Özellikle uzay gemilerinin içi, 90’ların arcade video simülasyon oyun makinalarına benziyor (ki filmle gayet uyumlu olmuş bu tarz). 90’ların ortasında çekilmiş, orta bütçeli bir filme göre filmin sanat yönetmenliği ve efektleri filmi çok güzel taşıyor. Enteresan bir detay; bu uzay filmi İrlanda’da çekilmiş.

Film aslında bir distopya; kapitalist politika ve özelleştirmenin korkunç bir hale getirdiği bir gelecek bu. Ve film bu yönüyle de oldukça güçlü bir alt metine sahip. Ama biz bu distopya içinde görmüş geçirmiş, hayata boşvermiş, fazlasıyla karizmatik bir kamyon şoförü olan John Canyon’ın (Dennis Hopper) esprili hikayesini izliyoruz.

Sinopsis:
Evrende kalmış son bağımsız uzun yol şoförlerinden olan John Canyon, maddi zorluklar yüzünden tekinsiz bir kargoyu Dünya’ya taşımaya kabul eder. İçinde ölüm makinası asker robotlar bulunan bu kargo tabi ki kısa zamanda büyük bir belaya dönüşecektir…

Dennis Hopper, Stephen Dorff ve Debi Mazar arasında bir karizma ve ego çekişmesi diyaloglar, country müzik ve uzayda kovalamaca halinde geçen bu filmi ben çok sevdim. Komik, heyecanlı, seksi ve eğlendirici sahnelerle dolu. Ama tabi herkesi de beni eğlendirdiği kadar eglendirmeyecektir. Stuart Gordon’ın Türk televizyonlarında defalarca gösterilmiş Fortress (1993) ve Robot Jox (1990) gibi filmlerini zamanında seyrederken eğlendiyseniz ve Dennis Hopper’a her zaman kapınız açıksa… bu Stuart Gordon filmini size gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim…

Not: Kadınlar tuvaleti sahnesindeki gizli asansör fikri 10 numara!

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

7 Yorumlar

  1. Zamanında Cine 5 verirdi bu filmi ilk o sayede seyretmiştim. Güzel şirin bir filmdir. Yönetmenin en iyi işlerinden olmasa da seyre değer bir bilim kurgu.Yönetmenin bu yıl sinemalarımızda gösterilen Stuck’ı çok merak ediyorum. Bilen varsa iki kelam etsin.

  2. ben ettim 2 kelam.. gecen hafta yazdim, Murat Tolga’ya yolladim…
    Sirada bekliyo olmasi lazim, bugun yarin cikar burda

  3. fethullah aslan

    yukarıdaki haberi doğrumu anladım diye iki defa okudum. filme öyle övgü doldurulmuş ki okuduklarıma inanamadım. stephen dorf’a “blade”den aşina olup bu filme gitmeyi istemiştim ama kısmet olmamıştı. bir kaç ay sonra tv de izlediğimde şaşkına dönmüştüm. çok ucuz bir prodüksüyondu. filmlerden illa alt metin çıkaracam diye uğraşacaksanız turist ömer uzay yolunda bir anda 2001’e dönüşür. eğlencelik dünyayı kurtaran adama bir taraflarıyla gülenler ciddi amaçlı bilimkurgu olarak çekilen bu filmi nasıl ıskaladı anlamıyorum.

  4. Fethullah,
    yazarı dururken yazıyı ve filmi savunmak bana düşmez ama sitenin editörü olarak duygu durumumuz hakkında bazı ipuçları verebilirim.

    Mottomuz en başından beri “Bizi ve başkalarının sevmediği filmleri izlemeye devam edin…” oldu. Çünkü biz garip ve tam anlatılamaz bir duygu ve belki de çocukluğumuzla ya da başka şeylerle kurdurduğu etkileşim yüzünden kötü filmleri seviyoruz. Bunun herhangi bir açıklaması ya da savunması yok! Sadece bu filmleri izlemeye bayılıyoruz. Eğer entellektüel kibiri had safhada snob bir sinema sitesi hedefleseydik bu filmler yerine Antonioni, Ayzenştayn, Bergman falan yazardık ki yazarlarımızın hepsinin buna da haiz olduğunu biliyorum. İzlediğimiz ve yazdığımız filmlerin kusurları bile bizim için lezzet verici bir sosa dönüşüyor. Yoksa filmlerden zoraki alt okumalar çıkaracağız diye bir gayrete de kesinlikle girmiyoruz. (Avrupa sinemasında bunu bazen yapıyoruz çünkü hakikaten öyle alt metinler oluyor o filmlerde)

    Can Evrenol’da öyle yapmış zaten… Filmle ilgili abuk bir anlam yüklemeye girmeden tür ve diğer filmlerle etkileşim ve benzerliklerini belirterek pek bilinmeyen bu uzay macerasını bizlere tanıtmış ve özellikle demiş ki “Türk televizyonlarında defalarca gösterilmiş Fortress (1993) ve Robot Jox (1990) gibi filmlerini zamanında seyrederken eğlendiyseniz ve Dennis Hopper’a her zaman kapınız açıksa…”

    Ben ne yazıdan ne de filmden, ‘seyreden herkesin deli gibi hoşuna gidecek seyretmeyene ise kız bile vermezler’ gibi bir anlam çıkaramadım. Fanboy tarzı, ‘ben sevdiysem herkes sevecek uleyn!’ tarzı bir yazı yazarsak lütfen uyar ama burada öyle bir şey yok gibi zaten… Sen ne dersin?

    not: bu sakince yazılmış bir açıklama yazısıdır. Sinema konuşmak zevkli bir şeydir.

  5. tolga demirtaş

    “kötü” filmlerin nasıl seyredilmesi gerektiğini öğrenin, onlar genelde çok “iyi”dir.

    demiş bir büyüğümüz :)

  6. Bu sitede hakkında yazı yazılmış olsun, sadece adı geçmiş olsun, bulunan filmlerden anlaşılacağı gibi burayı takip edenlerin tahminen büyük kısmı dahil, kimsenin ucuz prodüksiyonlarla hiç problemi yok. Hatta bu özellik daha bir tercih ediliyor. Buna bir misyon değil, bir tercih olarak bakmak gerek. Bunun yanında alt okuma olarak varsayılan “distopya, kapitalist politika ve özelleştirmenin korkunçluğu” neredeyse en düz kafalı blockbuster macera filmlerinde bile adet yerini bulsun diye konulan temalar. Tıpkı zamanında gençlerin sıkışmışlığına sağlam bir çatlak yaratan punk’ın liste müziği haline gelmesi gibi. Ya da süreklilik hissi vermek için konulan “Saat 10:15, Pentagon” gibi… Ama yine de bu tür kavramlar bazı filmlere hakkaten matrak bir hava veriyor.

  7. mükemmel bir film.şu stuart gordon’a daha fazla bütçe verilse ortalığı kasıp kavurur çünkü inanılmaz bir hayal gücü olduğunu düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: