Starbuck / Benim 533 Çocuğum Var (2011)

BİR GÜN KOCAMAN BİR “BİZ” OLABİLİR MİYİZ?

starbuck-posterMesela bir düşünün. Yıllar önce sadece nakite sıkıştığınız için alternatifler aradığınızı… Elinize verilebilecek her işi yapmaya hevesli olduğunuzu ama bir türlü belinizi doğrultabilecek fırsatı yakalayamadığınızı… Düşünün ki, sırf geçim derdinizden dolayı, hayallerinizin bile yitip gitmekte olduğunu. Sonra sırf elinize bir miktar sıcak para geçsin diye, doğru düzgün araştırmaya bile gerek duymadığınız bir sperm bankasına –kendinizce doğru bulduğunu sebeplerle bağışta bulunduğunuzu… Daha sonra bu sperm bankasının müşteri profiline mensup, 533 kişiden 533 ayrı çocuğunuzun olduğunu… Bu 533 çocuğun büyük bir kısmının (142 tanesi) da sizinle tanışmak istediğini… Düşünmesi biz faniler için pek kolay değil elbette! Aslında bunu düşünmek, her şeyi geride bıraktığı halde, hayatını istediği gibi biçimlendirememiş olan Starbuck için bile fazlasıyla uçuk!

Öyle sanıyorum ki, son yıllarda Kanada’nın bağrından kopup gelen kötü bir film izleme ihtimalimiz, yok denecek kadar az! Bizim festival seçkilerimizde de kendisine layık olduğu yeri bulmaya başlayan ülke sineması, son zamanlarda, kalitesinden ve samimiyetinden ödün vermeyen yapımlar ile çok sevgili dünya sinefillerinin de merakla takip ettiği bir hareket alanına kavuştu. Geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali’nde izleme şansını kıl payı kaçırdığım Starbuck (Türkçeleştirilen ismi ile “Benim 533 Çocuğum Var”) da bu lezzetli yapımlardan biri.

Kafası bir karış havada gezinen genç David Wozniak, yirmili yaşlarındayken, aynı sperm bankasına pek çok kez bağışta bulunur. Wozniak, hem eline para geçmesinin rahatlığı hem de etraflı düşünme gibisinden bir alışkanlığa sahip olmadığı için, bunu neredeyse bir alışkanlık haline getirir. Ama temelinde bütün bu bağışları yapmasının kendince bir sebebi bulunmaktadır. Gel gelelim Wozniak’ın kan bağışlarına kendince yüklediği sebep, ilerleyen yıllarda donörlük yaptığı çocukların, evlatlık olduklarını anlamaları ve gerçek babalarının izini sürmeleri ile hesap-kitap dışına taşar. Kan Bankası’nın Wozniak’a bildirdiğine göre 142 civarında çocuk babalarının kim olduğunu öğrenmek için kolları sıvamıştır bile! Medya desteği ile birlikte de bütün ülke ayağa kalkarak Starbuck nam-ı diğer El Masturbator takma adlı bu babanın kim olduğunun peşine düşer.

starbuck 01

Wozniak, bankanın gizlilik ihlalini bahane ederek, bu hareketliliği mahkeme yoluyla atlatmaya çalışır. Fakat bohemliği ve vurdumduymazlığı ile güzeller güzeli sevgilisinden ayrılan ve yakında bir çocuk sahibi olacağını öğrenen Wozniak, kendisini dize getirebilecek bu fırsatı da tepmek istemez. Kabaran babalık duygusu, içindeki büyümeyen serseriyi dizginler ve çocukların arasına gizlice sızıp yaptıkları etkinliklere katılmaya başlar. Tabi Wozniak’ın tohum aralığı fazlasıyla geniştir. Çocuklarının kimisi futbolcu, kimisi havuzda cankurtaran, kimi ise metroda gitar çalan bir evsiz olmuştur. Woz, ufak ufak bahanelerle, her biri ile diyalog kurar ve onlarla arkadaşlık eder. Zamanla, bu 142 çocuğun hepsinin, sadece gerçek anlamda baba sevgisine muhtaç olduğunu anlar.  Kahramanımız, çocukların hayatlarını, gündelik uğraşlarını ve geçmişlerini kağıtlara yazarak, evinin duvarına ters biçimde asar. Ve her gün bir kağıdı rast gele seçerek, o gün seçtiği kişinin hayatındaki boşluğu doldurmaya soyunur. Bu şekilde sorumluluk almayı da öğrenen Woz, bir hafta içerisinde neredeyse tamamen değişir.

Fakat Woz’un tek derdi, neredeyse kendisine “sapık” damgası vuran tüm medyaya kimliğini açıklama korkusu değildir. Başına ekşiyen alacaklılardan da kurtulması gerekmektedir. Bu sebeple, duyduğu vicdan azabına rağmen, sperm bankasına açtığı karşı davanın peşini bırakamaz. Çünkü davayı kazandığı zaman alacağı para ile alacaklılardan sonsuza kadar kurtulabilecektir. Woz, büyük bir vicdan azabının ağırlığı altında ezilmesine rağmen davadan vazgeçmez. Ta ki sevgilisinin yaptığı doğumun ardından, 533 çocuğuna gelen yeni kardeş ile birlikte, geçirdiği evrim süreci tamamlanana kadar…

Daha çok senarist kimliği ile ülkesinde nam salmış olan Ken Scott’ın bu ikinci uzun metrajlı filmi, trajediye bulanmadan, hazmı kolay bir menü eşliğinde izleyiciye servis edilen lezzetli bir Kanada mizahı örneği. Özellikle halk arasında fenomene dönmüş “El Masturbator” Starbuck karakterini ete kemiğe büründüren Patrick Huard’ın samimi performansına da çok şey borçlu olan film, her zaman iklimi kadar “soğuk” olduğuna inanılan mizah anlayışı konusunu da toptan yalanlamaktadır (ki her iddia da temelde yanlıştır.)

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir