Cadılar Uyanıyor: Stigma (1977)

A Ghost Story for Christmas Serisi

1971-1978 yılları arasında İngiltere’nin BBC One kanalının hoş bir uygulaması vardı. Her sene sonu Noel zamanı, A Ghost Story for Christmas ismini taşıyan kuşakta, süreleri 30 ile 50 dakika arasında değişen bir korku kısası yayınlanırdı. Kısa filmlerin birkaçı hariç hepsi, daha çok hayalet öyküleriyle tanınan yazar M. R. James’ten (1862-1936) uyarlanmıştı. Geriye kalanlardan bir tanesi Charles Dickens’tan uyarlamaydı, iki tanesi de kuşağa özel yazılmış özgün senaryolara sahipti. Önce orijinal seriyi bir listeleyelim:

  • The Stalls of Barchester (1971)
  • A Warning to the Curious (1972)
  • Lost Hearts (1973)
  • The Treasure of Abbot Thomas (1974)
  • The Ash Tree (1975)
  • The Signalman (1976)
  • Stigma (1977)
  • The Ice House (1978)

2005 yılında BBC Four (ve daha sonrasında BBC Two) kanalında tekrar ayağa kaldırılan kuşakta orijinal serideki kısalar tekrar gösterilirken, kimi senelerde hepsi M. R. James’ten uyarlama yeni kısa filmler de çekildi ancak tam manasıyla bir süreklilik sağlanamadı. 2005 sonrası çekilen kısalar ise şöyle:

  • A View from a Hill (2005)
  • Number 13 (2006)
  • Whistle and I’ll Come to You (2010)
  • The Tractate Middoth (2013)

Müthiş Bir Ataerkil Sistem Eleştirisi: Stigma

Öne çıkarmak istediğim kısa, orijinal serideki 1977 tarihli Stigma. Seride özgün senaryoya sahip iki kısadan biri olan Stigma’nın senaristi Clive Exton, yönetmeni ise orijinal seridekilerin biri (The Ice House) hariç hepsini yöneten Lawrence Gordon Clark. Daha çok BBC için çektiği belgeseller ile tanınan Clark için hayatını televizyona adadı desek yanılmış olmayız.

İşkolik bir baba (Peter), kendini ev işlerine adamış, klasik ev hanımı modeli bir anne (Katharine) ve yaşının gereği bilinçli ya da bilinçsiz bir isyankârlık halinde olan 12-13 yaşlarında bir kız çocuğundan (Verity) oluşan, çekirdek bir aile var odağımızda. Her yönüyle alışılageldik ataerkil sistemin yapısına uygun bir aile. Kırsalda, iki katlı müstakil bir evde ikamet etmektedirler. Peter, arka bahçelerindeki devasa taş parçasını yerinden kaldırıp uzaklaştırmak ister ve bunun için iki işçi tutar. Önce bir JCB ile denerler ama yalnızca taşı yerinden oynatabilirler, yerini değiştirmeyi başaramazlar. Taş yerinden oynayınca, sadece o sırada çalışan işçilere çay getirmiş Katharine’in farkına vardığı güçlü bir esinti hâsıl olur. Kadının içine kötücül bir varlığın girdiğini anlarız. Davranışlarında kısa süreli bir değişiklik yaşayan Katharine’in vücudu, görünürde bir yara olmamasına rağmen kanamaya başlar.

*** Bundan sonraki kısım aşırı miktarda sürprizbozan barındırır. ***

Film sona erdiğinde ne olup bittiği çok fazla anlaşılmıyor, kabul ama bütüne yayılan ipuçlarını birleştirince sağlam bir ataerkil yapı eleştirisi ile karşılaşıyoruz. Ailenin yaşadığı iki günü anlatan Stigma, kabaca iki bölüme ayrılıyor diyebiliriz. İlk günde taş yerinden oynuyor, Katharine’in içine bir şeyler giriyor ve akabinde kanamaya başlıyor. Hiçbir açıklama yapılmayan ilk bölümde kötülüğün kaynağının taş (ya da taşın altında gizlenen bir şey) olduğu üstüne basılarak belirtiliyor ama kadının başına ne geldiği ve sebebi tam olarak anlaşılmıyor. Aslında neler olup bittiğini anlamamızı (ya da sıkı tahminler yapmamızı) sağlayacak ancak önemsizmiş gibi görünen bir dolu detay, bu bölümde gerçekleşiyor. Katharine, kızının doğum gününde dışarı çıkmasına izin vermeyen, geç saatlere kadar çalışan kocası için alışveriş yapıp yemeği hazırlayan, arka bahçedeki taşın kaldırılmasını istemeyen ama kocası öyle istediği için razı gelen, ataerkil yapıyı korumaya inanmış, tam manasıyla muhafazakâr bir kadın. Kızı Verity ise (belki yaşının gereği, belki de dönemin özgürlükçü havasından etkilenerek) biraz daha isyankâr bir tavır içinde. Hemen her konuda annesiyle tartışıyor ve gücü yettiğince ona karşı çıkmaya çalışıyor. Ya da masumane biçimde de olsa bahçede çalışan işçilerle flört eder havada sohbet etmeye çalışıyor ama annesinin gecikmeyen müdahalesiyle karşılaşıyor. Odasına çekildiğinde de Rolling Stones’tan (Yuvarlanan Taşlar) Mother’s Little Helper (Annesinin Küçük Yardımcısı) isimli parçayı dinliyor. (Şarkının sözleri için: www.azlyrics.com) Bu sayede anne ile kızın arasındaki kuşak (ve tabii ki hayatı algılayış) farkının altı biraz daha çizilmiş oluyor.

Katharine’in içine bir şeyin girdiğini düşündüğümüz güçlü esinti anından sonra olanlar da birçok ipucu barındırıyor. Katharine, bahçeden mutfağa geçiyor ama bir anda taş kesilmiş ya da hipnotize edilmiş gibi boş boş bakmaya başlıyor. Çalan telefonu duymuyor. Telefona cevap veren kızının uyarısıyla telefona doğru gidiyor ve gecikeceğini söyleyen kocasıyla robot gibi olabildiğince düz ve duygusuz konuşuyor. Telefonu kapattıktan sonra evin duvarlarının nerdeyse yıkılacak kadar güçlü biçimde çatlamaya başladığını görüyor ve duyuyor. Ama bu da aynı esinti anında olduğu gibi sadece Katharine’in farkına varabildiği (ya da sadece onun hissedebildiği) bir durum. Bütün bunlar olurken duvarda asılı iki resme yakın çekim yapılıyor: oturma odasındaki Henry Fuseli’nin The Nightmare’i (Kâbus) ve Verity’nin odasındaki Arthur Rackham’ın Briar Rose’u (Uyuyan Güzel).

İkinci bölümde neler olduğunu bütünüyle anlatmayayım ama şu detayı vermem lazım: Taşın altından, çok uzun zaman önce muhtemelen cadı olduğu düşünüldüğü için belli bir ritüele uygun biçimde öldürülmüş bir kadına ait iskelet çıkıyor. Şimdi olanlara şöyle bir yorum getirebiliriz: İskeleti bulunan cadı uyanarak, “kâbus” gibi üzerine çöktüğü Katharine’in içine girer. Bilindiği gibi ev, ataerkil yapının en küçük birimi olan ailenin kalesidir ve ev yıkılırsa yapı da büyük zarar görür. Kocasıyla yaptığı telefon konuşmasından güç alarak evin yıkılmasını engellemek için direnen kadın, cadıya bütünüyle teslim olmaz. Verity ise cadının temsil ettiği feminist değerlere daha yakındır. Telefon konuşmasından sonra umudunu kestiği kadının (eski neslin) bedenini terk eden cadı, “uyuyan güzel”i (yeni nesli) uyandırmak için Verity’ye geçer ve ilk iş olarak Katherine’i cezalandırır. Final sahnesinde Verity’nin kırmızı ojeli ellerine yapılan yakın çekimde bir soğanın kabuklarını soyduğunu görürüz. Nasıl ki sarımsak vampirleri uzak tutar diye bir inanış varsa, soğanın da cadıları uzak tuttuğu söylenir. Belki de Verity’nin içine giren (ve görünen o ki soğandan etkilenmeyen) cadı, artık çok daha güçlüdür.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir