Süleyman Demirel: ‘En çok “neyi denedin?” sorusuyla karşı karşıya kalıyorum’

Süleyman Demirel’le son filmi Asfalt’tan yola çıkarak ismini, filmlerini ve bakış açısını konuştuk…

Röportaj: Banu Bozdemir

Öncelikle adının hikâyesiyle başlayalım, belki onun da sinematografik bir hikâyesi vardır…

Yazsam bir hikâyesi olur aslında. Demirel’in en popüler olduğu zamanlarda çocuk olan birisi olarak, eğitim hayatım hep hocalarımın ismim üzerine yaptığı esprilere gülmek zorunda kalmakla geçti. Sistem öğretmenleri de tektipleştirmeyi bir şekilde beceriyor olsa gerek ki herkesin yaptığı espri birbirinin aynısıydı. “Ya Nazmiye n’apıyor” diye sorarlardı. Yoklamada adımı okuduktan sonra “Bülent Ecevit burada mı?” diye sorarlardı. Ben de, bir yerden sonra, ismimin nereden geldiği her sorulduğunda farklı bir hikâye anlatmaya başladım. Yeterince çok anlatınca hangisinin gerçek olduğunu kendinizde unutuyorsunuz. İsmimin Süleyman Demirel olmasının iyi tarafı bir kere söylendi mi unutulmaması; kötü tarafı da aynı şekilde bir kere söylendi mi unutulmaması.

Deneyselle kurmacayı karıştıran bir tarzın var. Deneysel hep daha zoru ve anlaşılmaz olanı, kurmaca da daha alışık olduğumuz izleme alışkanlığını temsil ediyor. Senin bakış açın nedir bu konuda?

Deneysel sinemanın oluşturduğu alan çok geçirgen bir alan. Deneysel sinemanın tam bir sözlük karşılığı olduğuna inanmıyorum. İçinde kurmaca bir hikâye olan bir filmin deneysel bir film olabilmesi gibi, bazı video art örnekleri de deneysel film olabilir. Deneysellik daha çok bir tarz arayışı gibi geliyor bana. Deneysel film yapmayı seven bir yönetmen olarak en çok “Neyi denedin?” sorusuyla karşı karşıya kalıyorum. Cevap çok basit aslında: Başka bir anlatı yolu. Bir de tabi ODTÜ GİSAM’ın deneysel filmlerle ilgili sağlam bir geçmişi var. Orada ezelden beri öyle bir kültür var. Siz de o kültürün içine girince bir parçası oluyorsunuz.

Son filmin Asfalt kurmaca mı deneysel mi? Çünkü bazı yarışmalarda kurmacadan, bazı yarışmalarda deneyselden ödül almış… (En son Adana’da deneysel mesela)

Bir arkadaşım deneysel filmlerle ilgili bana “Kurmaca yapamıyorsunuz. Ne yaptığınız belli olmayınca deneysel deyip geçiyorsunuz” demişti. O sözden sonra Asfalt’ı yaptım. Ben kurmaca yapmaya çalıştım ama seyreden kimi insanlar deneysel olduğunu iddia ettiler. Bana kalırsa, Asfalt, içinde deneysel ögeler taşıyan kurmaca bir film. Adana’dan deneysel dalında ödül almamız da şu şekilde oldu. Biz filmi kurmaca dalında gönderdik, festival deneysel kategoriye aldı. Daha sonra konuştuğumda ise kategorinin adının aslında deneysel (özgün anlatım) şeklinde olduğunu öğrendim. Yani anlatısı özgün olduğu için deneyselde yarıştı Asfalt.

 Bu arada Asfalt çok başarılı bir film. Öncelikle nasıl şekillendiğini dinleyelim senden…

Pek çok medeniyet gibi Türkiye toplumu da tarihin en başından beri ataerkil bir toplum içinde yaşamış. Modern dünyada, ataerkillik evrilmiş olsa da tamamen ortadan kalkmamış. Anadolu’daki kültür erkekleri korumacı olmaya, sorumluluk altına girmeye, fiziksel ve psikolojik olarak her daim güçlü görünmeye ve duygularını gizlemeye iter. “Erkek adam” ağlamaz, yalan söylemez, hatta etrafındaki kadınların namusu bile ondan sorulur. “Namusunu temizlemezse” erkekliğinden şüphe edilir. Erkek, bir tür hükmedici üstün güce dönüşmüştür. Bu güç istenci özne olarak erkeklerin hükmetmeyi istemeleriyle değil sırtlarına yüklenen rol ile hayat bulur. Toplum bu güce en temelde boyun eğecek nesneyi ise kadın olarak belirlemiştir. Kadın için toplum içinde yer alabilmek sorgusuz ve sonsuz bir itaat gerektirir. Bu rolleri birleştiren üçüncü bileşen aile ise Anadolu’da bu hükmeden-hükmedilen ilişkisinin resmiyete dökülmesi haline gelmiştir.

Öznel olarak kişiler istemeseler de, aile kurduklarında ailenin gerektirdiği sorumluluk ve davranış biçimlerini önemsiyormuş ve hatta bunlara çok önem veriyormuş gibi görünmek zorundadırlar. Birçok erkek ve kadın isteğinin dışında evlendirilmiştir. Bu kişiler, hayatlarında, toplum tarafından onlara dayatılan gereklilikleri yerine getirirler. Bu gerekliliklerin yerine getirilmesini en başta sağlayan şey, bu bireylerin ailelerinin yaptığı baskıdır. Ailenin babası ve annesi yıllarca kendi oynadıkları rolleri çocuklarına zorla devrederler: Kadın, erkeğin beslenme ve cinsellik gibi ihtiyaçlarını giderir; erkek kadına sahip çıkar. Birlikte çocuk yapıp toplumun değer yargılarını kullanarak bu çocuğu yetiştirirler.

Böyle bir kültürün içerisinden gelen birisi olarak, bu duruma dikkat çekmek için, Asfalt adlı filmi yapmaya karar verdim. Filmdeki karakterler ve çatışmalar da Anadolu’da hala yaşayan kültürün yansımasıdır. Kendileri birey değil, oynadıkları rollerin kuklalarıdırlar. Film boyunca karakterlerin iplerinin nasıl çekildiğini görürüz. Filmdeki iki karakterin hikâyesi onlara özel olmakla birlikte, sayısı azımsanamayacak kişinin yaşam şeklini yansıtmaktadır.

Asfalt aslında bizim yazdığımız uzun metrajlı bir filmin bir sekansı. Uzun filmin içinden bir sekansı kısa film formatına uyarladık. Bu sayede, bir yapımcının kapısını çalınca, kısa filmi göstererek, uzun metrajlı film projemizi daha iyi anlatabiliriz diye düşündük. Bu açıdan bakılınca başarısız oldu. Zira bazı yapımcılar telefonlarını bile açmadılar.

Sinema TV mezunu değilsin ama ODTÜ’de GİSAM’da çalışıyorsun ve son filmin Asfalt sanki bu bölümde çalışmanın etkisiyle ortaya çıkmış gibi?

Lisede çok kötü bir matematik hocam vardı. Hani “komik bir şey varsa hep beraber gülelim” diyen, asık suratlı, insanın enerjisini emen tiplerden. Onunla bir daha aynı derse girmek zorunda kalmayayım diye lisede dil bölümünü seçtim. Sonrasında İngilizce Öğretmenliğini kazandım ama öğretmen olmak hiç aklımda yoktu. Önce müzisyen olmaya çalıştım. Harçlığımdan biriktirdiğim paralarla elektrogitar aldım, ama çalmayı bir türlü beceremedim. Sonrasında, sinemanın Hollywood gişe filmlerinden ibaret olmadığını öğrendim. Sinema, keşfedilmeyi bekleyen, deniz derya bir keyif objesiydi benim için. Tüm gün evde oturup sinema tarihinden önemli filmler izlemeye başladım. ODTÜ’de GİSAM diye bir yerin varlığından haberdar oldum ve bir daha da çıkmadım zaten GİSAM’dan. Berrin Balay, Önder Özdem gibi değerli hocalardan çok şey öğrendim. Sadece son filmim değil bütün filmlerim aslında GİSAM’daki çalışmamın etkisiyle oluştu.

page

Nefes Al Bir gezi direnişi filmi… O nasıl ortaya çıktı. Bir kayıtsız kalamama filmi mi. Bir de gösterim yerlerine bakınca çok az hatta neredeyse bir tek üniversitende gösterilmiş gibi. Bunun özel bir sebebi var mı?

Gezi Direnişinden hemen önce kız arkadaşımdan ayrılmıştım. Biraz da ona kendimi ispatlamaya çalışıyordum herhalde. Bizim kuşak için Gezi direnişi bambaşka bir yerdedir. İlk defa, bizim gibi düşünen bu kadar çok insan aynı amaç doğrultusunda bir şeyler yaptı. Çoğu kişi ilk defa bir gösteriye, yürüyüşe katıldı. Apolitik olmakla suçlanan nesil bir anda politikleşti. O heyecan sırasında video yapmak hiç aklıma gelmedi. Sonrasında, ana akım medyanın artık sadece yandaş medya olduğunu görünce bu videoyu yapmaya karar verdik. Dediğiniz gibi, bir kayıtsız kalamama filmi oldu aslında. Bu durum siyasi görüşle alakalı bir şey değil. Özgürlüğümüz kısıtlanmış durumda. Düşünsenize, Gezi Parkı açılıyor, ardından şizofrenik bir şekilde tekrar kapatılıp parka gelenler gözaltına alınıyor. Bu sırada da açılışta orada bulunan bütün haber kanalları bir anda Mısır’daki durumla ilgili habere başlıyor. Mesela ben babamla konuştum Gezi direnişi üstüne ve olan bitenden haberi olmadığını gördüm. Bildiği şeyler de zaten medyanın yalanlarından ibaretti. İktidar kendi isteklerini halka dayatır. Bu çok da şaşılacak bir şey değil aslında ama medya, alenen olan olayları önce görmezden gelmeye çalışıp daha sonrasında da çarpıtarak gösterince, biz de en azından somut örneklerle, gerçekte neler olduğunu, medyanın bu olayları nasıl yansıttığını gösteren bir video yaptık. Bir ekipten öte iki kişi çalıştık.

Sosyal medyada dolaşan videolar hep polis şiddeti içeren videolardı. Bu videoların paylaşılması tabii ki çok önemli ama bir taraftan da seyredenin moralini bozan bir tarafı var. Direniş sadece bu şiddet görüntülerinden ibaret değil. Sokaklarda polisin, iktidarın bütün uğraşlarına rağmen önemsenmesi gereken barışçıl müthiş bir hareket vardı. Türkiye’de her kesimden insan sokağa direnmeye çıktı. Direnişin sadece bu noktasını düşündüğümüzde bile heyecan verici. Bu nedenle izleyenler videonun son kısmını çok beğendi. Biz de videonun iyimser olmasını istedik çünkü Gezi direnişinin arkasında sadece şiddet görüntülerinin kalması direnişe haksızlık olurdu.

Festivallere göndermemem telif hakkı ile ilgili bir şeydi. Kullandığım görüntülerin hemen hemen hepsini internetten buldum, ben kurgusunu yaptım. Dolayısıyla festivallere göndermem mümkün değildi. Kaldı ki internette kendi kitlesini buldu video. 3 milyondan fazla izlendi.

Müphem belirsiz demek bildiğim kadarıyla. Bir yandan da anti militarist bakış açısıyla askerliğin doğası, ölümü ve kaderini sorguluyor gibisin.  Sürekli kazılan mezar imgesi etkileyici…

Çok komik aslında. Erkeklik organın var diye devlet seni kendisine borçlu ilan ediyor. Tanımadığın yerlere gidip tanımadığın insanları öldürmeni veya tanımadığın insanlar tarafından öldürülmeni meşru görüyor. Mezar her şekilde kazılıyor; içine giren değişiyor sadece.

Asfalt için özel teknik çalışma olarak neler yaptın? Yolda gördüklerimizin ne kadarı gerçek ne kadarı ekleme diyeyim

Filmin araba içindeki sahnelerini GİSAM’ın stüdyosunda çektik. Hem Ozan hem de Güldestan o kadar kusursuz oynadılar ki benim tek ilgilenmem gereken kamera hareketleri oldu. Dış görüntüleri de Samsun’un Ladik ilçesinde çektik. Sonrasında bilgisayarda birleştirdik.

Teknik olarak çok zor bir filmdi Asfalt. Plan sekans yapmak istedik. Zaman algısıyla oynayarak filmi rüyaya daha çok yaklaştırmak ama aynı zamanda da gerçekliğini korumak istedik. Yolda görülen görüntülerin -tarlalar hariç- çoğu CGI. Filmi çekmeye başladığımızda o görüntüleri olayı efekte bırakmadan almak istedik ama onun için çok büyük bir prodüksiyon gerekti ve bizim de o kadar paramız yoktu tabi ki. Dolayısıyla “postta düzeltiriz” mantığını benimsedik ve postta 3 ay harcadık. Bir de sol gözümdeki astigmat 1 derece arttı.

Kadın ve erkek arasındaki kopukluktan bir süre sonra çevreye dönüyor kamera. Hastaneye varıyoruz, araba biblosu diyelim biz ona, düşünce değişime giriyor zaman. Araba içinden kendi içinde devinen dünyaya bakıyoruz gibi… Tam bir açıklama alırsak senden?

Filmdeki atmosferi koruyabilmem için kameranın arabanın içinde kalması gerekiyordu aslında. Hastaneye giderken sönük de olsa bir umut var. Dışarıda hayat devam ediyor. Hayvanlar otluyor. Yeni tohumlar saçılıyor. Bu umudu kıran bir şey gerekliydi. Dolayısıyla kadın ve erkek hastaneye gittiğinde onlarla beraber hastaneye girmek yerine arabada kalıp neler olduğunu arabadaki bir objeyle anlatmak istedik. Bunun için de bahsettiğiniz gibi bir anlatı kullandık.

Asfalt’ı filmin kaydığı zemin, şaryosu gibi mi kullandın? Özellikle de kadının gözü gibi mi?

Arabaları düşündüğünüzde arabalar devasa bir kaya üzerinde hareket eden küçük uzay kapsülleri gibiler. Dışarıdan farklı bir atmosferleri var. Kamusal alanda özel alan yaratıyorlar. Hareket edebilen evler gibiler. Ama arabaların hareket edebilmesi için yola ihtiyaçları var. Ve yollar sabit rotalar oluşturuyorlar. Hangi arabada olursanız olun aynı yoldan gidiyorsunuz. Arabadaki erkek tahsil görmüş, nasıl bir dünyada yaşadığının farkında olan, hatta eşinin, kendi babasının dediğini duymaması için telefonun sesini kapatan bir karakter. Fakat bu karakterde bile ataerkillik kendisini yeniden yaratmaya çalışıyor. Önceden toprak yoldu, şimdi asfalt. Yolun biçimi değişti, rotası aynı.

Kısa filmde senin için öncelik içerik mi biçem mi?

İçerik ve biçem birbirlerini tamamlayan unsurlar. Tek başına içerik salt iyi bir senaryo olarak kalır, tek başına biçem de bir nevi fetiş. İçeriğe göre biçem geliştirmek filmi özgün yapan noktadır bana kalırsa. Eskiden çok daha iyi senaryolar vardı ama biçem yerlerdeydi. Şimdi ise biçem konusunda çağ atlandı fakat senaryo yerlerde. İkisini birden iyi yapabilen filmler kendilerini gösterebiliyorlar artık. Kendi adıma konuşacak olursam; eskiden biçem konusunda çok takıntılıydım, şimdi sadece duyguyu nasıl aktarırım sorusunu yanıtlamaya çalışıyorum.

Destek aldığın kurumlar var mı? Mesela Kültür Bakanlığı?

Kültür Bakanlığı’ndan hem Asfalt için hem de Asfalt’ın içinden çıktığı uzun metraj senaryosu Anka için destek aldım. Bunlar haricinde iki proje için de ret aldım. Zaten kısa film için destek alabileceğiniz iki kurum var Türkiye’de benim bildiğim kadarıyla. Diğeri olan Yeni Film Fonu tarafından da herhalde 4 kere reddedildim. Allah’ın hakkı 3 değil 5’tir inşallah.

Bundan sonra yapacakların, uzun metraj olacak mı?

Kısa film uzuna göre çok daha saf, naif, özgür bir mecra. Uzun film yapınca işin içine bütün çirkinlikler giriyor: para kaygısı, oto sansür, kodaman adamlar vs. Bana soracak olursanız olacak ama yapımcıların hiç gönlü yok.  Yine de her şekilde ben kısa film yapmaya da devam edeceğim. Yaptığım uzun metraj filmin yanında bir de aynı filmle alakalı bir kısa film yapmayı düşünüyorum. Hatta muhtemelen yukarıda saydığım sebeplerden dolayı kısayı yaparken daha çok tatmin olacağımı hissediyorum.

Diğer kısa filmcilerle iletişimin nedir, onlarla bir araya gelme şansı buluyor musunuz?

Kısa filmcilerin çoğu İstanbul’da olduğu için genellikle festivallerde yüz yüze görüşme şansım oluyor. Bir önceki görüşmemiz 3 yıl önce bile olsa ilişkimiz kaldığı yerden devam ediyor. Garip bir paylaşım bu noktadan bakıldığında. Bir de tabi kısa filmcilerin örgütlenmesi sürekli konuşulan ama bir türlü rayına oturtulamayan bir şey. Kimi festivaller ödül ücretlerini yıllar sonra veriyor, kısa filmleri çok kötü şartlarda gösteriyor. Böyle durumlarda dayanışmak için bir örgüt kurulması gerekiyor ama galiba kimse kendinde o direnci bulamıyor.

*Dipnot: Sorularda hep tekil konuştum ama şimdiye kadarki bütün filmleri Recai Rize ile beraber yaptık. Ben ismimden dolayı daha çok akılda kalmış oldum

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir