Karanlık ve Siyah: Sun Ra’s Space is the Place

Sun Ra’nın kozmik dili ve öğretileri, müziği sessizliğin sesi, kelamların kelamı olarak ele almaktaydı. Müziğe verdiği önem ve atfettiği tüm değerler, Afro-Amerikan’lar için de bir önem taşımaktaydı. Klişelere odaklanarak siyah/beyaz biner karşıtlığı gözetmiyordu Sun Ra. O, müzik ve bilhassa kendi müziği aracılığıyla kozmik öğretilerini ütopyaya yansıtıyordu ve bu ütopya siyasi bir değer taşımak yerine, evrensel bir müzikal dili oluşturuyordu. Müzik ise bu yansımanın anahtarıydı.

Space is The Place (John Coney, 1974) çokça tartışılan blaxploitation alt-türünde siyahi insanı konumlandırırken, popüler kültürün içindeki siyahı çekip alıp bambaşka bir gezegende konumlandırmayı, bambaşka bir gezegene yansıtmayı amaçlıyordu. Ancak Sun Ra’nın evrensel müzikal diline baktığımızda bu kozmoloji esasen siyahın da içinden siyah olanı seçmek, gün ışığına çıkarmak ve konumlandırmak ile alakalıydı. Sosyo-kültürel platformda siyahın yeri, içinde barındırdığı beyazlaştırılma ile de ölçülüyor, siyahın siyaha sunduğu eğlence araçlarında bile beyazın mutlaka yer edindiğini yahut zorla edindirildiğini vurguluyordu. O halde filmin ana önerisi siyahın kaderiydi ve geleceğiydi; tıpkı metindeki kartlarda okunduğu üzere…

Space is the PlaceSun Ra kendi eserlerinden anlaşıldığı üzere kendini bir astro-black (aynı isimde bir şarkısı mevcuttur) olarak konumlandırıyordu popüler kültürün ve özellikle Space is The Place’in içinde. Giysileri kozmik bir firavunu andırıyordu. Sun Ra’nın deneysel/özgür caz müziğinin yapıtaşına baktığımızda da siyahın önüne konacak olan “Astro”nun “Afro” ile olan kelime oyununu ve özdeşleşişini gözlemleyebiliriz. Metnin ilk sahnelerinden biri olan; 1943 Chicago’sunda bir gece kulübünde geçen sahnede “Afro”dan “Astro”ya geçişin çok net bir tablosunu görürüz: Sigara dumanının bolca olduğu, çoğunlukla siyah insanların konumlandığı gece kulübünde Sunny Ray (henüz Sun Ra değil) Afro-Amerikan caz müziğini icra ederken “beyaz” takım elbiseli The Overseer (Raymond Johnson) ile karşılıklı olarak siyahların geleceğini tartışacaklardır. Ancak öncesinde Overseer tüm içinde barındırdığı potansiyel beyaz ile bu caz piyanistinin bir halta yaramadığını vurgulayacaktır. Öyleyse “Afro”dan “Asto”ya geçiş için ilk sinyal müziğin yapısal olarak daha özgürleşmesidir (burada Sunny Ray’den tipik Sun Ra motiflerine geçiş vardır) ve bu özgürleşme sonucunda gece kulübünün yerle bir olmasıdır. Ama bu yerle yeksan olan gece kulübünde etki siyahlaradır. “Beyaz” takım elbiseli The Overseer dışında kulüpte kimse kalmamıştır. Neden? Bu esnada neler olmuştur Amerika’da? Peki 69 yılının sonuna geldiğimizde ne vardır, neler sunulur bize? Bize sunulan şeyler sabittir: Siyah siyaha “nigger” diye hitap eder, ondan çalar, onu aşağılar. Fahişeleri kullanırlar, manipüle ederler, “bir fahişe buna müstahaktır” derler. Beyaz kimliğin bir fahişeyi öldüresiye dövmesine ses çıkarmazlar. Ama en önemlisi, Sun Ra’nın onları düşündükleri kadar kendi insanlarını düşünmezler. Sun Ra’nın ütopyasına gereksinimleri yoktur. Sun Ra buna bir “mit” der. “Siz de ben de gerçek değiliz” der. Eğer gerçek olsaydılar, eşit şartlar altında yaşıyor olurdular. O yüzden siyah insanlar Sun Ra’nın hem güncel hem de kozmik dilinde “mit”tir.

Peki Sun Ra’nın “mit”i nasıl işler? Biner karşıtlığın bütünselliğe ve kavramsallığa varan genişliğinde. Bu kavrama “karanlık” diyeceğiz ama Sun Ra’nın evrensel müzikal dilinde karanlık, aydınlık/karanlık biner karşıtlığına özdeş değildir. Kendi başına ütopyadır. Aydınlığın zıttı değildir çünkü aydınlıktır. Sun Ra’nın metindeki sözlerine kulak verirsek bunu daha net anlarız: Sun Rauzay sadece yukarıda değildir” der. “Aynı zamanda aşağıdadır”. “Ben her şeyim” der, “ve… hiç bir şeyim”. “Kaybetmek…” der, “aynı zamanda kazanmaktır.” Siyahiler Sun Ra’nın giydiği ayakkabıları, kostümünü ve ütopya planını sorgularlar. Biner karşıtlık burada yatmaktadır ve bu karşıtlığın bir bütünselliği yoktur, tüme varmaz ve kavramsallaşmaz, kavramsallaştırılamaz. İçselleştirdikleri potansiyel “beyazSun Ra ütopyasına; uzak galaksilerde kuracakları ütopyaya inanmaz ve gereksinim duymaz. Sun Ra’nın, yanına alacağı siyahi eğlence kimliği olan, radyo sunucusu Jimmy Key’e (Christopher Brooks) söylediği “siyah taraflarını bırakamazsın, onları yanımda alacağım” demesi, siyah/beyaz biner karşıtlığının yine kavramsallaştığı noktadır. Bu nokta “karanlık” noktadır. “Ben karanlığım ve siyahım” der Sun Ra.  Jimmy Key bile yanında içinde barındırdığı potansiyel“beyaz” kimliğini galaksiye götürmekten yanadır ama Sun Ra tarafından izin verilmeyecektir. Sun Ra metaforik olarak “karanlığım” demez. Karanlıktır ve siyahtır. O “uzay işte bu yerdir” der. “Siyah”, “beyaz”ın karşıtı değildir. Kendi başına karşıtlığı olmayan bir kavramdır (karanlıktır) Sun Ra’nın dilinde, öğretisinde ve de müziğinde.

Metnin sonu dikkat çekicidir: Sun Ra kendini takip edenleri yanına aldıktan sonra uzay gemisinin içinde Gezegen Dünya’nın alevler içinde yok olduğunu görür. Ama bu yok oluş, sadece “siyah”ın “beyaz” ile olan çatışmasından değil, “siyah”ın “siyah” ile birbirini yemesinden kaynaklanır. Biner karşıtlığın bir bütün olarak kavramlaşamamasından dolayı yok olur Gezegen Dünya. Sun Ra ve takipçileri karanlığı alırlar ve çekip giderler bu Dünya’dan.

Öteki Sinema için yazan: Burak Bayülgen

Sun Ra 01

Yazar hakkında: Burak Bayülgen

1983′te İstanbul’da doğan Burak Bayülgen yedi yaşında korku filmleriyle tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe, yani yazı yazmaya koyuldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir