Hastalıklı Bir Şiddet Senfonisi: Superjail! (2007)

Dışarıdaki hayat alıştığımız gibi değil… Dünya çığırından çıkmaya başlıyor… Artık sokaklar da güvenli değil… Ama bir yol biliyorum… Gidilecek tek bir yer var… Eve dönüyorum…

Cheseburger grubunun parçası olan “Comin Home”un arasından etrafa saçılan yukarıdaki sözler, Superjail’in girizgah kısmını oluşturuyor. Çıldırmış bir dünyanın alternatifi olarak, çıldırma kat sayısı daha kabarık Superjail’de kopan uzuvların, kırılan boyunların, fırlayan gözlerin, dağılan beyinlerin, muhafazakar ebeveynler için açık açık bir tehdit unsuru olarak görülmesine de şaşırmamak gerekiyor. Diğer taraftan ters okuma yapıldığında Superjail, şiddetin ne kadar basitleştiğinin ve insanların ne kadar küçük sebeplerle şiddete sarılarak deşarj olduğunun dolaylı bir sözcüsü de diyebiliriz.

Bu zamana kadar beyaz camı kızıllara boyadığı için defalarca şikayet edilen yapımların tamamını unutun! Hele ki ebeveynleri tedirgin eden animasyonları mümkünse aklınızın ucundan bile getirmeyin. Meşrebinin duvarını tamamen yıkan ve sınırları ortadan kaldıran, arızametresi bu kadar uçuk bir rakamı gösteren başka bir animasyon örneğine rastlamadığınızı iddia edebilirim.

Chris Alexander, Superjail için, televizyon tarihinin en fazla uzuv kopan resitali yorumunu yapmış. Gariptir ki, 10 dakikalık optimum bir süreye sahip olan ve her ne kadar kalın kalın dış çizgilerle ayrılsa da Robot Chicken, Family Guy ve South Park ailesinin bir ferdi gibi pazarlanan Superjail, işlemekte olduğu konuyu uç noktalara taşırken çoğu zaman saykodelik etkilenimin de çatısının altına sığınıyor.

Ben Gruber, Christy Karacas ve Stephen Warbrick üçlüsünün liderliğinde hayat bulan Superjail, ikinci sezonunu ortalamasına rağmen, ülkemizde pek fazla bilinen ve takip edilen bir seri değil. Bu bakımdan Robot Chicken’a benzer bir talihe sahip. Fakat beklenildiği gibi Robot Chicken misali daldan dala konan bir abzürd çıkartması falan değil. Garip bir biçimde hem hikayelerin kendi içerisinde hem de genel anlamda bir bütünlük bile söz konusu diyebiliriz. Televizyon kültürünün istismar kapılarını sonuna kadar aşındıran Superjail, yine de bu kültürün neferleri tarafından tu kaka pozisyonuna getirilmekten de yırtamadı!

İşlenmemiş çiğ şiddet konusundaki bonkörlüğü, 4 yaşında kansere yakalanmış küçük bir çocuğu da mizah malzemesi haline getirerek, tartışma kat sayısının arttığı, kritik bir noktaya taşımaktan da çekinmiyor ekip. Bu bağlamda sorgu sınırları içerisinde “ahlak çerçevesinin” ahşabını delip geçebilecek her türlü hamleyi gözünü kırpmadan yapabiliyorlar.

Yine Öteki Sinema’da kritiğini yapmış olduğum İspanyol yapımı Boogey ile de akrabalık bağları olduğunu söyleyebiliriz. Superjail’de can sıkıntısını, mahkumların yaratıcı kıyım icatları ile geçirmeye çalışan hapishane müdürü başta olmak üzere, ana karakterlerin tamamı, etiğin içine tıpkı Boogey gibi tükürmekten geri kalmıyorlar.

Superjail yukarıdaki özelliklerine ek olarak bir şeyler atıştırarak izlenebilecek bir animasyon dizisi de değil! Özellikle cinsiyet ayrımcılığı ya da ırkçılık üzerine fütursuzca dilini bandırdığı konular, her kesimden izleyicinin rahat rahat hazmedebileceği türden değil. Şiddet unsurunu da ritmik bir senfoninin ana malzemesi haline getirmesi, ve her polinom kareye ortalama 1 adet kopan uzuv kondurmaya çalışması da benzer hazım sorunlarına yol açabilir.

Diğer taraftan günümüzde şiddetin geldiği nokta konusunda en basit okumalar bile mahal verebilecek kadar çiğ ve gösterişsiz ki Superjail’i asıl başarılı kılan tarafı da hiç kuşkusuz bu özelliği diye düşünüyorum.

Deliye dönmüş, ve histerik etki altında şiddeti, bu animasyon dizisindeki karakterlerin herhangi biri kadar kolay bir biçimde uygulayabilen insanlarla dolu olan bu dünyanın, aynanın diğer tarafındaki hali hiç kuşkusuz Superjail. Jailbot’un, hapishaneden kaçıp, dışarıda elini kolunu sallaya sallaya terör estiren mahkumu, her bölümün başında kolundan tutarak hapishaneye geri getirmesinin çıkış noktası da tam olarak bu aslında! Her ne kadar topluma hala “fantastik” gelse de metotların bir önemi yok! Şiddet her rengi ile aynı şiddettir!

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

Bir yorum var

  1. videodreamproject

    sayende haberim oldu Fatih,kesinlikle favorilerimin arasında yerini aldı. bir çok meseleyi bünyesinde barındırmakta ve daha da uzun incelemeye değer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: