Superman: Kızıl Evlat

“Ya Superman’i taşıyan kapsül Sovyetler Birliği’ne düşseydi?” gibi bir soru ile çıkan DC Comics’in üç sayılık Kızıl Evlat serisini tanıtmak istiyorum sizlere. Alternatif DC evrenlerinin yayımlandığı Elseworlds serisinden çıkan Kızıl Evlat, tüm Superman mitine farklı bir gözle bakıyor. Bilindiği gibi Superman ne kadar dünya kahramanı olsa da, kapitalizmin de en büyük koruyucusu olmuştur. Çoğu benzeri çizgi roman gibi Soğuk Savaş döneminde Amerikan destekçiliği yaptığını da söyleyebiliriz.

Kızıl Evlat, şimdiye kadar güçlü Amerika’nın sembollerinden biri olan Superman’i bu defa karşı tarafta adalet için çalıştırıyor. 2003 tarihli Mark Millar’ın yazdığı seride, Superman’in bebekliğini taşıyan kapsül Kansas yerine Ukrayna kollektifliği çiftliğine düşer. Zaman içinde bir İşçi idolüne dönüşen süper kahramanımız güçlerini Sovyet sosyalizmi, Stalin ve Varşova Paktının geleceği için kullanır.

1950’lerin sonunda, Sovyetler Superman’in varlığını tüm dünyaya duyurur. Adalet ve Kominizm için mücadele eden bu uzaylı cengaverin varlığı Kapitalizm’in kalesi Amerika’da büyük bir paniğe yol açar. Nükleer Savaş gücü yarışındaki iki ülke bu sefer Süperkahraman yarışına girecektir. Amerika aradaki açığı kapamak için en güçlü beyni Lex Luthor’u devreye sokar. Lex’in bitmeyen kötücül planları ile Superman’in sonunu getirmek istemektedirler.

Lex Luthor, Superman’in klonunu yaratır ve Superman’e karşı yollar. Ancak Bizarro adlı bu yaratık amacına ulaşacakken canı pahasına dünyayı korumayı seçecektir. Superman, klonu ve diğer Luthor canavarları ile karşılaşırken Wonder Woman ile tanışır ve inişli çıkışlı bir ilişki yaşamaya başlar. Sosyalist devrimde aşk yoktur yoldaşlık vardır ekolünden gelen Superman’in kadınlarla ilişkileri de hiç bir zaman rayına oturamaz.

Superman tüm dünyaya komünizmi yayarken tek düşmanı Amerika değildir. Stalin’in üvey oğullarından ve güvenliğin başında bulunan Pyotr Roslov’un nefretini kazandığı gibi Superman’in aşırı korumacı tavrına karşı çıktıkları için öldürülen bir ailenin oğlu da siyahlar giyerek yarasa figürünü kendisine amblem seçecek ve sisteme başkaldırının figürü olacaktır.

Stalin’in ölümünden sonra hiç istemese de Sovyetler Birliği’nin başına geçen Superman’in Büyük birader gibi insanları üstten kontrol eden tavrı Keneddy’nin Luthor’u daha büyük yetkilerle donatmasına neden olur.

2000’li yıllara gelindiğinde tüm dünya Amerika dışında Superman’in Komünizmi ile eşitlik ve barış içinde yaşarken diğer taraftan Amerika’da durum içler acısıdır. Lex Luthor başkan olarak dibe vuran ülkeyi yükseltmek ister… Zekasını Superman’in peşinden koşmaktan çok kapitalizmi canlandırmaya adar.

Son kez karşı karşıya gelecek Lex Luthor ve Superman dünyanın geleceğinin şekillenmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

Superman: Kızıl Evlat DC dünyasını sevip hikayelerden sıkılanlar için kısa bir kaçış niteliğinde. Yoldaş Superman’in yanında bize Batman’i, Wonder Woman’ı hatta Stalin, Kennedy gibi gerçek karakterleri de sunan seri oldukça iyi düşünülmüş ayrıntılar ile hikayeyi süslüyor. Çizgi Roman okurlarının “ya öyle olsaydı?” sorularına yanıt ararken, köklerinden kopmamayı da başarıyor.

Mark Millar seriyi daha ufacık bir çocukken Superman 300’de kapsülün SSCB ve Amerika arasında denize düştüğü bir çizimi gördüğünde düşünmüş. 13 yaşından itibaren konuyu DC’e defalarca sunmuş ve sonunda başarılı olmuş.

Kriptonite’e hiç girmezken süpriz finali ile de okuyucuyu şok etmeyi başarıyor. Kal-L (alternatif evrende ismi bu şekilde değişmiş), Lex Luthor düşmanlığını ise çok farklı bir noktaya taşıyor. Okuyunuz, okutunuz…

Ayrıca kısa animasyon serisini de itunes’dan izleyebilirsiniz. Ben itunes diyeyim siz artık nerden isterseniz oradan seyredin.

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

Bir yorum var

  1. Mark Millar’ı okumaktan büyük keyif alsam da kendisini fazla Alan Moore’a özenir buluyorum. Açıkçası Red Son biraz tribüne oynayan bir çizgiroman ama bu konuyu Millar’dan daha iyi işleyen biri de olamazdı Amerikan çizgiromanında. hikayeye batmani eklemlendirdiği kısmı özel olarak seviyorum, baya orjinal bir hava katmış.

    Umarım bu çizgiroman Türkiye’de de basım şansı bulur. DC telif ücretlerini yüksek tuttuğundan çoğu yayınevi superman basmaktan kaçınıyor ama red son tam koleksiyonluk bir eser. Okurlar mahrum kalmamalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: