Sylvester Stallone’un Yönetmenliği Creed’e Neler Katar?

Sinema dünyasının unutulmaz serilerinden Rocky’nin spin-off’u olarak adlandırabileceğimiz Creed, ikinci filmiyle bir dahaki yıl vizyona girmeye hazırlanıyor. Ancak son birkaç ayda filme dair çıkan haberler, zaman zaman hikâyeye dair iştah kabartırken, zaman zaman da insanı düşünmeye itmiyor değil. Nitekim kesinleşen son bilgiye göre, Creed 2’nin yönetmen koltuğunda Sylvester Stallone’u göreceğiz; yani nam-ı değer Rocky’yi. Pekâlâ, ilk Creed filminde yalnızca oyuncu olarak karşımıza çıkan Stallone’un böylesi ateşten bir gömlek giymesi, devam filmini nasıl etkiler? Dilerseniz bu duruma hep birlikte göz atalım.

En başta dile getirmek gerekir: Creed, Rocky’den aldığı mirası zedelemeden, üzerine koymayı başaran ve bunu kusursuza yakın bir şablon içerisinde sunan bir film. Özellikle seriden aldığı referansı, kendi hikâyesi içerisine özgün bir şekilde monte eden Creed, başından sonuna dek düşmeyen temposu ve albenisiyle de izleyicisini selamlar. Bu noktada filmi ilgi çekici kılan detayların başında ise hiç şüphe yok ki Rocky gelir. Hele hele Stallone’un ortaya koyduğu eşsiz performans, belki de serinin dahi üzerine çıkan harikulade bir Rocky Balboa portresini huzurlarımıza getirir.

Sylvester Stallone’un böylesine özel bir performansın altına imza atmasının ana sebebi, Rocky’ye hayat verdiği süre zarfı içerisinde ilk defa karaktere bu denli odaklanıyor oluşudur. Bilindiği üzere, Stallone’u daha geniş kitlelere tanıtan ve ona şöhretin kapılarını altın tepside sunan proje Rocky’dir. Bu da Stallone’un yarattığı karaktere karşı her daim bir aidiyet duygusu beslenmesine vesile olur. Nitekim Rocky yıllar yılı evlerimize konuk olurken, Stallone de hep yaratıcı ekipte yer alır. Dile kolay, 1976’da hayatımız giren Rocky Balboa, 40 sene sonra, ilk defa başkasının kaleminden çıkan bir hikâyeyle karşımıza gelir; bu da Stallone’un yalnızca karakterini düşünmesine ve performansıyla büyülemesine olanak sağlar. Evet, bugünlerde Creed 2’ye dair iştah kabartabiliyorsak, bunun asıl müsebbibi Stallone’un ortaya koyduğu Rocky performansı olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Ancak burada bir sinemasever hatta bir Rocky hayranı olarak aklımda yer eden birtakım endişeler de yok değil. Nitekim en başta dile getirdiğim gibi, Stallone Creed’in ikinci halkası için ipleri eline alarak yönetmen koltuğundaki yerine geri dönüyor. Burada beni düşünmeye iten, Stallone’un yönetmenlik becerisi değil. Keza serinin daha önceki bölümlerinde rüştünü ispatlamış komple bir sinemacıdan bahsediyoruz. Ancak Creed’de kendisini tamamen Ryan Coogler’ın ellerine teslim eden Stallone’un ne denli müthiş bir performans sergilediği de göz ardı edilmeyecek bir gerçek.

Bu noktada akıllara 2006 yapımı Rocky Balboa geliyor. Karakterin geri dönüşünü simgeleyen ve fazlasıyla duygusal bir atmosfer etrafına kurulu olan film, Rocky’nin izleyenin içine işleyen duruşu ile fark yaratır. Ancak Stallone’un başka bir yönetmen önderliğinde, yalnızca karakterini düşünerek hareket ettiği bir yapıyı gördükten sonra, keşke Creed 2 için de böyle bir yol izlenseydi demekten kendimi alamıyorum. Böylelikle hem Stallone kendisini fazla yıpratmadan, teknik detaylara kafa yormayacak ve yalnızca Rocky’nin duygu yüklü bakışlarını bize bir kez daha aktarmakla yükümlü olacaktı.

Pekâlâ, bu noktada hemen şu soruyu sormak gerekir. Creed 2, Stallone’un yönetmenliğinde çöp bir film mi olacak? Kesinlikle hayır! En başta Rocky karakterini yaratan, bununla da yetinmeyerek seriye yıllar yılı emek veren usta bir sinemacının kamera arkasına geçmesi, muhakkak ki anlatıya farklı bir doku katacaktır. Hele hele Rocky Balboa’da kurulan duygusal atmosferi ve Rocky’nin burada oğlu ile girdiği diyalogların vuruculuğunu düşünürsek, Creed 2’de Adonis ile Rocky’nin bolca hüzünlendireceğini ve boks temasının dahi önüne geçen dokunaklı bir anlatı sunacağını öngörebiliriz.

Gelelim Creed 2’ye dair öne çıkan ve artık söylentiden de öteye geçen bir diğer hadiseye. Rocky külliyatının en önemli figürlerinden olan Ivan Drago, tüm endamıyla geri dönmeye hazırlanıyor! Bizzat Stallone’un kendi ağzından çıkan bu söylem, Creed’in devam filmine dair oluşan beklentiyi de arttırıyor. Nitekim Rocky 4, buram buram propaganda koksa da, Apollo’nun ölümüyle izleyenlerinin canını da yaksa, serinin en değerli bölümlerinden biri olarak belirir. Keza, Rocky ile Drago’nun ortaya koyduğu eşsiz mücadele, şimdilerde bile sinema tarihinin “en”lerinden biri olarak güncelliğini korur. Drago’nun Creed’de belirmesi de intikam sosuyla bezeli bir hikâyenin önümüze gelmesi demektir.

İster istemez burada da bir başka endişe doğuyor. İlk filmde hiç tanımadığı babasının gölgesinden kurtulmaya çalışan Adonis’in doğuş hikâyesine tanıklık ettik. Hali hazırda dahi, Apollo’nun mirası altında var olma mücadelesi veren genç bir boksörün omuzlarına, bir de Drago vesilesiyle intikam mottosu yüklemek, Creed’in bağımsızlığını baltalayabilir. Bu da filmi, Creed’den ziyade, Rocky’nin bir devam filmiymiş hüviyetine büründürebilir. Bu nedenle Drago tercihinin, filme ince bir şekilde giydirilmesi ve Adonis’in yükselişteki kariyerine çelme takmadan ilerleyebilmesi fazlasıyla önemli.

Stallone, ne zaman ki Rocky kimliğine bürünecek olsa, bu her daim ilgi çekici bir durumu beraberinde getirir. Çünkü Rocky, sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran ve yedinci sanatı seven-sevmeyen herkesin hayatına bir noktada temas eden bir karakterdir. Bu nedenle Creed, ilk filmiyle fazlasıyla dikkat çekmiş ve birçoklarının koşa koşa sinema salonundaki yerini almasına vesile olmuş bir iş. İkinci filme dair çıkan her söylem, hakkında geliştirilecek her teori de, Creed 2’ye dair konuşmamızı zorunlu kılar. Bu nedenle Stallone’un yönetmen olmasından tutun da, Drago’nun hikâyeye geri dönmesine kadar her bir ayrıntı, gelecek adına önemli detaylara ışık tutuyor.

Adonis’in, babasının mirasından filizlenen kendi başarı öyküsünü merkezine alan Creed, devam filmiyle 2018 yılında vizyonda olacak. Stallone’un yönetmen koltuğunda oturacak olması, anlatının duygusal dokusunu daha da yukarıya çekecek önemli bir ayrıntı. Hele hele filmin Drago vesilesiyle geçmiş günlere atıfta bulunacağını varsayarsak, Rocky Balboa kadar duygu yüklü bir filmin huzurlarımıza geleceğini de öngörmek mümkün hale geliyor. Burada önemli olan iki husus, en başta da değindim gibi; Stallone’un nasıl bir Rocky performansı ortaya koyacağı ve Drago’nun hikayeye ne şekilde entegre edileceği. Artık top, yaptığı işlerle her daim takdir toplamayı başarmış Sylvester Stallone’un ellerinde. Bekleyip, göreceğiz…

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir