Man of the West’i 1958 yılının en iyi 10 filmi arasına alan Godard film hakkında şöyle diyecektir: “Griffith’ten beri tümüyle yepyeni olan bir şey görmemiştim”.
Geçen gün Lawman’i üçüncü defa izledim ve daha önce gözümden kaçan çok önemli bir detay keşfettim, bu filmi Altman’ın McCabe & Mrs. Miller’ı ile birlikte 1971 yılının en iyi revizyonist westerni hâline getiren şeyi. Nasıl da ıskalamışım…
Horizon: An American Saga (2024), sert başlayıp sert devam eden son derece gerçekçi bir western. Batı’nın istila/işgal ve inşa sürecini altı, yedi farklı hikâye kolundan anlatmayı seçen epik bir film.
Aşağı yukarı 20 yıl sonra Lawrence Kasdan’ın Silverado’sunu (1985) tekrar seyrettim, gene beğendim. Silverado, klasik western sinemasıyla revizyonist westernler arasında bir nevi geçiş sineması özellikleri taşıyor.
Stagecoach filminde yedi yolcusuyla birlikte yola çıkan ve Kızılderililerin “isyan” etmesiyle birlikte savaşın ortasında kalan posta arabasının, yoluna devam edip etmemesi için yolcular oylama yapar.
Ülkemizde ‘’Kahraman Şerif’’ adıyla bilinen High Noon, güçlü kadrosuna ve aldığı ödüllere karşın sinema yazarı Andre Bazin tarafından "keşfedilinceye" kadar unutulmuş bir filmdir.
Western ya da bizde daha çok sevilen adı ile kovboy filmi özellikle seksenler çocuklarının dövüş filmleri ile birlikte en sevdiği tür olarak çok popülerdi.
Cut Throats Nine, görüp görebilceğiniz en sert ve acımasız western'lerden biri... Atmosferiyle, acımasızlığıyla, konusuyla ve sürprizleriyle, neresinden bakarsanız bakın, özel bir film...