The Taking of Deborah Logan (2014)

İtiraf edeyim, artık found footage (buluntu) filmlere eskisi kadar ön yargılı değilim. İşin Paranormal Activity ya da REC ayağını halen bir zihin tembelliği olarak görmeme rağmen  bazı filmler (mesela son yıllarda antoloji geleneğini yeniden canlandıran V/H/S serisi) bu türe karşı tepkiselliğimi dindirdi.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Found footage alttüründe istenildiğinde çok iyi filmler yapılabiliyor, ben bunu kendime itiraf ettim, siz de edin derim. Peki yazımızın konusu The Taking of Deborah Logan bu “çok iyi” filmlerden mi? Bu sorunun cevabı kolay değil.

Yönetmen Adam Robitel’in ilk uzun metrajı olan The Taking of Deborah Logan aslında çok ilginç bir konuya sahip. Filme adını veren Deborah altmışlarının sonlarında  bir kadındır ve kendisine Alzheimer teşhisi konulmuştur. Genç bir belgesel ekibi Deborah’a ve ailesine hastalığın sürecini kaydetmeleri karşılığı yüklü miktarda para önerir. Evlerinin mortage kredisini ödeme derdindeki Deborah ve kızı Sarah bu teklifi istemeyerek de olsa kabul ederler. Sonra evin her tarafına kameralar yerleştirilir, Deborah ile düzenli olarak röportaj yapılır. Belgesel ekibi kısa zamanda yaşlı kadında bir şeylerin garip gitmeye başladığını farkedecektir. Deborah Logan’ın geçmişinde çok büyük bir sır vardır ve Alzheimer bu sırrın unutulmasına değil, ironik bir şekilde açığa çıkmasına vesile olmuştur.

hinh_anh_the_taking_of_deborah_logan__99

Filmin bu kısa özetle yaratacağı heyecanı zedelememek için daha fazla detaya girmeyeceğim (Ben de açıkçası bu kadarlık bir özet okumuş ve büyük beklentilerle dolmuştum). Deborah’ı beyazperdede canlandıran Jill Larson ve kızı rolündeki Anne Ramsay’ın iyi iş çıkardıklarını söylemek gerek. Ne var ki The Taking of Deborah Logan elindeki malzemeyi pek de verimli kullanamıyor. Hikaye ilerlememek için adeta özel bir çaba harcıyor ve zar zor 90 dakikalık süreye kendini konumlandırabiliyor. On sene öncenin meşhur dizisi Masters of Horror’a bugün yeni bir sezon çekilse The Taking of Deborah Logan bu dizi için çok yerinde bir 40-50 dakikalık bölüm oluşturabilir, ancak uzun metraj bir filmi taşıyacak kadar olay örgümüz ne yazık ki yok. Olanlar da zaten çok şaşırtıcı, beklenmedik değil. Belki film bizi en azından Deborah’ın hastalığı konusunda ciddi şüphelere düşürse ve neyin gerçek neyin doğaüstü (hatta neyin hayalürünü)  olduğuna dair bir sınava soksa çok daha iyi bir iş ortaya çıkabilirdi. Burada Alzheimer hastalığı sadece filmin vasat plotu için bir meze olmuş.

Ancak filmin eleştirmenleri de kutuplara ayırdığını belirtelim. Bazı sinema siteleri The Taking of Deborah Logan’ı beğenmezken bazıları da onu senenin en sıradışı filmlerinden biri saymış durumda. Şahsen ben iyi bir fikrin boşa harcanması olarak görüyorum. Filmin son kısımlarda gerilimi arttırmak için bir umutla karakterlerini karanlık mağaralara sokması ve bir dolu klişeye (kameranın bataryasının bitmesi, gece görüşü vb…) sığınması ayrı bir üzücüydü. Başka found footage’larda böyle şeyleri dert etmem ama ben bu filmi bu tarz hileleri tekrardan seyretmek için izlemedim.

Filmi gene de seyretmek isteyenler en azından şu tavsiyemi değerlendirsinler: Alzheimer ya da herhangi bir demansa sahip akrabanız var ise The Taking of Deborah Logan’ı seyretmeyin. Film bu hastalığı ne kadar paravan olarak kullansa da Jill Larson’un performansı bir gerçekçilik barındırıyor. Bazı noktalarda işler gerçekten moral bozucu bir hal alabilir, keyif almak için başına oturduğunuz film sizi yok yere hüzne boğabilir.

Kapanışa gelirsek, eğer iflah olmaz bir korku seyircisiyseniz The Taking of Deborah Logan’ı seyredin. Muhtemelen filmin referans verdiği diğer korku işlerini farkedip keyif alabilirsiniz. Ancak zamanınız kısıtlı ise, seçici olacaksanız ve ille de found footage sseyretmek istiyorsanız bu filmden uzak durun ve seçiminizi herhangi bir V/H/S filminden yana kullanın. Bu antolojilerdeki kısa found footage hikayelerinden de şüphesiz beğenmedikleriniz çıkabilir, ama en azından ortalama bir hikayenin sakız gibi uzadığı hissine kapılmayacaksınız.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bak bunu da seversin...

Pastaya Bir Mum Daha: Happy Death Day 2U

Hollywood altın yumurtlayan tavuğu asla kesmez! Öyle de oldu, geçen yılı pas geçtik ama bu yıl yeniden Tree’nin ölüm gününü kutluyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir