Tarantino’nun Star Trek Evrenine Katabileceği 5 Şey

Bilmiyorsanız söyleyeyim, bugün ne saçmalasam diye bir beyin fırtınası yapıp böyle bir başlık atmış değilim. Gerçekten de Quentin Tarantino ve Star Trek (Uzay Yolu) ifadelerinin aynı cümle içerisinde geçtiği bir proje var. Bir Uzay Yolu hayranı olan ünlü yönetmen, Abrams’ın yönettiği ve hayranları bölen ilk iki filmden ve gişede pek varlık gösteremeyen üçüncü film Beyond’dan (Sonsuzluk) sonra serinin beyazperdede mullakta kalan geleceğini kurtarmak için kolları sıvamış durumda. Peki proje hakkında neler biliyoruz ve Tarantino, Uzay Yolu’na neler katabilir?

Önce biraz tarih bilgisi. J.J. Abrams’ın Lost’taki ekibine yazdırdığı ve bizzat yönettiği 2009 tarihli Star Trek, Uzay Yolu evreni gibi seyircileri de ikiye böldü. Şahane entrikası ve başarılı aksiyonuyla genel izleyicinin beğenisini kazanırken tüm dizileri hatmetmiş olan hayranlar (nam-ı diğer Trekkie’ler), filmin Roddenberry’nin ruhuna ihanet ettiğini düşündü. Yazım süreci boyunca tıkanmalar ve gecikmelerle gündeme gelen ikinci film Into Darkness (Bilinmeze Doğru) ise hikâyesini yeniden anlattığı Wrath of Khan’ın (Khan’ın Öfkesi) yanında oldukça sönük kalıyordu. Sekans başına ortalama 2000 lens efekti içeren film, Abrams’ın Star Trek evrenini ne kadar yabancı olduğunu da gözler önüne seriyordu.

Üçüncü filmi çekme zamanı geldiğinde Abrams, Yıldız Savaşları’nı mahvetme işiyle uğraştığından yönetmenlik koltuğunu Justin Lin, senaristliği de filmin Scotty’si Simon Pegg üstlendi. Gerçek bir Uzay Yolu hayranı olan Pegg çözülmesi gereken bulmaca ve karakter dinamikleriyle eski hayranları geri kazanmaya çalışmıştı ama hem Beyond sorunsuz bir film değildi, hem de has Trekkie’lerin ilk iki filmden ağzı yanmıştı bir kere. Tüm masraflarını çıkarması için 400 milyon dolarlık gişe elde etmesi gereken film 350 milyonda kaldı ve güneş, Uzay Yolu’nun sinemadaki geleceği üzerinde batmaya başladı.

İşte bu noktada Tarantino çıktı ortaya. Azılı bir Uzay Yolu hayranı olduğunu 2015 yılında dillendiren senarist/yönetmen, özellikle orijinal dizinin The City on the Edge of Forever ve Yeni Nesil’in Yesterday’s Enterprise bölümlerinin iki saatlik bir film için çok uygun olduğu fikrindeydi. Pek çok kaynağa göre orijinal dizinin en iyi bölümü olan The City on the Edge of Forever, Spock’la birlikte 1930’ların Amerikası’na giden Kirk’ün hayatının aşkıyla tarihin akışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalmasını anlatıyordu. Hikâye şahane olsa da 1930’ların Amerika’sında geçmesi, ticari açıdan pek uygun olmayabilir.

2009’daki filmde Kirk’ün babasını oynayan Chris Hemsworth’ün dördüncü filmde de rol alacağından hareketle Tarantino’nun da bunun bilincinde olduğu ve zamandaki bir yarıktan kaçarak tam teşekküllü bir insan-Klingon savaşının çıkmasına vesile olan Atılgan-C mürettebatını geri gönderme çabasını anlatan Yesterday’s Enterprise’ı seçtiğini düşünebiliriz. Tarantino, fikrini eylül ayında Abrams’a anlatmış. Abrams’ın çok hoşuna gitmiş ve hemen bir yazım ekibi kurulmuş. O ekipte The Revenant’tan (Diriliş) Mark L. Smith, Iron Man 3’den (Demir Adam 3) Drew Pearce, The Good Place’ten Megan Amram ve Barbie’den Lindsey Beer yer alıyor. Peki birbirlerine pek de uygun değilmiş gibi görünen bu iki ismin evliliği, Uzay Yolu serisine ne katabilir?

1. KÖTÜ ADAM

Abrams’la başlayan serinin en büyük sıkıntısı. Nero’nun motivasyonu fena değildi ama karakter olarak zayıftı. Into Darkness, zekâsıyla Kirk’ü alt etmesine ramak kalan Khan’ı her sıkıştığında adam pataklayan bir kabadayıya dönüştürdü. Idris Elba’nın Krall’ı ise büyük bir etki yaratmaktan uzaktı. Oysa Star Trek evreni yazıda bolca adı geçen Khan’dan Gul Dukat’a, Klingonlu ikizler Ursa ve Bator’dan Borglar’a kadar pek çok unutulmaz kötüyle dolu. Aynı şey özgeçmişi unutulmaz kötülerle dolu olan, hatta bazen antagonistlerini hikâyenin kahramanlığına taşıyan Tarantino için de geçerli. Reservoir Dogs’un (Rezervuar Köpekleri) polise işkence eden Bay Sarı’sı, Pulp Fiction’ın (Ucuz Roman) Zed’i, Kill Bill’in fedailerinin her biri, Django Unchained’in (Zincirsiz) Calvin Candie’si ve hepsinden önemlisi, Inglorious Bastards’ın (Soysuzlar Çetesi) Hans Landa’sı. Bu karakterleri yaratan adamın yazacağı zeki ve acımasız bir Klingon, her nesilden Uzay Yolu hayranını mest edebilir.

2. MÜEBBET MUHABBET

Her ne kadar Spock senaristlerin çabası ve Leonard Nimoy’un karizmasıyla Kirk kadar ön plana çıkmış olsa da McCoy-Kirk-Spock üçlüsünün arasında çok farklı bir dinamik vardı. Yazarlar, her şeyi Kirk’ün iç sesiyle anlatmak yerine mantığını ve duygularını yansıtan iki karakter yaratmışlardı. Spock ve McCoy arasında sıklıkla yaşanan tartışmalar, aslında Kirk’ün mantığıyla duygularının çatışmasıydı. Abrams, bu dinamiği anlamadı. Özellikle Into Darkness’ta McCoy’u geri plana itti. Kirk’ü çakma Han Solo’ya, Spock’ı ise Luke’un kötü bir kopyasına dönüştürdü. Tarantino’nun diyalog yazma becerisi, karakterler arasındaki dinamikleri bir kez daha rayına oturtabilir. Elbette Spock’la McCoy’un göreve giderken ayak masajının anlam ve öneminden bahsetmesini kast etmiyorum ama Tarantino, mantık-duygu çatışmalarını muhteşem diyaloglarla bezeyerek geri getirebilir.

3. BULMACA BULDURMACA

Atılgan ekibi çok bilinmeyenli bir denklemle karşılaşır, yaşadıkları her şeyden ipuçları çıkarırlar, aklı, bilimi ve duygularını kullanarak söz konusu parçaları bir araya getirirler ve bulmacayı çözerler. Son bir espri yapıp yeni bilinmeyenlere doğru yola çıkarlar. Kirk ve tayfasının galaksi kazan, biz kepçe çıktığı beş yıllık keşif yolculuğunun özeti bu. Maalesef son dönemdeki pek çok film ve dizide olmayan şey de bu. “Tarantino bunu yapabilir mi” sorusunun yanıtı ise “yaptı bile”. Reservoir Dogs’ta bir soygunu farklı karakterlerin gözünden gördük ve parçaları birleştirdik. Quentin Bey Amca’nın benzeri bir performansı egale etmesi, Star Trek hayranları için yeterli gelecektir.

4. ATILGAN

Uzay Yolu’nun mekânları, dizilere adlarını vermekten çok daha fazlasını yapmış, hemen hepsinde ayrı birer karakter görevi görmüştür. Abrams’ın film serisinde böyle bir şey göremedik. Bu da çok normal çünkü dizi başına 170 küsur bölümde inşa edilen bir mitolojiyi iki saatlik bir filme sığdırmak imkânsız. Buna karşın an itibariyle serinin dördüncü filminden bahsetmekteyiz. Yani artık bu tür şeylere de vakit ayırmak mümkün. Üstelik Atılgan, üçüncü filmin başında yok edilmişti. Bu da dördüncü filmde yeni bir Atılgan’ın hizmete girmesi (ve dizinin isimlendirme sırası izleniyorsa o geminin adının Atılgan-A olması) demek. Kıvrak zekâlı Tarantino bunu bir fırsat bilip Yıldız Filosu’nun bayrak gemisini bir fazer platformundan çok daha fazlasına dönüştürebilir.

5. SERT AKSİYON

Uzay Yolu hiçbir zaman aksiyonuyla ünlü bir dizi olmadı. Hatta orijinal dizide Kirk’ün bir Gorn’la dövüşü gibi talihsiz aksiyon sahnelerinin diziden bir şeyler götürdüğünü söylemek mümkün. Ancak, söz gelimi Yıldız Savaşları’na oranla daha yetişkin bir kitleye hitap eden dizinin kansız olduğunu söylemek de mümkün değil. Star Trek: The Undiscovered Country daha düşük yaş sınırlaması için Klingonların kanını pembeleştirmiş olabilir ama Wrath of Khan’ın kulağa kaçan böcüklerinin uysal oldukları söylenemez. Yeni Nesil’le inşa edilen Klingon mitolojisinden, DS9’ın hayatları savaş olan Jem’Hadar’larına kadar sertlik ve acımasızlık sözcükleriyle anılan pek çok unsur var Star Trek evreninde. Bu noktada yeni filmin R, yani 17 yaş ve üstü yaş sınırlamasını hedeflediğini belirtelim. Bu da Abrams’ın Into Darkness’ın silinmiş bir sahnesi dışında görmezden geldiği Klingonları görme (ve Yesterday’s Enterprise’ın seçilmiş olma) ihtimalini kuvvetlendiriyor. Tarantino’nun şiddeti bir ritüele dönüştüren, milli içkisi “kan şarabı” olan Klingonları layığıyla gösteren bir film çekmemesi için hiçbir sebep yok.

Peki süreç nasıl işleyecek? Şu anda senaryo ekibi harıl harıl Tarantino’nun hikâyesi üzerinde çalışıyor. Bu çalışmalar bir dosya haline getirilip Paramount’a gönderilecek. Paramount yeşil ışık yakarsa J.J. Abrams yapımcılığında, Quentin Tarantino yönetmenliğinde bir Uzay Yolu filmi izleyeceğiz. Henüz heyecanlanmak için çok erken ve filmin çekileceği kesin değil ama Tarantino, Abrams’ın formülize gişe filmi tarzının dışına çıkıp 50 yıldır hayatımızda olan bu emektar seriye yeni bir hayat öpücüğü verebilir.

Yazar hakkında: Kaan Zanbakcı

1976, İstanbul doğumlu. Sinema denen sanatın ne kadar büyülü bir şey olduğunu 1986’da, Şişli Site sinemasında izlediği Return of the Jedi ile farkına vardı. 10 yıldır çevirmenlik yapıyor. Önce Divxplanet bünyesinde, ardından Öteki Sinema’da film eleştirileri yazdı. Sender’in açtığı senaryo atölyelerine katıldı. Hayalî İcraat adında bir bilimkurgu/fantastik sinema sitesi hazırladı ancak o büyüklükte bir siteyi tek başına hazırlamanın zorlukları, hosting firmasının saçmalıklarıyla birleşince 6 yılda büyük mesafe kat eden, 800’ü aşkın makale içeren sitesini kapadı ve Öteki Sinema’ya geri döndü.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir