Tartışma: Recep İvedik’in Sırrı Ne?

2294830871_131cf987ce_b

İlk Recep İvedik filmi 4 milyon izleyiciye 7 haftada kavuştu. 2. film ise 4 haftada… Serinin 3. filmi gösterildiği 22 hafta boyunca toplamda 3.3 milyon seyirci tarafından izlendi. Serinin enerjisi tükendi, Recep’in modası geçti derken 4. film geldi ve sadece 2 hafta içinde 4.3 milyon kişi izledi.

Recep İvedik fenomenini hiçbir sinema yazarının çözebildiğini sanmıyorum. Bu seri nasıl bu kadar başarılı olabiliyor tartışmak, seyircinin kendisinden fikir almak isterim. “seyirci aptal” ve “halk bunu istiyor” gibi basit iddiaların ötesine geçelim ve konuşalım.

Örneğin, içinde bulunduğumuz siyaseten çok sıkıntılı atmosferde bunalan insanlar için komik bir filmde gülmek öncekine nazaran daha büyük bir ihtiyaç olabilir/mi?

Sanatım İnsan İçin: En basit nedeni internet ve sipariş komedi… Aslında Avrupa Yakası’ndan örnek vermek isterim. Bu sitcom olmasaydı TV’de belki dizi izleyen bu kadar fazla olmayacaktı. O diziyi izlemeyen yok denecek kadar azdı. Aynı şekilde İvedik, sinemaya giden insan sayısını arttırdı. Gerek genç kesimin kollektifliği, gerek mahalle kültürü, gerekse de komedinin daha doğal olması… Doğal olması da şöyle: Hani ince espri veya humor olmadan sadece aşağılama, küfür, vurma, parçalama ve uygunsuz davranışların komikliği. Slapstick yani. Zaten bununla birlikte Yeşilçamdan beri bu komediyi de biraz İvedik başlatmış oluyor. O yüzden zorlama da olsa yadırganmıyor ve samimi söylüyorum İvedik’in gerek fiziksel gerekse de davranışlarının aynısını barındıran bir arkadaşım var. Aynısı…

Yigilante Kocagöz: İnsanlar lümpen görmek istiyor. Yaklaşamadıkları hayatlara lümpen bir karakterin gitmesini, ortalığı yıkmasını arada da kısmi başarılar kazanmasını görmek istiyorlar.

Özlem Kılınçer: Mesela arkadaşlarımla ben sırf hafta boyu suren dersler, stres vs gibi nedenlerden rahatlamak, kafayı boşaltmak gülmek biraz eğlenmek adına gitmek istedik filme ancak yine de “otobüs filmi ya, boşver” deyip Bi Küçük Eylül Meselesi’ne gitmeye karar verdik. Ha o da süper miydi, değildi. Rahatladık mı, hayır. Eğlendik mi, hayır. Ağladık mı, hayır!

Murat Tolga Şen: Özlem bak çok güzel bir yerden girdin aslında… Ben Recep İvedik ve türevlerinin başarısının sebebini biraz da diğerlerinin yüzünden olduğunu düşünüyorum. Hani “AKP’ye oy vermeyelim tamam ama kime vereceğiz, muhalefet hepten boş” diyenler var ya… Onun bir iz düşümü gibi düşünmek lazım. Verimli zamanlarındaki bir Yavuz Turgul ve o kalitede film çeken 5-6 yönetmen daha olsa şu an Türk sinemasında, Recep ait olduğu B alanına gider zaten. Böyle bir amiral gemisine dönüşemez.

Mehmet Ali Erkaya: Sorun o da değil, sorun baron yapımcılar. Mesela Şarkı Söyleyen Kadınlar çok mu kötü bir alternatif?

Özlem Kılınçer: Kesinlikle evet, daha iyi bir film alternatifi vardı da biz mi gitmedik durumu yani… Hepsi Türk filmiydi, yabancı alternatif bile yoktu…Elle tutulur gözle görülür diyeceğimiz bir tane film alternatifi de yoktu yani…

Murat Tolga Şen: Evet Mehmet Ali, Şarkı Söyleyen Kadınlar çok kötü bir alternatif… Kimseye “git” diyemeyeceğim bir film ki yönetmenini çok severim. Reha Erdem’in ne yapmak istediğini hala anlayabilmiş değilim!

Erbatur Erdivan: Tek bir kişi bağırıyor, çemkiriyor, kusuyor, anırıyor. Ülkemdeki magandaları sempatikmiş gibi zannettiriyor… keloğlanın kanalizasyon çukuruna batmış versiyonu… Hiçbirini sinemada seyretmedim seyretmeyeceğim de… ne Şahan’ın şımarıklığını ne de fenomen diye tarif edilen karakterine tahammülüm olamaz…

Berrak Sırma: İnsanlar zaten komedi filmlerine öncelik tanıyor. İvedik de “komik” sınıfından gösterime giriyor zaten. Üstüne de televizyonlarda ve internette sürekli İvedik ile ilgili haber pompalıyor izleyiciye. İnsanlar eleştirse dahi gündem gibi gördükleri için izlemek istiyor. Sinema yazarları da kötüleyip duruyor ama sonucunda o kadar çok konuşuluyor ki reklamın iyisi kötüsü olmaz kalıbını halk yine doğru çıkarıyor. Ha psikolojik ya da alt benlik olayları da vardır elbet ama onun yorumunu bir psikoloğa bırakmak lazım.

Gökhan Ölgün: Gişe başarısını üç maddede ele alabiliriz! Birincisi komedi filmi her zaman daha çok tercih ediliyor. İkincisi hiç üzerinde durulmayan ama en önemli faktör olan TAVSİYE faktörü… Filmden memnun kalan kişi diğer arkadaşına o da diğerine derken film milyonları aşıyor! Eşkıya , Babam ve Oğlum, Mahsun’un filmleri ve Düğün Dernekte hep böyle oldu… Son madde ise sabit seyircisi olan filmler ya da isimler! Recep İvedik de kendi seyircisini oluşturmuş durumda! Aynı Cem Yılmaz’ın sinema filmi olmayan bir projeyle 4 milyona yaklaşması gibi… Bu filmleri izleyen seyirci bildiğiniz dizi seyircisidir. Sinemayı sanat olarak algılamayan sanayi ya da eğlence aracı olarak gören kesim ve bu kesim çok büyük bir çoğunlukta. Sosyolojik değerlendirmesi aslında bu kadar basit, izleyici kesim çoğunlukla genç tayfa ve tamamı sadece gülmek için gidiyor ve aslında doğal olan da bu… Cem Yılmaz’ın da dediği gibi “Gülmek Bir Lüks”. İnsanlar gülmeye muhtaç ve bu ihtiyacı en kolay sinemada tatmin edebiliyorlar! Duygusal dozu yüksek filmlerin tercih edilme nedeni de temelde aynı!

Erbatur Erdivan: Cem Yılmaz’la sahan Gökbakar’ı kıyaslıyorlar diye söylemek bile hata bence… Cem Yılmaz’ın hiç kendini tekrarladığını gördünüz mu bunu sevse dizi yapardı… üretim kapasitesi magandalardan karakter yapıp “bize sevdirdi” denilen ki (sevdirmedi neyini seveyim) “bizi güldürüyor” denildi (nesine güleyim ?) olarak ifade edilen bir adam için oturup düzgün cümleler kurmak bile bence saçma.. sahan bu kadar ciddiye alınmayı hak etmiyor…

Yeliz Ibili: 4. Filmin sinema izleyicisinden biri de benim ne yazık ki ( çocuk baskısı yapacak bir şey yok). Daha film baslarken çıkan Recep İvedik animasyonuna tüm salonun KAHKAHA attığına şahit olunca, film boyunca, hemen öncesinde izlediğim Noah Büyük Tufan fragmanını düşünüp ‘vay be Türkiye’de para kazanmak bazen gerçekten kolay!’ diye şaşıp üzüldüm.. Sonra sürekli delicesine eğlenen insanları rahatsız etmeden tuvalete gitmenin stratejik yollarını falan hesapladım ( 3 dk bir. gebeyim ben!).. yani bence, bu vakanın sinema terimleriyle, büyük cümlelerle sosyolojik yansımasına falan girmeye gerek yok.!

Gökhan Ölgün: Tüm zamanların en çok gişe yapan 5 filminden 3’ü Recep İvedik serisiyse sosyolojik araştırma şart olmuş demektir. Hele ki bu kişi yakın zamanda özgür bir ülke için alanlara çıkan gençlere açıkça sırtını dönmüş bir oyuncu ise ve yine o alanlardaki milyonlarca genç bu filme gidiyorsa bu vakanın her alanda incelenmesi gerekir!

Sanatım İnsan İçin: Ama bir film olduğu için her ne kadar aykırı olsa da incelenmeli. Ayrıca Şahan’ın recepte uyguladığı formüller Sacha Baron Cohen’in Borat’ıyla eş değerde. Bir röportajında kendisi söylemişti. Türk toplumumuz tuvalet mizahını daha çok seviyormuş yani, öyle demek istiyor. Amerikan Pastası’nı da seviyor muşuz…

Murat Tolga Şen: Peki, Recep İvedik’in yolundan giden başka kötü komedi filmlerinin batmasına ne diyorsunuz arkadaşlar?

Sanatım İnsan İçin: Ben bunu söylemiştim zaten ama her ne kadar genel yorum çöp olarak gözükse de Sabit Kanca’yı o kadar kötü bulmadım. Zaten formatta bu olacaktı. Bence daha iyi şeyler yapacak gibi İsmail Baki. Şahan’dan farklı olarak da burnu havada, dengesiz biri değil. Hayranlarına önem veren, efendi bir sanatçı bence…

Güray Erdil: İçimizdeki Recep’ler varoldukça bu filmler tutar, yıllarca Şaban karakterine sansür uygulayanlar şimdilerde çocuklarının bu filme gitmesine engel olamıyorlar. Dolmuşta, markette, sokakta, çay bahçelerinde, sahilde, hastanede vs. hemen her yerde Recep’ler var. Bizler bunlara gülüyor hatta caps yapıyoruz.

Kaya Coruk: Recep İvedik’i çocuklar çok seviyor, çizgi film kahramanı gibi görüyorlar adeta. Çocuklarla mecburen anne babalarda izliyor sinemada…

Hasan Tolga Pulat: Hayatın hiçbir yerinde rastlayamayacağınız insanların 2 saat boyunca bir miktar bile kıpırdanmayan hikayelerinin sinemasını sanat diye yedirmeye çalışan elitist bir sektörün içinde seyirci; Dokunabildiği, görebildiği, duyabildiği bir karakterin varlığına hasret kaldı. Recep İvedik’i kimi eleştirerek, kimi özdeşlerek, kimi de özenerek izliyor. Çünkü bu hikayeyi tanıyor. Kim ne derse desin sinemamızın son yıllardaki en kanlı canlı yasayan karakteridir Recep İvedik ve bu filmler vadettiği her şeyi veriyor. Sanat eseriyim diye bağıran çağıran bomboş filmlerden çok daha gerçek bir dünya var ortada. Eleştirilmesi, üzerine kafa yorulması bile sosyoloji-psikoloji-estetik kaygı gibi konularda diğer filmlerden daha aydınlatıcı.

Yeliz Ibili: E yani işte! Gökhan Ölgün farz aldığı ve açıkça 4 filmdir salak yerine koyup, affedersin *assak ( İvedikce) geçip söğüşlediği kitlenin o sırt döndüğü gençler olmadığını gayet iyi biliyor! buna zaten hâlihazırda alışmış, ‘bu ne bicim iş!’ sorgulaması yap(a)mayan kemik kitle mevcutken – adam sende yani!-.. bu fanatizm sadece siyasette olmuyor ne yazık ki..

Gökhan Ölgün: Ben her şeye rağmen gişede bir ders verileceğini düşünüyordum kendisine! Ama bu gidişle sanırım Düğün Derneği bile geçecek!

Ali Ilhan: Ben kendime adıma o alternatifi yaptım da ne oldu demek isterdim, cesur veya samimi olmak gerekirse… Türkiye’de 15.000 kişi izledi Sinyora Enrica’yı.. O da bir komedi filmiydi.. işte o kadar “o alternatif filmler”e gidecek rakam. Bugün Oscar alan “Muhteşem Güzellik” Türkiye’de sadece 4.000 kişi tarafından izleniyorsa Türkiye’nin genel seyirci tablosunu görmek çok da zor olmasa gerek.. Bu yüzden yapımcıları da anlamak gerek.. Ben de olsam 2-3 ev parasını çöpe atmak yerine Recep İvedik’e yatırırdım. Ne yazık ki seyirci tablomuz bu, kabul etmek zor olsa da durum bu…

Gökhan Ölgün: Hadi Şahan’ın TV8’deki başarılı programından bir kitlesi oluştu diyelim. Peki “Çılgın Dershane” gibi hiç bir sınıfa koyamayacağımız bu seri 6 haftada nasıl 550 bin gişe yaptı. Bir önceki bölümü 900 bin seyirci izlemiş!

Yeliz Ibili: Oha! Çılgın Dershane 550 bin mi yaptı? ‘Seyirci aptal’ demek hala yasak mı? Murat Şen

Murat Tolga Şen: Yassah hemşerim! Bu filmlere seyirci Fast Food muamelesi yapıyor. Artık menüler İskender fiyatına ama herkes hala buralarda… Peki şöyle bir soru sorulabilir mi? Kolay izlenebilen iyi bir film yapılamaz mı? Yani sanatın sinema hali de hep çok anlaşılmaz ve zorlayıcı olmak zorunda mıdır?

Sanatım İnsan İçin: işte o zaman şunu diyebilirim. İvedik, Çılgın Dersane ve Eyvah Eyvah’tan çok daha komik bir seri bana kalırsa… Bu anlamda Yozgat Blues bana kalırsa sizin ölçütlerinize uyan bir film. Herkesin anlayacağı türden kara bir komedi…

Haktan Kaan İçel: Bana kalırsa insanlar televizyon aşinalığından kısa kısa skeçler halindeki filmleri daha rahat tüketebiliyorlar. Özellikle Recep İvedik serilerinde filmi tam konsantrasyonla izlemeleri gerekmiyor. Sadece kısa bellekli izlemek yetiyor. Bu yüzden çabuk tüketilen popcorn anlayışı gişeyi getiriyor. Herhangi bir stand up mantığındaki gibi. Filmden çıkınca insan esprilerin yarısından fazlasını hatırlamıyor. Bu yüzden de tekrar gidip ilk izlediğindeki zevki almayı hedefliyor. Açıkçası halkımız sinemada film izlerken aklını pek çalıştırmak istemiyor. Bu tip şeyleri evde daha rahat yapabileceğini düşünüyor ve bu tip filmler ev sinemasında daha çok talep görüyor. Bence budur yani…

Utku Uluer: Neden ısrarla herkes Recep İvedik’i Şaban’la karşılaştırıyor insanlar anlayabilmiş değilim. Şahan Aydemir Akbaş’ın formülünü uyguluyor. Şabanla İvedikin tek benzerliği çok izlenmiş olması. Şaban ile İvedik karakterinin benzeştiği nokta çok az. Özellikle Aydemir Akbaşta büyük gişe yapmıştır bunu alıp başka tutan bir formülle birleştirdi ve reklam pompalaması ile de gişe yaptı. Seks komedi filmlerindeki veya Arabesk filmlerindeki formüllerden farklı bir şey kullanmıyor aslında bu da hiçbir şeyin değişmediği anlamına gelir… Aynı o gün nasıl bazı seks komediler sektörü canlı tuttuysa Recep İvedik’te bugün aynı şeyi yapıyor… Recep İvedik’in bazı eleştirilme şekillerinden ben de rahatsızım ama bu filmi başka bir yerlere de koymayalım

Sanatım İnsan İçin: Ha bir de İvedik, Düğün Dernek’i geçemeyecek bence. Çok zor. İvedik en fazla 12 hafta kalmıştı sinemalarda. 2. ya da 3.film olarak. Düğün Dernek 4.ayında şu an ki genişletilmiş versiyon da Mart sonunda yine vizyona girecek.

Gökhan Ölgün: Hocam, sinema sanatı ile eğlence sektörünün parçası olan sinema temelde aynı şey olsa da biz birbirinden ayırmak zorundayız. Çünkü yüzde 90 ve belki de daha fazla bir kitle kafasını yormadan, gülmek ya da ağlamak istiyor. İroni , gönderme, dramatik çatışma bunlar insanların kafa yorduğu şeyler değil. Sinemaya gönül veren onu sanat olarak gören insanlarla – ki sayısı çok az – tüketici olarak sinemaya giden kitle birbirinden çok farklı! Ancak bu yüzde 90’lık kitle olmadan sinema salonlarının da sinema sanatının da yaşama şansı yok! Bu açıdan Fast Food tanımlaması çok doğru oldu. Tüketim için gidiyor, gülüyor ya da ağlıyor, film gerçekten başarılıysa arkadaşına da tavsiye ediyor. Sonra bir daha da film ya da sinema üzerine düşünmüyor.. Ben bu işleyişin tüm dünyada aynı olduğunu düşünüyorum! Nüfusa ve kültür seviyesine göre küçük oynamalar yapabilir tabi! Dünyanın en çok kazanan Aktörü Hindistanlı bir zat… Sinemaya ne katmışta bu kadar kazanmış değil mi?

Ertunc Göran: Bu ülkenin yarısı nasıl AKP’ye oy veriyorsa 5 milyonu da bu aptal filme gidip para verebilir. çok normal.

Sanatım İnsan İçin: Aynı şey değil bence bu iki karşılaştırma… İvedik serisini cahiller mi izliyor yani? Fast Food, sipariş filmi, çabuk tüketilen, gülüp eğlenmek için gidilen bir film ve sonuçta bir film. Sanatsal kaygısı olmasa da film yani. Murat hocanın da dediği gibi ivedik ve türevleri olmazsa ülkemizde sinema da olmaz.

Ertunc Göran: Benim İvedik’i sinemada izleyen seven tanıdıklarımın çoğu cahil zira, kültürlü bir insanın o adamın yaptığı şaklabanlıklara kabalıklara cinsiyetçiliğe gülmeyi geçtim dayanabileceğini bile zannetmiyorum

Sanatım İnsan İçin: Dediğim gibi bazı nedenlerden dolayı, gülmek için gidilebiliyor. Saffet Serdar Akbıyık, onun da kalemi fena değildir mesela. 4. filme “gülmekten geberdim” demişti. Cahil mi oluyor?

Ertunc Göran: İşin içinde başka sebepler yoksa aynen öyle oluyor. Diyorum gülmek bile değil (ki biri düşünce bile gülüyor istemeden insan ama sonradan iyiyse insan karşıdakinin düştüğü kötü duruma güldüğüne utanır) bir insanın utanması lazım böyle filmlerden böyle adamlardan. Güldüğü için de suçluluk duyması lazım, çünkü rezillik basitlik akıyor her yerinden İvedik’in.

Halil İbrahim Erdoğan: (Okuyunca fark ettim, biraz uzun ve biraz da fazla basit yazmışım. Sonuna kadar sabredebilir misiniz bilmiyorum ama… yine de yazdım işte Umarım haddimi aşmıyorumdur.

İvedik’in sinema tarihimizin en çok izlenen filmi olduğu gerçeğini hiçbir zaman sindiremeyeceğim sanırım, tartışmayı görünce katılmak istedim…) “Yani sanatın sinema hali de hep çok anlaşılmaz ve zorlayıcı olmak zorunda mıdır?” Her şeyin başı bu soru olmalı! Yahut, ” ‘Seyirci aptal’ demek hala yasak mı?” sorusu yerine, “Her şeyin başı bu soru olmamalı mı? Hala?!” diye sormak lazım bence. Bizim sinemamızda sokaktaki insandan çok uzak bir hava, çok alakasız bir kafa var. American Hustle, 12 Years a Slave gibi filmlerden ilk 25 dk dan sonra sıkıldığı için çıkan seyircilerimiz var güzel yurdumuzda. Bizim insanımız hala aksiyon filmlerini izlerken, “olacak şey mi canım bu şimdi? o adam oradan uçacak da…” diye söyleniyor.

Şunu kabul etmek lazım; sinema bizim ülkemizde çok küçük bir kitle tarafından sanat olarak algılanıyor. Geri kalan insanlar için, birilerinin para vererek eğlendiği, diğerlerinin de o insanların paralarını (tabire dikkat) ‘ceplerinden aldığı’ öylesine bir eğlence sektörü. Bu sebeple bu eğlencenin içinde sekse yer bulunamıyor, bulunsa bile hep alttan alttan gidiyor, kamusal kabul görmüyor. Bu eğlencenin içinde “kadın”, “siyaset” gibi ciddi konular işlediğiniz zaman kimse bakmıyor. Önceleri, yani insanların Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay filmlerinde ağladığı, Kemal Sunal filmlerine güldüğü, Hulusi Kentmen, Münir Özkul, Adile Naşit gibi insanlarla hem gülüp hem ağladığı zamanlarda, sinema bir sosyalleşme alanıyken, bugün artık sıradan bir eğlence oldu. Hatta o kadar bile değil. Sinemaya belki de en çok ilgi göstermesi gereken genç nesil, belki de üniversite öğrencilerine daraltabiliriz, özellikle de taşra diye hitap edilen Anadolu’da, filmleri torrentlerden indiriyor ve evlerinde bilgisayar ekranlarından genellikle berbat görüntü kalitelerine hayran olarak izliyorlar. Birçoğu için filmin sonunu getirmek bile çok önemli değil. sıkılırsa bırakıyor ya da bunu uyuma yöntemi olarak kullanıyorlar. E korsana erişim imkanının bu kadar kolay olduğu bir ortamda, üstelik de biletler bu kadar pahalıyken, (burada ne kadar pahalı olduğunu tartışabiliriz. Zira ayrı bir tartışma konusudur.

Ancak burada sinemanın ucuzluğunu matematiksel olarak bile ispatlasak da toplum algısı pahalı olduğu yönünde. En klişesi; kimse bir paket sigaradan aldığı keyfi, film seyretmekten ve üzerine tartışmaktan almıyor.) artık bir kesim tarafından para vermenin o kadar da gerekli olmadığı, içeri girince bir avuç patlamış mısıra 15 tl verilerek enayilik yapıldığı, belki biraz da lüks bir faaliyet olarak görülüyor. Bütün bunlar bilinmeyen şeyler değil! O zaman şimdi bir soru daha soralım. Kırk yılın başı 15 TL para verip sinemaya gitmeye karar verdiniz, espri anlayışı olarak bakılınca Walt Disney ile yarışmadığınız ortada, belden aşağı ve küfürlü espriler yapan, eğitimli insanların trend olarak ya da modernlik olarak gördükleriyle tüm cahilliğiyle dalga geçen bir adama para verip sizin yapamadıklarınızı yapmasını mı izlersiniz? Dizilerden gördüğünüz ve artık sürekli dizilerde izlemekten (iyi oyuncular olsa bile) artık kıytırıklığına inandığınız oyuncuların “ne olduğu belli olmayan” (burada seyircinin kafasının karışıklığını anlatmaya çalıştım, filmlerle bir alıp veremediğim yok) filmlerine mi gidersiniz? Yoksa hooollliivuuuudd yapımı acayip filmlere mi gitmek istersiniz? (bir de arka taraftaki salonda, karanlık ürkünç bir tarafta Nuri Bilge Ceylan diye birinin filmi olsa mesela..)

İşin şakası bir yana, bizim insanımız internet sağ olsun, Hollywood yapımı filmleri ülkemizde gösterime girmeden izliyor zaten, sinemaya gitmeye gerek yok. Yaptığımız diğer Türk filmlerinin her birisi için, pazarlamasından senaryolarına, içeriklerine kadar her şeyini tartışırım başarıları söz konusu olduğunda. ama Recep İvedik denen adamın suratını, İstanbul e-5’te de gitseniz yoldaki aydınlatma direklerine bayrak şeklinde asılan reklamlarda görebiliyorsunuz, Yozgat’ın yollarında gidiyor olsanız da… Bu salonların her birisine, yani hem İstanbul’a hem Yozgat’a giden üstelik birer ikişer kopya giden nadir filmlerden birisi de bu. Gerçi başka var mı bilmiyorum… (Özellikle de tek sinemanın olduğu iller var. seçenek ne kadar az, seyircinin seçim kriterleri o kadar kötü) Bizim sinema seyircimizin sinema sanatı ile bağlar kopmuş durumda. Orada bir sinema filmiyle ilgilenen kimse yok bence. Recep İvedik film değil de aynı etkiyi gerçekleştirebileceğimiz bir kitap da olsa çok satanlara girerdi, bir dizi de olsa liste başı olurdu. Tabloya şöyle biraz geriye çekilerek baktığınız zaman, aslında su akıyor, yolunu buluyor. Çok da farklı ya da şaşılacak bir durum yok ortada, maalesef…

Atakan Dinç: Tek diyeceğim bu formatta filmler her ülkede yapıldı, yapılıyor ve yapılacak… Çoğu ülkede de iş yapar. Mizah ille de zekice olmak zorunda değil. Zekice değildir ama güldürür. Farklı bir açıdan örnek verirsek misal korku filmlerini örnek verelim korkutma yöntemi zekice olmayan ama korkutan filmden korkan kişi cahil, kültürsüz müdür? Ya da o film amacına ulaşıyorsa ne kadar başarısızdır? Bu tarz ilgi gördüğü sürece olacak. Amerika da Adam Sandler ne iş yapıyorsa Şahan da bizde aynı tarzda işler yapıyor ki Amerika da ki film çeşitliliği ve sektörü göz önünde bulundurursak sadece ah ülkemiz neden böyle demekte gerzeklik olur. Bizde en azından geniş kitleler için alternatif yok! Bahanemiz hazır. Ürün belli, alıcı belli. Eksik olan çeşitliliğin ve kalitenin artması dileğiyle. Düzenli sinemaya giden ve elinden geldiğince yerli filmlere bilet almaya çalışan bir seyirci olarak artık çok sıkıldım.

Şuayip Hakan Ayhan: Ülke seviyemizin, Küreselleşmeyle birlikte yeni yeni yükseldiği bir dönemdeyiz. Bu tür filmler yavaş yavaş daha kaliteli filmlere yerini bırakacaktır. Ancak geçmişten gelen bir argo kültürü de söz konusu . Böyle olunca da bu tür filmler çok izleniyor. Böyle filmler İsviçre’de, Avusturya’da, Danimarka’da izlenir miydi ? Hiç sanmıyorum. Filmi kafa dağıtmak için bende izledim fakat gidip de Sonsuzluk ve Bir gün, Dogtooth, Melancholie gibi filmlerle tabi ki kıyaslamayacağım.

Deniz Ziya Toroslu: Ben işin bir başka boyutuna dikkat çekmek isterim. Hani “mavi köşede” ve “kırmızı köşede” olmak üzere sürekli çatışan iki grup var ya, bir grup Transformers, Expendables, Spider Man, Avengers, Pirates of the Caribbean gibi filmleri aşağılayıp gerçek sinemanın, sanatın Fellini’ler, Antonioni’ler, Bergman’lar olduğunu savunurken diğer grup bir kadının pencereden dışarı beş dakika boş boş baktığı veya bir adamın bir bankta oturup yarım saat denizi seyrettiği filmlerle alay ediyor, işte çatışmanın özü bence burada saklı. Ha konu Recep İvediğe gelince devreye “yav halkımızın kültür seviyesi ortada işte, ne bekliyorsun” diyen elitizm ile sırf entelektüel görünmek için Recep’e söven samimiyetsizler ortaya çıkıyor. Bu kimseler “ben hep belgesel izlerim”ciler olarak ta bilinirler. Ülkemizde neredeyse her haftaya bir tane düşen sürüsüne bereket absürt komedi çekilmesine ve bu filmlerin iyi kötü gişe yapmasına üzülüyorum üzülmesine, ama nedense Recebi ayrı tutasım geliyor. Nedense onun seyirciyi aptal yerine koyan bir film olduğunu düşünmüyorum, üstte bir yorumda değinildiği gibi vaatleri neyse onu yerine getiren bir film. Ama beni Recep’ten daha çok rahatsız eden bir şey varsa o da eleştirmenlerimizin ideolojik eleştiri takıntısı. En son Escape Plan filmine yazılan bir eleştiriyi okumuştum, Burak Göral’ın kaleminden, öyle yerlerden girip öyle yerlere bağlamıştı ki hayretler içerisinde kalmıştım. Toparlarsam bence filmler kategorileştirilmemeli, bugün Receb’i izleyip gülen, yarın 300 Spartalı ile coşan adam ertesi gün festivale gidip Le Passe izleyemez mi?

Özlem Akovalıgil: “en azından hayal kırıklığına uğramıyoruz, ne olduğunu biliyoruz, beklentimiz zaten belli ve kolayca karşılıyor” ve “Türk filmleri kötü” Bu sözler onlarca seyirciden hatta iyi sinema seyircisinden duyduğum sözler. Ben bana söz düşmez diye sadece duyduklarımı yazdım. Öte yandan kızmıyorum duruma, anlıyorum, haklılar. Şimdi “iyisi yapıldı da gitmedik mi?” sözünün ardındakini iyice anlamak lazım. Türkiye’de herhangi bir Haneke filmi iş yaptı mı? demiyorum. Mesela daha popüler olanlara bakalım; Fight Club Türkiye’de gişe yaptı mı? (fakat herkes bilir filmi bu ayrı konu) ya da Şarküteri, ya da Amenabar’ın İçimdeki Deniz mesela, o filmi kaç kişi izledi? Tamam bu ayar yerli tek bir film yok, işte düşündüğüm şu; bu ayar yerli film yapılsa gişe yapacak mı sahiden? Yani Woody Allen Malatya’da Volkan Altın olarak doğsa aynı filmleri yapabilecek ortamı bulsa!!! ve yapsaydı bu filmler gişe yapar mıydı? Bilmiyorum. Belki çocuk tacizcisi olarak manşetlere geçtikten sonra yapardı, burası Türkiye çünkü :)) Gerçekten bir gün o ‘iyi film’ leri görmek ve sonucu değerlendirmek ümidiyle diyorum :)))

TC Ümit Yamaçer: Bana göre tam zamanında ve harika bir reklam ile piyasaya çıktı… Kendisinden önce piyasaya sürülen komedi filmleri iş yapmayınca bütün beklentiler bu filme kaydı… iyi bir tanıtım ile ( özellikle en can alıcı esprilerin reklamda kullanılması) bu başarıyı buldu diye düşünüyorum…

Nil Yabanlı: Bana bu film serisini aşağılamak çok saçma geliyor. Komedide seksizm vs gibi unsurlar olabilir, bunlar daha da amplifiye edilebilir, bükülüp bozulabilir. Sonuçta önemli olan seyircinin sadece bu tarz filmlere gidiyor olmaması sanırım. Türkiye’de hep bu tartışma durumuna düşülüyor zaten, fazla elitist oluyor insanlar bir anda. Evet İvedik Allah’ın kırosu ama çok komik olduğu anlar var, birkaç stereotipi çok güzel bir araya getirmiş, suratımıza suratımıza vuruyor. Sanat filmi, sıkıcı vs gibi konular da gerçekten içimi bayıyor. Bir arkadaş da demiş film filmdir diye. Herkesin bir bakış açısı ortaya koymak istediği bir duruş var.

Erkan Önel: Herkesin içinde bir hayvansal masum komik bir içgüdü var bu filmde de bunu ortaya çıkaran bizlerin taa 10000 yıllık belki daha eski DNA kökenlerimizin yine küçük masum bir kıpraşması desek !

Fatih Bıkmaz: Recep İvedik efsanesi Şahan’ın komedi dizisindeki karakter olarak başladı. karakterin kim 500 Milyar İster’deki tavırları umursamaz, duyarsız, kaba ama doğal ve zerre yapmacıklık barındırmayan tiplemesi, karşısındaki sunucuya cahilce, patavatsızca, soruların cevapları konusundaki talepleri, okumuş, kültürlü, efendi bir sunucuyu cahil bir insana mantıklı cevap veremez bir halde kıvrandırması halkımızın hoşuna giden, bayıldığı bir özellik oldu .Bir nevi ikinci versiyon şaban gibi ama kaba, maganda versiyonu. aylarca bilgisayar ekranından Şahan’ın recep İvedik tiplemesinin videolarını yayınladık müşterilerin ilgisini çeksin diye ve hayli de çekti. bunun filmini çekse herkes gider dedik ve gerçekten de gitti ve gitmeye devam ediyor. Burada bence sihirli formül şu; Halkımız yıllarca türlü cefalar çekti. Osmanlı’nın son zamanlarından, Cumhuriyetin günümüze kadar olan sürecinde ,ekonomik eziklik bir nevi genlerimize işledi. Başarılı bir girişimci görünce insanlar içten içe hayranlık duyarken, dış ses olarak kesin arkasında biri vardır, Bir hile, hurdaya bulaşmıştır diye seslendirirken hala içinde vicdanı ;vallahi adama pes ne iyi işler başarmış diye konuşur. Şaban filmlerinin hala gösterildiği ve ilgiyle izlendiği gibi recep İvedik’te bizim başaramadıklarımızı başaran ,maganda da olsa kalbinin temiz olduğunu bildiğimiz bizden bir kahraman.(virgüller için özür.)

Özlem Akovalıgil Ben Türk sinemasında, Nuri Bilge sendromunun herkes için olumsuz sonuçlar yarattığını düşünüyorum. Diyeceğimi çok anlaşılır demedim, dememeyi tercih ettim. Murat bir de sanırım, insanların bir araya gelince eğlenmeyi, eğlenceli bir filme gitmeyi tercih ediyor, bu komedi filmlerinin avantajı zaten. Birlikte dışarı çıkıldığında para harcıyor insanlar. Herkesin böyle sosyalleşme/eğlenme bütçesi vardır. Buna hizmet veren filmler olacaktır olmalıdır. Fakat aynı kişilerin evde dvd den, kopyadan, korsandan ya da internetten film izlerken, yani düşük bütçeli tercihleri farklı olabilir. Yani şu ‘iyi film’ler ne ise artık, o grup filmlerin izlenme oranını, gerçek sayısal karşılığını bilmiyoruz. Fakat eğlenceli film yapmanın para kazandırdığını biliyoruz. Bu ticari film ve sanatsal film ayrımı tüm dünyada var zaten. Bizim icadımız değil ki!

Avrupa’da bu filmleri aynı tasta sunmadıklarını gördüm. Yani her sinema salonunun gösterdiği filmler belli. Gişe filmi salonunda gişe filmleri gösteriliyor sadece. Sanırım ideali de bu: Arthaus sinema salonları var, sevimli küçük sıcak ortamlı girişinde küçük bir barı olan sinemalar. Her akşam dolu oluyor. Bunlar gösterdikleri filmlerin tarzlarına göre bile ayrılmışlar birbirinden. Yani o sinemaya gittiğinde ne izleyeceğini biliyorsun. O ihtiyaca göre gidiyorsun. Ortam dekor bile ona göre. Mesela arthaus işler gösteren salonun girişinde kitapçı var popcorn yok vs.. Ve fiyatlar da ticari film gösteren sinemalardan düşük. Böylece dvd ya da internet yerine oraya gitmeyi tercih ediyor insanlar. Herkes para kazanıyor böylece, az ya da çok. Neyi pazarlıyorsan ya da sunuyorsan ona göre davranmalısın zaten. Seyircinin bir AVM’de gişe filmi beklentisi normal, eğlenceli, kolay anlaşılır, güldüren ya da ağlatan çıktığında hemen unutacağı hadi bir şeyler yiyelim deyip hayata devam edeceği filmler istemesi normal.

Sanatı pazarlamaktan dayatmaktan vaz geçmeliyiz bence. İvedik’in gişesine gelince; bir dağıtımcının zamanında bana verdiği tavsiye aklıma geldi; “kadınların gideceği filmler yap. Sadece onlar gişe yapar. Gidilecek filme kadın karar verir” Acaba kadınlar erkekleri alıp bu filme götürerek bir mesaj vermeye çalışmış olabilirler mi? Ya da bak senin içindeki hayvana nasıl da gülüyoruz hepimiz! demek için mesela. Bu gerçekten büyük bir olasılık!

Can Nasır Kırık: Şahan TV8’de bir ton karakter yarattı, bu kadar karakteri ebem yaratsa o da milyon tiraja ulaşacak bir karakteri elbet seçebilirdi… eğitim ve bilinç seviyesi düşük insan sayısı olunca, sinemada etkilenecekleri, hayal güçlerini okşayacak yapım ancak bu oluyor…

Murat Tolga Şen: Peki, yeni bir soru gelsin. Recep İvedik’e gülüp geçemez miyiz?

Can Nasır Kırık: yükselen işlerin yelpazesi, ( belki de spektrumu ) sadece bu işleri gösteriyorsa, gülüp geçemeyiz… bir toplumun merak duygusu sadece arkası yarın günlerinden kalan [ “şu bununla ne yaptı”, “şimdi ne mallık yapacak” ] kavramına takılırsa naneyi yemişiz demektir. bunlar bir sonuç, toplumun seviyesini gösteren göstergeler bunlar, turnusol kağıdı misali

Atakan Dinç: Eser sahibinin tek amacı gülüp geçilecek salondan çıkıldığı anda unutulacak bir iş yapmaksa gülüp geçmek kadar normali olamaz.

Murat Tolga Şen: Bazen Recep İvedik ve türevi filmleri eleştiren arkadaşlara sinemada gittiği son 3-5 filmi soruyorum, genellikle çok popüler işler çıkıyor. Festival yoksa festival filmi de izlenmiyor. Başka Sinema etkinliği güzel başlamıştı mesela ama onda da satılan bilet sayısı giderek düşüyor. Bazı Belediyeler ekibin katılımıyla ücretsiz etkinlikler yapıyor kimse ilgilenmiyor. Evet öyle bir etkinlik duyurusunun altında Facebook’ta like var ama like atan salonda değil. Sanatı takip ettiğimizi göstermeyi seviyoruz ancak sanatı takip etmeyi o kadar da sevmiyor olabilir miyiz?

Gökhan Ölgün: Hocam, festival filmleri ya da sanat filmleri hiç olmazsa 500 binleri bulsa ve bu yönetmen ve yapımcılara yeni ve daha iyi filmler yapacak bütçe sağlasa o zaman kimsenin İvedik’le problemi kalmaz. Sonuçta filmin vaat ettiği ve sunduğu şey aynı. Yapan ve izleyen açısından bir sorun yok ama kaliteli yapımlar gişede hüsrana uğrayıp bir de festival ödülleri Mavi Dalga gibi filmlere gidince insan isyan etmeden duramıyor. Gişede yok, festivalde yok ne olacak Sinema Sanatı’nın durumu? Reis Çelik’in Lal Gece filmi ödül rekoru kırıyor ve filmin gişesi 12 bin! Demirkubuz’un Yeraltı’sı 55 bini bile bulmadı, N.B.Ceylan’ın Üç Maymun’u 127 bin, Reha Erdem’in Jin’i 8 bin küsur…. Hepsini topla 200 bin anca ediyor… Züğürt Ağa’nın dediği gibi, “ulan bir oyu siz verdiyseniz benim oyum nerede”?

*****

Hepinize değerli fikirleriniz için teşekkürler arkadaşlar… Sinemayı, sinemaya gidenlerle konuşmuş olduk ki şu tartışmada bize uzun metraj 3 film yönetmeni (Ali İlhan – Toprağın Çocukları, Hasan Tolga Pulat – Güzel Günler Göreceğiz, Özlem Akovaligil – Kako Si) arkadaşımız da katıldı. Her anlamda çok tatmin edici oldu.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir