Ciddiye Alınacak Gibi Değil: Tekken (2010)

Ben genellikle beğendiğim filmler hakkında birşeyler yazıp çizmekten hoşlanırım (bununla birlikte beğenmediğim filmlerden daha sağlam yazılar çıkar ki bu da bir tezat olarak hatır haneme ekleniversin bir zahmet)… Fakat daha da önemlisi duygusal anlamda benim için az çok birşeyler ifade edenlerin çöküşüdür ki sanıyorum benimle birlikte tonlarca izleyici için de aşağı yukarı aynı düşünceler ile dile getirilir bu duygu. O sebepledir ki, benim için oldukça önemli olan (nedenini aslen gerçekten bilmiyorum) Tekken’in, filme uyarlanma konusundaki bu baştan savmalığı aslında buraya yazabileceklerimden çok farklı tepkileri hak ediyor ki bir hali yolunu bulup doğru yönlendirerek çıkışı bulabilmesini sağlamak pek de imkan dahilinde değil! Başlıyoruz, Tekken.

Arcade dövüş oyunlarının sinema ya da video sektörüne uyarlanması ezelinden beri sağlıklı bir sonuç ortaya koymamıştır. Bunun ilk örneğini Street Fighter (garip bir biçimde ülkemizdeki gösterim adıyla Özgürlük Savaşçıları) ile yaşamıştık! Ardından gelen Mortal Kombat, her ne kadar karakterlerin fiziki görünümü için harcanan özen ile, rakiplerinin arasından sıyrılsa da “çocukluk anılarından” taşabilmeyi başaramamıştı. Yakın dönemde bu aileye Dead Or Alive gibi abidik gubidik bir örnek de eklendi üstelik. Sözün özü, zaten aksiyon sinemasının trendleri hızla değişirken, bizim kabaca “dövüş filmi” olarak kabul ettiğimiz bu tür her geçen gün daha ciddiyetsiz ve daha baştan savma örnekler vererek yoluna devam etti. Fakat bu türün, anime örnekleri (Bakınız Street Fighter ve Tekken) göreceli başarıları ile adlarından söz ettirmeyi başardı.

Geçtiğimiz yıl Street Fighter adı Legend Of Chun Li ile yeniden duyulurken, “izleyiciyi adam yerine koymama” anlayışının sınırları da bonkörce genişletilmiş oldu! Yapımcıların bu türü (ki Tekken hali hazırda en çok satan dövüş oyunlarından biri iken) inadına ciddiye almaması ya da saygı duymaması bu kısır anlayışı perçinlemeye devam ediyor.

Belli başlı tabirleri kullanmak konusunda çekinmeyi düşünmüyorum o sebeple yazımın bu noktadan sonraki kısmını mazur görünüz…Şimdiden Teşekkürler…

Sadece fragmanı ile ne kadar “trışka” bir yapım olduğunu hissettiren Tekken, dövüş filmleri kategorisindeki sıkıcılık kat sayısını bir kaç fersah daha ileri götürüyor. Komik diyaloglar ve gülerken ağlatan senaryosu ile saç baş yolduracak bir örnek olması, yapımcıların oyunun ruhunu baltalamak adına gizli bir antlaşma yaptıkları konusunda şaibeye düşürüyor bizleri. Zira bu güne kadar filme alınmama sebeplerinden biri, dallanıp budaklanan yan hikayeleri olan Tekken; filmde yer alan karakterlere de, video oyunun ruhuna da göz atma kaygısı taşımıyor.

Yukarıda saydıklarımı tamamen silip atsak ne olur peki? Elbette Tekken berbat bir film olmaktan kurtulamaz! Bulunduğu kategoride yer alan örnekler içerisinde, “boş” aksiyon filmlerinin izleyiciyi öldüresiye sıkmak gibi bir misyonu bulunmak zorunda değil! Bir filin peşinde koşarken çatara parata adam döven Tony Jaa, filmlerden bu tarz kaygıları beklemeyenler için iyi iş çıkarıyor ortaya. Yani bir dövüş filminde estetik dövüş sahneleri görmek bu kadar zor olmamalı…

Pek çok video oyunu uyarlamasında adet olduğu üzere burada da önemli karakterlerin büyük bir kısmı yok. Örneğin, King, Hwoarang, Xaiyu, Asuka, Lee, Bruce, Paul, Lei Chaolan gibi demirbaş isimler filmde yer almıyor. Jin Kazama üzerinden dönen ana hikaye ise oldukça komik! Christie- Eddie Gordo münasebetini unutun zira burada kendisi kalbini Jin’e kaptırmış vaziyette! 21’lik Steve Fox, Jin’e akıl hocalığı yaparken, o meşhur kırmızı eldivenleri bizzat kendisine hediye ediyor (film boyunca neredeyse bir fiske atmaması da cabası). Kazuya’yı öldürmek için görevlendirilen Nina ve ondan nefret eden Anna’yı bir yatakta üçlü münasebet halinde görmek ise, bir filmden ziyade yönetmen Dwight H. Little’ın kişisel fantezilerini izlediğimiz hissine kapılmamıza sebep oluyor!

Garip bir biçimde Raven, Yoshimitsu, Eddie Gordo, Bryan Fury gibi karakterler fiziken başarılı bir şekilde iliştirilmişler filme… Yok yok… Lafımı geri alıyorum… Onlar aslında tam olması gerektikleri gibi, geri kalan herşey ters!

Son günlerde 80’lerin ruhunu arayan aksiyon filmleri görmeye alıştık. Bakınız, Cehennem Melekleri ve A-Takımı bu furyanın pahalı örnekleri olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bazı yapımlar, diğerlerinin hasretini daha manalı kılabiliyor ki son derece amaçsız bir şekilde beslendiği kaynağın ruhunu zedeleyip, izleyicisinden yok yere tepki gören Tekken’de böyle bir amaç da yok! Bütün bunlarla birlikte kendime şu soruyu bir nevi öz eleştiri mahiyetinde sormadan edemiyorum: Ben bu filmi neden bu kadar ciddiye aldım?!

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

2 Yorumlar

  1. Kesinlikle oyun severlerini hayal kırıklığına uğratan bir film diyebilirim. Filmdeki bütün o amatör, bilindik, tahmin edilebilir ve “niye heyecanlanmıyorum” dedirten sahnelerini geçtim, herşeyden önce başrol oyuncusu doğru seçilmemiş. Daha “çelimsiz ve çekik gözlü” olmayan birini bulmalılarmış.

  2. Aptalca bir film olmuş doğrusu benim en sevdiğim king yok :(

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: