Televizyon Çoktan Ele Geçirildi Peki ya Sinema?

Yazı yazmak biraz da ekin ekmek gibidir ama kağıda ekilmez yazı. Yazdığınız dilde okuyanların aklına ekilir, o dili konuşanların ülkesinin hasadı olur. Şimdi, yeni bir yazıya başlamadan önce, cümlelerimi ekeceğim toprağı elime alıp ufalıyorum; 16 senedir yağmur düşmemiş gibi. Yeni cümleler kurmaya hevesim yok ama yine de deneyeceğim. Bakalım ne çıkacak?

Televizyon izliyor musunuz? Ben eskiden çok izlerdim. Bir televizyon çocuğu olarak ekran karşısında büyüdüm. Televizyon, sinemanın eve sokulmuş halidir bana göre, yani çocukken öyle olduğunu sanırdım. Benim çocukluğuma denk düşen zamanlarda TRT neredeyse bir sinematek imkanı sunduğundan belki de… Özel televizyonculuğun ilk zamanları da öyle keza. Oysa şimdi televizyon açıldıktan kapanana kadar birilerinin suratınıza çemkirdiği, aklınızı karıştırdığı tuhaf bir makine… Siyasiler için en büyük propaganda aracı. 24 Haziran seçimlerinin merkezinde kim televizyona ne kadar çıktı tartışmasının yer aldığını unutmayın ve TV’de en çok kimi gördüyseniz seçimi de o aldı. Gerçeğe televizyon izleyerek ulaşmaya çalışmak bir buzdolabına binip Mars seyahatine çıkmak gibi… Saçma!

Dedim ya, çok televizyon izlerdim. Üstelik, 2012’den 2017’ye kadar Medyaradar adlı sitede televizyon eleştirmenliği yaptım. O zamanlar bile her hafta 4-5 yazı çıkaracak kadar malzeme olurdu ama şimdi bu işi yapıyor olsam kara kara düşünürüm, ne yazsam diye… Birkaç senede ne çok şey değişti, öyle bir çöl iklimi.

Neyse, ¨yandaş medya¨ diye bir tabir var. İktidara yakın güçlerin elindeki televizyon ve gazeteler bu tanımın içine giriyor. Evcil bir halk oluşturmak istiyorsanız güçlü bir medya desteğinizin olması şart. Allah’a şükür, bizdeki medya patronlarının yandaşlığı dillere destan. Televizyon yayını antenle dağıtılan bir kitle hipnozuna yol açıyor. Hangi kanalı açsanız manipülasyon ya da zengin oğlan fakir kız aşkından mamul ucuz aşk dizileri. Yaz sezonunda olduğumuzdan arada sinema filmi de veriyorlar ama sansür saçmalığı öyle boyutlara ulaştı ki filmdeki kadın gölgesini dahi buzlar oldular. Gazetelerde de ana sayfadan iktidara düzülen methiyeler! Açıp izleyecek kanal, sayfasını çevirip okuyacak gazete yok. Masal dinlemek istiyorsanız buyurun ama seçimlerde de gördük; bu ülkenin yarısı için medya yayını yok!

Peki ya sinema? Öyle ya, ben bir eleştirmenim ve sinema her zaman kafa açıcı bir sanat olmuştur. Sıradan insan için bir merdivendir sinema, onu alıp başka birine çevirebilir, farkındalığını başka hiçbir sanat formunun olmadığı kadar hızlı ve güçlü şekilde arttırabilir. Sansürün en yoğun olduğu ülkelerde bile, örneğin İran’da, güçlü bir bağımsız sinemacılık yok mu? Yeri geliyor, aklındakini filme çekip halkına ulaştırmak adına hapse giriyor İranlı sinemacı.

Öyle bir bağımsız sinemamız var mı bizim? Birkaç istisnayı görmezden gelerek cevap veriyorum; sinemacıların ağzını açıp kültür bakanlığı fonu beklediği, bakanlık desteği olmadan kimsenin festival bile düzenleyemediği bir ülkede hangi bağımsız sinema?

Gölgeler gerçek değildir ama bizi daha fazla korkuturlar çünkü kocamandırlar. Türkiye’de gölgeler giderek büyüyor. Sanat yapanların iddialı söylemlerine kanmayın, kimsenin bu gölgelerle savaşmaya yetecek cesareti yok. Herkes gerektiği yerde taviz vermeye hazır çünkü devlet parasıyla film çekip devletin yaptırdığı festivallerden ödül toplayan ve bununla da övünen bir sinemacı nesli yetişti. Bizim biletlerimizden kesilen ancak siyasilerin kontrolündeki fonlar sayesinde iktidara bağımlı bir ‘bağımsız sinemacılar’ çağındayız. Hükmedenlerin tasarladığı özgürlük alanlarında çekilmiş filmlerle doldu ortalık. Film çekmek için fonlara talip olan sinemacılar istemsiz de olsa daha özgür bir Türkiye’de yaşadığımız illüzyonuna hizmet ettiler, ona göre yazılmış senaryolar fonlandı. Hiçbirine kızmıyorum, sinema yapmanın derdindeler ama tarifleri ellerinden alındı. Bağımsız sinemacılarımızın bizi günden güne kötüleşen filmlerde, bitmiş karakterlerle dolu bir nihilizm bataklığında boğmalarının sebebi bu; ‘meselesi olan’ sinemadan korkuyorlar. Sanat direnmektir derlerdi ama bu filmler sanki bizi uyuşturmak ve elimizdeki gücü de almak için yapılıyor gibiler. Yeşilçam filmi deyip geçtiklerimizde daha çok direniş ruhu var.

Seyirciyle arası iyice açık yeni nesil sinemacılar devlet filmlerini fonlamayı keserse ya da festivaller hepten düzenlenemez hale gelirse ürün veremez hale geliyorlar. Festivallere verilen destek iyice güdükleşiyor ya da ¨uygun görülmemiştir¨ denerek iptal ediliyor. Bu yıl işin başında kadınların olduğu iki festivale verilen destek kesildi, onlara ¨elinizin hamuruyla festival yapmayın¨ dediler. Devlet bu, der! Asıl mesele bizdeki muhtaçlık. 80’lerin sıkıyönetim zamanlarında bile yaşanmayan bir şey bu, ne acı değil mi?

En kısa haliyle soralım; devlet desteğiyle politik sinema yapılabilir mi?

Yapılamaz! Yıllarca yapılabileceğini sandırdılar ama iş hep yazdığım noktaya geldi. Bu ülkenin entelektüelleri bile “devlet sinemaya destek olmalı” çığlıkları attı. Hâlbuki sinema kimin için yapılırsa ondan destek alır, almalı. Bağımsız sinemayı, devlet destekli festival sineması yapmak sandık. Son 15 yıldan 15 iyi film var mı elimizde? Ortaya çıkarılan eserle değil ödül törenlerinde gösterilen tavırla muhalif olmanın yeteceği sanılıyordu. Bu komik günah çıkarma seanslarının yapanın yanına kar kalmadığı günler de gelecekti ve de geldi.

Olay buydu, her şey ortadaydı. Bu iş böyledir. Bir süre kumda oynatırlar, birkaç film çektirir, o zaman bile senaryodan itibaren otosansür yaptırtır (devletten para alıp onun dövdüğü öğrencinin filmini çekebilir misin?), filmleri seyirciden koparıp jürilerin önüne fırlatarak bağımsız sinemayı iyice yalnızlaştırır sonra da ortada bırakırlar!

Televizyonumuz yok, gazetemiz yok, anlaşılan o ki sinemamız da yok. Ne kadar bilinçsiz bile olsa bu da bir tür yandaşlık değil mi? Tek gayenin ne yapıp edip film çekmek olduğu iklimden memnun yaşayan ve film çekebilmek için de halkının dertlerini satanlara ne diyeceğiz; bağımsız sinemacı mı?

Yetimsin, öksüzsün kardeşim. Daha da yazmaya gerek var mı?

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir yorum var

  1. Mansur Yıldırım

    Baştan sona gerçekleri anlatan güzel bir yazı olmuş güzel tespitler var malesef durum çok vahim ama elden de bir şey gelmiyor umarım birkaç cesur sinemacı çıkar umuduyla bekliyoruz yazı için murat tolga şen abiye çok teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: