Tenten’in Maceraları Yapım Notları

Günümüzün en yenilikçi öykü anlatıcılarından ikisi, Oscar ödüllü yönetmen Steven Spielberg ve Oscar ödüllü yapımcı Peter Jackson, 3D teknolojisinden sonuna kadar yararlanan bir sinema olayına –dünyanın dört bir yanında geçen ve saklı gizemler, tehlikeli suçlular, kadim sırlarla dolu, destansı bir maceraya— imza atarak aksiyon, mizah ve baş döndürücü öykü anlatımından oluşan, insanları kuşaklar boyunca heyecanlandırmış klasik serüvenlere görkemli bir şekilde yeniden hayat veren bir film ortaya çıkarıyor: The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn / Tenten’in Maceraları.

“Okuduğum ilk macerasından beri, Tenten aklımdan ve yüreğimden çıkmadı. Kaderimde Tenten’le birlikte bir şeyler yapmak… ve bir keşif yolculuğuna çıkmak olduğunu biliyordum.” –Steven Spielberg

Hergé’in yarattığı, uluslararası beğeni kazanmış ve unutulmaz karakterleri temel alan filmin öyküsü, doyumsuz bir meraka sahip genç muhabir Tenten (Jamie Bell) ile sadık köpeği Milu’nun, bomba gibi bir sırra ev sahipliği yapan bir maket gemi bulmasıyla başlar. Asırlık bir gizemin içine çekilen Tenten, İvan İvanoviç Sakharine’in (Daniel Craig) hedefi olur. Bu şeytani kötü adam, Tenten’in Kızıl Rackham adlı aşağılık korsana ait paha biçilmez hazineyi çaldığına inanmaktadır. Ancak köpeği Milu’nun, nemrut ve geçimsiz Kaptan Haddock’un (Andy Serkis) ve Dupond ve Dupont adlı sarsak dedektiflerin (Simon Pegg ve Nick Frost) yardımıyla, Tenten dünyayı dolaşarak nefes kesen bir kovalamaca sonunda düşmanlarını atlatıp, Tekboynuz’un son istirahatgâhını bulacaktır. Bu gemi enkazı, belki de muazzam bir servet… ve kadim bir lanet barındırmaktadır.

Fırtınalı denizlerden Kuzey Afrika çöllerinin kumlarına, her durak Tenten’i ve arkadaşlarını git gide artan bir heyecan ve tehlike dalgasıyla karşı karşıya bırakarak, her şeyi riske attığınızda, yapabileceklerinizin sınırının olmadığını kanıtlar.

Columbia Pictures ve Paramount Pictures, Hemisphere Media Capital ve Amblin Entertainment, Wingnut Films, ve Kennedy/Marshall Yapımı ortaklığıyla bir Steven Spielberg Filmi olan, The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn/Tenten’in Maceraları’nı sunar. Filmin yönetmeni, Academy Ödülü® sahibi Steven Spielberg; senaryo, Steven Moffat ile Edgar Wright ve Joe Cornish tarafından Hergé’in eseri “The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn”dan esinlenerek yazıldı. Filmin yapımcılığını üstlenen isimler Steven Spielberg, Peter Jackson ve Kathleen Kennedy, ayrıca Ken Kamins, Hergé Ailesi’ni temsilen Nick Rodwell ve Stephane Sperry yürütücü yapımcı olarak görev aldılar. Ortak yapımcılar Carolynne Cunningham ve Jason McGatlin. Spielberg bu filmde de Oscar®-ödüllü çalışma arkadaşlarıyla bir araya geldi: editör Michael Kahn, A.C.E. ve efsanevi besteci John Williams.

Filmin takdire değer uluslararası oyuncu kadrosunda bulunan isimler arasında ise Tenten rolünde Jamie Bell (Billy Elliot – Türkçe seslendiren Sercan Gidişoğlu) Kaptan Haddock rolünde Andy Serkis (The Lord of the Rings/Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi – Türkçe seslendiren Aydoğan Temel). Sakharine rolünde Daniel Craig (Quantum of Solace – Türkçe seslendiren Sefa Zengin), Dupont ve Dupont rollerinde Nick Frost (Shaun of the Dead/Zombilerin Şafağı – Türkçe seslendiren Nüvit Candemir) ve Simon Pegg (Star Trek/Uzay Yolu – Türkçe seslendiren Mazlum Kiper), Filocelle rolünde Toby Jones (Harry Potter filmleri – Türkçe seslendiren Erhan Abir), Tom ve Allan rollerinde Mackenzie Crook (Pirates of the Caribbean/Karayip Korsanları Üçlemesi – Türkçe seslendiren Tugay Erverdi) ve Daniel Mays (The Bank Job/Banka İşi – Türkçe seslendiren Hakan Altuntaş) ile Ben Salaad rolünde Gad Elmaleh (The Valet – Türkçe seslendiren Levent Ünsal) yer alıyor.

Weta Digital’in Oscar® ödüllü görsel efekt ekibi ise kıdemli görsel efekt süpervizörü Joe Letteri, görsel efekt süpervizörü Scott E. Anderson ve animasyon süpervizörü Jamie Beard’ın yanı sıra sanat yönetmenleri Andrew Jones ile Jeff Wisniewski’den oluşuyor.

The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn/Tenten’in Maceraları dünya çapında RealD 3D ve IMAX 3D teknolojileri ile, Sony Pictures Entertainment ve Paramount Pictures tarafından gösterime sunulacak.

ZAMANA MEYDAN OKUYAN BİR SERÜVEN

Hergé, Steven Spielberg ve Peter Jackson

Çizgi roman kahramanı Tenten, dünyanın dört bir yanında yürekleri durduracak bir dizi serüvenle küresel bir fenomen haline geldi. Bu gözüpek muhabir, garip saç modeli ve en heyecanlı durumlarda daima doğru olanı yapmasını sağlayan cesaretiyle dünyanın her yerindeki genç okurların kahramanı, sanatçıların ise esin kaynağı oldu. Hergé takma adıyla eser veren Georges Remi’nin yazıp çizdiği Tenten çizgi romanları farklı kültürlerde, birçok nesilde ve hatta savaşın yıkıp geçtiği sınırlarda kendine yer buldu. Ölümsüz bir pop kültür simgesi haline gelen karakterin serüvenleri 100’den fazla dile çevrildi ve 250 milyondan fazla sattı… ve hâlâ satmaya devam ediyor.

Yine de Peru’dan Tibet’e, hatta Ay’a gitmiş olan Tenten’in henüz ziyaret etmediği tek yer, günümüz sinemasıydı. Bu durum, The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn/Tenten’in Maceraları ile değişiyor; film sadece karakteri dünyanın dört bir yanındaki sinema seyircileriyle buluşturmakla kalmıyor, bunu Hergé’in taklit edilemez, zamana meydan okuyan görsel tarzına sadık kalıp bir yandan da 21. yüzyıla has öykü anlatımını yepyeni boyutlara taşıyor.

Serinin gücünün kaynağı daima pejmürde ve sevimli karakterlerini, egzotik mekânları ve kötülerle yiğitçe savaşan insanları işleyerek okurları ortak bir paydada buluşturması oldu.

Hergé’in büyüleyici öykülerine olan tutkuları sayesinde ilk kez işbirliği yapan Steven Spielberg ile Peter Jackson da böyle bir paydada buluştu. İki sinemacı da Tenten’le bambaşka zamanlarda, bambaşka şekillerde tanıştı. Yine de karakterin sinemasal açıdan sunduğu geniş olanaklara karşı besledikleri tutku, aynıydı. İkisi de Hergé’’in dizginlenemez eğlence vaat eden çizimlerini üst düzey teknolojiyle ve duygu yüklü performanslarla bir araya getirip Tenten’in muazzam mirasına yakışır bir sinema deneyimi yaratmanın verdiği heyecana direnemedi.

Spielberg, “Tenten bir anda inanılmaz, dünya çapında serüvenlere yol açan ipuçlarını kovalayan hevesli bir gazeteci,” diye anlatıyor. “Onu bu kadar ilgi çekici yapan şey, her ne kadar tehlikeli durumlara düşse de, yılmadan gerçeğin peşinden koşması. Sık sık korkunç bir belaya bulaşmış gibi görünüyor ama bir şekilde kurtulmanın yolunu buluyor. Tenten’i ilk kez okuduğumdan beri, kaderimde onunla bir tür işbirliğinin yazılı olduğunu biliyordum.”

Peter Jackson, sinema tarihinin en beğenilen fantastik film üçlemesi olan Yüzüklerin Efendisi’ne imza attığı kariyerine başlamadan çok önce, daha çocukken Tenten’le tanıştı ve serüvenlerinden etkilendi. Jackson bulabildiği tüm Tenten kitaplarını –hatta zar zor anladığı halde Fransızca baskılarını bile— defalarca okumuştu.

“Küçükken, Tenten’in atıldığı maceraları yaşadığını kolayca hayal edebiliyorsun,” diyor Jackson. “Hepimizin sahip olduğu o temel serüven hissine hitap ediyor.”

İki sinemacı da Tenten’in DNA’sında doğal olarak bulunan sinema potansiyelini gördü. Yapımcı olarak Jackson’la ortak olan, Spielberg’in yıllanmış çalışma arkadaşı Kathleen Kennedy, “Hepimiz, Hergé’in öykülerini bir bakıma anlatım gücü açısından basit, net ve etkili olan, güzel storyboard’larla anlattığını fark ettik,” diyor.

Spielberg, Hergé’le uzun sure önce, 1983 yılında irtibata geçti ve Belçikalı sanatçının, zekice kurgulanmış karakterini sinemacının ellerine bırakmaya istekli olduğunu öğrendi. Ancak ne yazık ki, ikili bir araya gelmeden önce Hergé hayata gözlerini yumdu. Daha sonra, eşi Fanny Rodwell sanatçının isteğini gerçekleştirerek karakterin haklarını Spielberg’e verdi.

Tenten projesiyle on yıldan uzun süredir ilgilenen ve daha da öncesinden beri karakterin sadık bir okuru olan yürütücü yapımcı Stephane Sperry “Hergé, eserinin filme alınması için tek yönetmen olarak Steven’ı seçti,” diyor. “Steven buna daima saygı duydu.”

Yapımcılar Nick ve Fanny Rodwell’le yakın işbirliği içine girerek, Hergé’in mirasını koruyan ve Tenten’le ilgili her şeyde uzman olan ikiliye danıştılar. Yönetmen, gözlemlerini “En önemli konu, Hergé’i onurlandırmak ve eşsiz renk paletine ve çizim anlayışına mümkün olduğu kadar yakın olmaktı. Çizdiği her bir kare, sinemasal açıdan bir öykü anlatıyordu,” diye anlatıyor. “Her bir poz ve harekette kinetik enerji vardı; sanki 24 kareyi tek kareye sığdırmaya çalışıyor gibiydi, başarıyordu da. Bence bu, Hergé’in dehasını gösteriyor. Öykülerinin her biri, özünde birer film; biz de buna sadık kalabildik..”

Spielberg, daha ilk andan Jackson’ın ideal bir ortak olduğuna ikna olmuştu. Spielberg, “Peter bana ‘şimdi burada olsaydın, omzumun üzerinden bakıp Hergé’in tüm kitaplarını görürdün; bu işin bir parçası olmayı çok isterim,’ dedi,” diye anımsıyor. “Böylece Hergé’i ve Tenten’i tanımlayan sanatsal tarzı yakalamanın ve perdeye yansıtmanın bir yolunu aramaya başladık.”

Jackson işe koyulmak için sabırsızlanıyordu. “Steven’ın ekibe davet etmesi beni çok heyecanlandırmıştı,” diyor. “Aslında Steven Tenten karakterine çok benziyor,” diye yorumluyor Jackson. “Yüreği genç. Gayet meraklı. Maceraya bayılıyor ve mizah anlayışı, Hergé’in Tenten’e verdiğine çok benziyor. Bu, mükemmel bir eşleşme.”

Steven, Jackson’dan ilk filmde yapımcı olarak yer almasının yanı sıra, serinin ikinci filmini yönetmesini de istedi. Jackson bunu kabul etti; Fanny ve Nick Rodwell’in, yani Hergé ailesinin de onayıyla, serüven başladı. Şu an Brüksel’deki Hergé Stüdyoları’nın Başkanı olan Fanny şöyle açıklıyor: “Bu sıra dışı, yaratıcı sinemacılarla işbirliğine girmek bir onurdu; Tenten’in en büyük maceralarını en büyük perdelere hakkıyla taşıyacaklarına olan inancımız tam. Hergé bir keresinde ‘öykülerimi film olarak görüyorum,’ demişti. Geleceği görmüş!”

Hergé Ailesi ile yakın temas halindeki yapımcılar, uyarlamanın senaryosu için Steven Moffat ile Edgar Wright ve Joe Cornish’ten oluşan ekibi görevlendirdi. Yazarlar, izleyicilere Tenten’i ve çeşitli düşmanlarıyla dostlarını en güzel şekilde tanıtmak için en sevdikleri üç Tenten kitabını birleştirmeye karar vererek; The Crab with the Golden Claws/Altın Kıskaçlı Yengeç, The Secret of the Unicorn/Tekboynuzun Esrarı ve Red Rackham’s Treasure/Kızıl Rackham’ın Hazinesi albümlerini günümüz sinema seyircilerinin nefesini kesecek tek bir konuda bir araya getirdi.

Kitaplar, senaryo yazarlarının pusulasını oluşturdu. Cornish, “Hergé’in öyküleri sizi canlı renkler ve serüvenlerle içine çekiyor ama aslında çok daha fazlasını barındırıyor. Ahlaki kavramlar, seyahat ve yabancllık duygusu ile dolu, bir yandan da size dünyanın büyüklüğünü ve kimi bilimsel fikirleri gösteriyor. Bence milyonlarca çocuğun hayal gücünün merkezinde yer almasının nedenlerinden biri de bu; biz de bu büyük ölçeği senaryoda vermek istedik,” diye özetliyor.

Senaryo yazarlarına yol gösteren bir başka şey de, Hergé’in oyunbaz çizimlerinin derinliklerinde kara film, Hitchcock’vari gerilim ve özel efektli macera filmlerinden izler gören ve bu izleri ön plana getiren Spielberg ile Jackson’ın kavramsal yaklaşımıydı.

Sonuç, Spielberg’e göre “kısmen gizem, kısmen dedektif öyküsü, tamamen saf bir macera; hepsi Kaptan Haddock’la Tenten arasında muazzam bir dostluk, sadakat ve inanç öyküsü üzerine inşa edilmiş.”

TENTEN’İN DÜNYASINI TASARLAMAK

Sayfadan Perdeye Geçişin İlk Adımları

Steven Spielberg ve Peter Jackson’ın paylaştığı tek özellik sadece verimli hayal gücü değil; iki sinemacı yepyeni diyarlara yelken açmak için de büyük istek duyuyor. Uzaylılardan Orta Dünya’ya, unutulmaz karakterler ve bir sinema salonunun dışında tecrübe edilemeyecek, nefes kesen dünyalar yarattılar. Yine de, ikisi de henüz yeteneklerini ve becerilerini 3D teknolojisinden yararlanan bir animasyon filminde kullanmamıştı.

Spielberg ve Jackson ilk günden Tenten’in mirasına karşı sadakatin yanında, Hergé’in enerjik çizim tarzından ilham alan görsel tasarım anlayışıyla bilgisayar destekli bir animasyon filmi yaratma konusunda ortak bir tutku besliyordu.

Senaryonun yazım aşamasında, sanat departmanı ve canlandırma ekibi kuruldu; Pasifik Okyanusu’nun iki yanındaki çalışma arkadaşları, Tenten’in eğlenceli karakterleri ve ilginç mekânları için beyin fırtınası yapmaya başladı. Verilen ve sonraki kararları etkileyecek ilk büyük karar, öykünün geçtiği dönemi ve sahip olduğu dokuyu zamandan bağımsız kılmak ve bir bakıma, her köşede karanlık gölgelerin saklandığı, sonsuz bir kara film evreni oluşturmaktı.

Bu öyküler 30’lu, 50’li, 80’li yıllarda ya da günümüzde geçiyor olabilir,” diyor Spielberg, “korumak istediğimiz güzelliklerinin bir parçası da bu. Filmimizde cep telefonu, televizyon ya da modern otomobiller istemedik. Tasarımda izlediğimiz yolda, rehberimiz Hergé’di, varsayılan herhangi bir dönem ya da ortam değil.”

Jackson şunları ekliyor: “Filmin bir suç dramına has nostaljik, tehlikeli hisse sahip olmasını istedik. Bu Tenten’in kendisinin değil, içinde yaşadığı dünyanın özelliği. Öykü öyle bir gerilim barındırıyor ki pardösülü insanlar, yağmurda ıslanan şapkalar, ıslak kaldırımda gölgeler yaratan sokak lambaları yerleştirebileceğimizi düşündük. Tenten’in içinde yaşaması için böyle bir dünya yarattık.”

Sonraki adım ise çizerlerin, tasarımcıların ve canlandırma sanatçılarının, Hergé’in çizimlerini üç boyutlu uzayda yorumlamak için çalışmaya başlamasıydı. Weta Workshop’un ortağı ve filmin tasarım ve efekt süpervizörü Richard Taylor, onlarca yıl once çizilmiş olmasına ragmen, sanatçının tarzının bu yorumlamaya doğal şekilde açık olduğunu söylüyor. “Herge’in sayfadaki suluboya geçilmiş karakalem çizimlerine baktığınızda, tek yapmanız gereken, gözlerinizi kapayıp Tenten’in dünyasında yaşadığınızı hayal etmek. Elinizde olmadan çizimleri üç boyutlu görmeye başlıyorsunuz.”

Bu,büyük oranda sorunsuz gerçekleşti; çünkü Hergé, Tenten’in serüvenlerini çizerken saf gerçekliğin kurallarını bir kenara bırakmıştı. Kıdemli görsel efekt süpervizörü Joe Letteri, “Hergé’in çizdiği hatlar mutlaka gerçeğe uygun olmak zorunda değildi,” diyor. “Gördüğümüzü tam olarak kâğıda aktarmaya çalışmıyordu; biz de bu abartılı nitelikleri korumak istedik. Tasarım çalışmasının büyük bölümü, çizerin çalışmalarına bakmak ve onların farklı bakış açılarından nasıl göründüğünü hayal etmekti. Bu da Hergé’in dünyalarını tamamen canlandırılmış üç boyutlu bir dünyada inşa etmek için bir sözlük oluşturmamıza olanak verdi.”

Hergé’in dünyasına hayat verip, izleyicilerin sanal havada esen rüzgârı hissetmesini sağlamak için, sanat departmanı fırtınalı bir okyanusun dalgalı sularından Sahra Çölü’nün kayan kumlarına dek Tenten, Milu ve Haddock’un kendilerini buldukları çeşitli ortamları temsil edecek görüntüleri ve mekânları araştırmaya başladı. Tasarımcıların en sevdiği mekânlardan biri, Hergé’in Fas’a yerleştirdiği ve Orta Doğu’ya has entrikaların cazibesini sunan Baghar şehriydi.

Konsept tasarımcısı Rebakah Tisch, “Kuzey Afrika yapılarında, motiflerinde ve kemerlerindeki pek çok farklı üsluba göz attic ve büyüleyici şekillerle renkleri kullanıp Baghar’ı yarattık,” diyor. “Bu dünyayı dolaşmak için dayanılmaz bir istek duymamı sağladı. Tenten’i izleyenlerin de aynı renkli heyecanı hissedeceğini umarım.”

Hergé Vakfı’ndan Fanny ve Nick Rodwell’in daveti üzerine, baş konsept tasarımcısı Chris Guise Brüksel’e giderek Tenten’in memleketinde derinlemesine bir araştırma yaptı ve karakterin 26 Labrador Yolu’ndaki apartman dairesi ile Kaptan Haddock’un Mulensar Şatosu civarındaki taşra evinin silüetinin yaratılmasına yol açan atmosferi soludu.

Richard Taylor, “Chris tamamıyla Hergé’in dünyasına gömülerek ilk dönem çizimlerinden ilham aldı ve tam anlamıyla şekillenmiş bir mekân duygusuyla geri döndü,” diye belirtiyor.

Dijital model süpervizörü Marco Revelant, sürece, macerada önemli rol oynayan gemi maketlerine karşı beslediği tutkuyu ekledi. Revelant Paris’teki Musée de la Marin’e giderek, Hergé’in Şaheser ve Tekboynuz’u yaratırken temel aldığı gemileri görsel olarak inceledi. “Hergé’in tasarımları biraz daha detaylı ancak daha küçük boyutta,” diyor Revelant. “Biz de aynı ayarlamaları dijital modellerimize uyguladık.”

Görsel efekt sanat yönetmeni Kim Sinclair, kitaplarda görünen 1937 model Ford gibi otantik araçları araştırıp tarayarak bilgisayarda dijital olarak yeniden oluşturulmasını gerçekleştirdi. “Hergé, Ford ve deniz uçağı gibi araçları ayrıntılı biçimde incelemişti; biz de modeli, üretim yılını biliyorduk; hatta original üreticinin renk skalasını bile bulduk,” diye açıklıyor.

Ama başlangıçtan beri en önemli tasarım unsuru, karakterlerin kendisiydi. Haddock’un mizah dolu tavırlarından Tenten’in dikilmiş saçına, Dupont ve Dupond’un bıyıklarının şekline, Milu’nun burnuyla ifade ettiği duygularına kadar her ayrıntı tartışıldı, hayal edildi, yenilendi ve ayarlandı.

Spielberg, her bir karaktere her açıdan bakarak Hergé’in eserlerinin kopyası olduğundan emin olduk,” diye anlatıyor. “Asla ‘eh, Kaptan Haddock’un yüzünün bu kalıbı Hergé çizimlerine benzemiyor’ demekten korkmadık.’”

KORKUSUZ VE HAİN

Tenten’in Maceraları ve Karakterler

Özenle hazırlanan her bir portrenin ardında eşsiz ve yetenekli birer performans var. Filmde yer almaları için seçilen oyuncuları projeye çeken şey, büyük oranda Hergé’in eşi bulunmaz karakterleri ve onların daha once hiç bu kadar derinlemesine yansıtılmamış tuhaflıkları ve kusurlarıydı. Bu karakterlerden bazıları:

Tenten ve Milu

Yapımcılar, sayısız macera hayalini yansıtan gözüpek, genç muhabir rolü için Jamie Bell’I seçtiler. “Jamie’nin Billy Elliot’taki performansı beni hayrete düşürmüştü; sadece abartısız oyunculuğu değil, muazzam fiziksel performansı da,” diyor Spielberg. “Peter’la birlikte, Jamie’nin Tenten rolü için doğru niteliklere sahip olduğu konusunda anlaştık.”

İngiltere’de büyüyen Bell, çocukluğundan beri Tenten okuru olduğunu söylüyor. “Hergé’in çizimleri, hayatınızda iz bırakıyor. Unutulmaz,” diyor. Oyuncu, şimdi oyunculuğuyla karakterde kendi izini bırakmaya hazırlanıyor; bu da onu heyecanlandırıyor.

Senaryo yazarı Joe Cornish, Bell’in Tenten’i klasik bir Spielberg karakteri gibi yorumladığını söylüyor: Gerektiğinde ne kadar sıra dışı olabileceğini keşfeden, sıradan bir çocuk. “Bana göre, Tenten bir çocuğun genç olmaktan ne anladığını ifade ediyor,” diyor Cornish. “İnanılmaz şeyler yapabiliyor ama bir yandan da masumiyetini koruyor ve dünyaya karşı doyumsuz bir merak, her durumda doğru olanı yapma isteği besliyor. Herkesin Tenten olabileceğini hissediyorsunuz; çünkü size gerekenler sadece bilgi, ilgi ve bu serüvenlerden sağ salim kurtulmasını sağlayan saf yürek.”

Bell için, bu nitelik, karaktere bürünmesi için meşhur saç modelinden çok daha önemliydi. “Tenten kadar korkusuz ve maceracı bir genç gördüğünüzde, onun yerinde olmak istiyorsunuz,” diyor. “Tenten çok istekli, ahlaklı bir karakter; bu çok hoşuma gidiyor. Ne olursa olsun gerçeğin peşinde. Ama bazen yanılıyor ve o zaman da Milu’ya güvenmesi gerekiyor.”

Milu, Tenten’in sadık köpeği ve bazen de kurtarıcısı. Cornish, Milu için “neredeyse Tenten’in bilinçaltının vücut bulmuş hali,” diyor; karakteri canlandırmanın zorluğu, hem bu özelliğini yansıtmak, hem de zeki, komik küçük bir köpek olarak göstermekti. Her ne kadar Hergé Tenten’in bu tüylü arkadaşının hislerini düşünce balonlarıyla ifade etmişse de, Spielberg herhangi bir metnin yardımı olmaksızın Milu’ya zengin bir şekilde hayat verebileceklerini hissetti.

Spielberg, sevilen karakter için “Bazen Tenten’in, Milu için harika bir yardımcı olduğunu düşünüyorum,” diyor. “Ama Tenten’de herhangi bir gerçekçi yan varsa, onun da köpeğin konuşmaması olacağına karar verdik.”

Kaptan Haddock

Tenten, yerel bir pazardan Tekboynuz adlı kayıp geminin bir maketini satın aldığında, içinde bulduğu sır onu Karabudyan adlı, kaçırılan bir gemiye getirecek ve sağlam bir dost edinmesini sağlayacaktır: Damarlarında tuzlu su dolaşan, tecrübeli ve asabi bir denizci olan ve viski şişesini yanından ayırmayan, aynı anda Tenten’e hem ayak bağı hem de kaba saba macera arkadaşı haline gelen Kaptan Haddock.

Kaptan, Tenten’in idealizmiyle belirgin bir tezat oluşturan renkli vecizeleri (“Kabarık kıskaçlar!” “Fırtınalı tayfunlar!”) ve Tenten’in fedakâr, yılmaz dostu olmasıyla sadık Tenten okurlarının uzun zamandır sevdiği bir karakter. Jackson, “Haddock başlangıçta, tehlikeli bir serüvende yanınıza almak isteyeceğiniz son kişi gibi görünüyor,” diyor. “Ama Tenten onda başka bir yan görüyor. Bence Tenten bu adamdaki iyiliği görüp nasıl biri olabileceğini anlıyor.”

Jackson, Haddock karakteri için rolün tüm dinamiklerine hayat verebilecek bir oyuncu önerdi: Andy Serkis. Yapımcı, “Andy’yi iyi tanıdığımdan, kesinlikle harika bir iş çıkaracağını biliyordum, o nedenle Steven’la tanışmasını sağladım; Steven, Andy’nin role katabileceklerini anında gördü,” diyor.

Spielberg anlatıyor: “Andy ve Jamie, dürüst ve ahlaklı genç ile yaşlı, huysuz kaptanın oluşturduğu meşhur ikiliyi muhteşem bir uyumla canlandırdı. İki karakter birbirinin zıttı; ama Kaptan Haddock Tenten’e bir sürü hayat dersi veriyor, Tenten de Haddock’a kendini bağışlaması için bir fırsat sunuyor.”

Çocukluğundan beri çizgi romanın hayranı olan Serkis, kökeni yoruma açık olan karaktere, çıktığı yolculuğun tonunu belirleyen bir İskoç havası verdi. “Haddock’un büyük bir hamlığa ve duygusal açıklığa sahip olması uygun göründü,” diye açıklıyor Serkis. “O harika bir denizci ve insan olarak büyük potansiyele sahip; ama kendine acımakla meşgul. Tenten denen çocuk, tekrar başka insanlarla iletişim kurabileceğini hatırlatıyor.”

Sakharine, Dupont & Dupond ve Daha Fazlası…

Kaptan Haddock’un değişimi, Tenten’le birlikte filmin öfkesi burnunda kötü adamının oluşturduğu tehlikeden kurtulmaya çalışırken gerçekleşir: İvan İvanoviç Sakharine, Tenten’in bilmeden Tekboynuz’un sırrını ve kayıp hazinesini çaldığına inanmaktadır. Bu sinsi role bürünen isim olan Daniel Craig, sinema izleyicileri tarafından en çok, asil İngiliz casusu James Bond rolüyle tanınıyor. Pek çok filmde canlandırdığı dram rolleriyle aynı derecede övgü alan Craig, daha önce Spielberg’le birlikte politik gerilim Munich/Münih’te çalışmıştı. Ancak daha önce Sakharine gibi bir karakteri canlandırmamıştı.

Oyuncu, ele avuca sığmaz kötü adam rolünde zıvanadan çıkma fırsatını kaçırmadı. “Sakharine rolünde çok eğlendim ve onu mümkün olduğunca kötü, sapkın ve tuhaf yapmaya çalıştım,” diyor.

Tenten’in serüvenlerine neşe katan bir başka unsur da sadece bıyıklarının şekli ve adlarında farklı birer harfle ayırt edilebilen dedektifler Dupont ve Dupond. Kalın kafalı dedektifleri canlandıracak ikiliyi bulmak için yapımcıların ortak bir karara varması zor olmadı: Shaun of the Dead/Zombilerin Şafağı ve Hot Fuzz/Sıkı Aynasızlar gibi filmlere saygısız mizah anlayışlarını katan Simon Pegg ve Nick Frost.

Spielberg, “Peter da ben de Dupont ve Dupond rollerini bir ikilinin oynaması gerektiğini biliyorduk,” diyor. “Derken Peter, Simon’la Nick’i önerdi; ikisi birlikte eşsiz derecede komik ve kadroya eklenmeleri harika oldu.”

Pegg ve Frost, iki dedektif rolünde çok eğleneceklerini fark etti. Pegg, “bu iki sarsak ortağı oynarken belli bir senkronizasyon yakaladık,” diyor. “Laurel ve Hardy ile Charlie Chaplin gibi, sessiz film döneminin muhteşem yıldızlarının izinden gidiyorlar. Kılı kırk yarsalar da sonunda yanlışa düşüyorlar; kendilerini dünyanın en iyi dedektifleri olarak görmelerine rağmen, en kötüleri oldukları belli. Yani epey komik şeyler yaptık.”

İkili ayrıca en iyi yaptıkları şeyi yapma fırsatı da bularak, doğal komikliklerini sergiledi. Frost, “Oyuncular olarak, dedektiflerin iki kare arasında ne yaptığını düşünmemiz gerekiyordu,” diye açıklyor. “Burada bizim için yüklü miktarda karakter yorumu devreye girdi.”

Film boyunca, Dupont ve Dupond Aristide Filocelle adlı bir yankesicinin peşindedir. Filocelle rolünü, Harry Potter filmlerinde Ev Cini Dobby rolünü canlandıran Toby Jones oynuyor. Jones, Filocelle’in mesleğini kötülükten değil, sevgiden yaptığını söylüyor. “Yankesicilik sanatını seven biri, çünkü cüzdanlara bayılıyor. Yankesicilik tutkusunda bir bakıma çok dokunaklı bir yan var. Filocelle, birinin berbat bir insan gibi görünüp aslında öyle olmamasına dair, klasik bir Hergé örneği,” diye açıklıyor.

Konuya dahil olan bir karakter de, Mulensar Şatosu’nun sadık kâhyası Nestor. Nestori karakter oyuncusu Enn Reitel tarafından canlandırılıyor. “Pek çok kâhya gibi, efendisinin tüm kirli çamaşırlarını biliyor ama bir yandan da –şimdilik Sakharine olan—efendisine ölesiye sadı,” diyor Reitel (oyuncu aynı zamanda, Tenten’e tehlikeli bir gemi maketi satan tüccarı oynuyor).

Öykünün suçlu kadrosunu tamamlayan Allan ve Tom adlı haydutları Daniel Mays ve Mackenzie Crook, varlıklı tüccar Ben Salaad’ı ise Fas doğumlu oyuncu Gad Elmaleh canlandırıyor. Pantomimci bir babanın oğlu olan ve sevilen Fransız oyuncu/komedyen, Spielberg’ün role katması için teşvik ettiği vücut dilinden en iyi şekilde yararlabndı. “Bu rol bana muhteşem İtalyan sahne komedilerini, Comedia Dell’arte’yi hatırlattı,,” diyor. “Ben, sevdiğim bu kültürle büyüdüm; Steven, Ben Salaad’ı bu gelenek doğrultusunda oynamamı istedi. Bu benim için bir lütuftu.”

Kennedy, “Gad filme müthiş bir enerji kattı,” diyor. “Hain bir karakter ama Hergé’in yorumuna uygun olarak komik ve garip bir şekilde sempatik.”

Tenten albümlerinin bir başka gediklisi olan buyurgan, sesiyle camları parçalayan opera şarkıcısı Bianca Castafiore’ye ise Operadaki Hayalet’in divası Kim Stengel hayat veriyor. Jackson, “senaryoyu oluştururken, onu öyküye katmak gibi bir niyetimiz yoktu,” diye açıklıyor. “Bir de baktık ki onun için çok uygun bir rol vardı; böylece çok neşeli bir şekilde filmde yer aldı.”

Filmde görünen diğer Tenten karakterlerinden bazıları ise Tenten’in ev sahibesi Bayan Pinson (Sonja Fortag); Müfettiş. Delakort (Tony Curran) ve filmdeki tek Amerikalı karakter, Tenten’in bulaştığı tehlike konusunda genç muhabiri uyarmaya çalışan bir dedektif olan Barnabe (komedyen Joe Starr).

Uluslararası kadronun kesinlikle sahip olduğu ortak bir yön göze çarpıyordu: kitaplara duyulan katıksız sevgi ve filmde yer alma konusunda hissedilen büyük tutku. Saldırgan bir pilot rolünü canlandıran Cary Elwes, “çocukluğumuzda hepimiz bir şeylerden etkilenmişizdir,” diye özetliyor. “Benim etkilendiğim şey, Tenten’di.”

HAYALİ KARAKTERLER, GERÇEK PERFORMANSLAR

Performans Yakalama Safhası Üzerine

Araştırma, geliştirme, tasarım, preprodüksiyon, senaryo yazımı ve oyuncu seçimi süreçleri iki yıl sürdü; ama nihayet oyuncular, yapımcılar ve 200’den fazla teknik çalışan Kaliforniya, Vista’daki Giant Stüdyoları’nın performans yakalama setlerinde bir araya geldi ve Hergé’in dünyasına girdi. Simya mucizesinin büyük bölümü burada gerçekleşecekti; Jamie Bell, Andy Serkis, Daniel Craig ve tüm oyuncu kadrosunun insanî ve duygusal performansları anında kaydedilip, Hergé’in çini mürekkebi ve suluboyayla şekillendirilmiş öykülerinin sadık birer yorumuna dönüştürüldü.

Sette, Spielberg sürekli yeni şeyler bularak performans yakalama teknolojisini öykü anlatımına uyduruyor ve ekibini en zor görsel sorunlar için yeni çözümler bulma konusunda cesaretlendiriyordu. O ve Jackson, halihazırda devrim yaratmış bir sistemde küçük bir devrim yarattı. Sanal kamera adı verilen bu sistem, yönetmenin oyuncularla daha geleneksel bir ilişki kurmasını ve canlandırma eseri bir 3D dünyayı “görürken” filme hakim olmasını sağlıyor.

“Geleneksel setlerde metdana gelen o içgüdüsel anlardan kendimi mahrum bırakmak istemedim; o nedenle süreci daha pürüzsüz hale getirmek için yeni bir yol bulduk,” diyor Spielberg.

Geleneksel bir stüdyo setinden tamamen farklı olan performans yakalama işlemi, Volüm denen, tavandaki bir ızgaraya monte edilmiş, 360 derece çekim yapabilen ve bu verileri üç boyutlu uzaya aktarabilen 100 kadar kameranın olduğu, boş, beyaz-gri bir sette gerçekleşiyor. Volüm’de tüm oyuncular (ve ayrıca dekor ve eşyalar) kamera tarafından saniyenin 60’ta birinden daha kısa sürede algılanan ve 3D bir sanal filme dönüştürülen yansıtıcı noktalarla bezeniyor.

Ek olarak, sekiz HD video kamerası ham performansları çekti. Bu görüntüler daha sonra animasyon sanatçılarının her bir somurtmanın, tebessümün, ürpermenin ve korkudan dostluğa her tür duygu ifadesinin, oyuncuların performanslarından alınıp dijital yaratılara dönüştürülmesi için referans olarak kullanıldı.

Sanal kamerayı bir oyun konsolunun kumanda kolundan biraz daha büyük, monitörlü bir cihazla idare eden Spielberg, Volüm içinde gezerek oyuncuların suretlerinin film evrenindeki hallerini monitörden izleyip, istediği çekimleri gerçek zamanlı olarak elde etti. Oyuncular da stüdyoya yerleştirilmiş monitörlerden kendilerini filmin dünyasının içinde izleyip anında geribildirim alıyordu.

Joe Letteri, “Gerçek zamanlı olarak görüntü almak yönetmen için de, oyuncular için de çok önemliydi,” diyor. “Bunu başarmak için Giant Stüdyoları’yla yakın temas halinde çalıştık; her şeyin mümkün olduğunca gerçekçi görünmesi gerektiğini bildiklerinden, bu işbirliği çok başarılı oldu”

Sanal kamera sadece bir video oyununa has, düşük çözünürlüklü resim kalitesi sunduysa da, Spelberg’ün yaratıcılığını ateşlemek için yeterli oldu; bu yeni teknik yönetmenle anında örtüşerek, ışığı ve görüntüyü daha önce hiç kullanmadığı bir şekilde kullanmasına olanak sağladı.

Daha önce Weta’nın geliştirdiği, The Lord of the Rings/Yüzüklerin Efendisi‘nde Gollum’un ve James Cameron’ın Avatar‘ında dünya dışı Pandora sakinlerinin büyüleyici gerçekçi ifadelerinin oluşturulması için kullanılan ”görüntü temelli yüz performansı yakalama” olarak bilinen işlem, Spielberg’ün yönetiminde The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn/Tenten’in Maceraları’nın karakterlerine zenginlik katmak için kullanıldı.

Bu sistem kullanılırken, oyuncular Amerikan futbolu kaskına benzer, yüzlerine doğrultulmuş küçük bir kamera taşıyan bir başlık taktı. Bu kamera göz, dudak ve yüz kaslarının en küçük hareketini bile yakaladı. Spielberg için bu işlem, en çok istediği noktayı vurgulamasına yardımcı oldu: duygusal açıdan gerçekçi performansların gücü.

Yönetmen, “Tenten’de yer alan her bir karakterin ardında tam bir performans sergileyen bir oyuncu var. Duygusal bir performans, hain bir performans– tüm bunlar dijital makyaj sayesinde zirveye çıkıyor,” diye yorumluyor. “Hergé’in karakterlerinin duygularını ifade eden, ruhlarını ortaya koyan canlı varlıklar olarak yeniden doğuşuna tanık olduk; sarsıcı bir etki yarattı.”

Performans yakalama konusunda dünyanın en deneyimli oyuncusu olan Andy Serkis ekibin lideri olarak diğer oyuncuların sürece alışmasına yardım etti. Serkis, alandaki tüm deneyimine rağmen birlikte çalıştığı Spielberg’le Jackson’ın yaşadığı dönüşümden çok etkilendiğini söylüyor. “Birbirleriyle yaratıcı açıdan paslaşmalarını görmek muhteşemdi,” diyor. “İkisi de birer sinema tutkunu; bazen bunun yaptıkları ilk film olduğu hissine kapılıyorsunuz; öylesi bir heyecana ve enerjiye sahipler. Yeni fikirler bulmakta o kadar hızlılardı ki insanın başı dönüyordu.”

Bu zaman alan işlem, oyuncuların çoğu için yeni bir tecrübeydi. Her sabah çekimlerden önce, oyuncular biri yüz, biri vücut için olmak üzere iki “hareket aralığı” taramasından geçiyordu. Bu taramalar tamamlandığında, kameralar Volüm’deki oyuncuları tanımlayarak hareketlerini, postprodüksiyon aşamasında karakterin “makyajına” giydirilmesi için hareketli bir iskelete aktarıyordu.

Jamie Bell için Volüm bir film setinden çok minimalist bir tiyatro hissi veriyordu; ancak bu, çalışmayı daha da verimli kılıyordu. “Bu yolla çalışmak gerçekten ilginç çünkü film seti kafanızın içinde,” diye açıklıyor Bell. “Bu karakterlere hayat verip nefes almalarını sağlamaya odaklandık. Ardından, yarattıkları 3D dünyada yüreğimizin, ruhumuzun ve öfkemizin öne çıktığını gördük. Muhteşemdi.”

Bell, tel çerçeve bir Milu’yla, “tehlikeli sahneler için” doldurulmuş bir Milu’yla ve tekerlekler üzerine yerleştirilmiş hareketli bir Milu’yla rol yaptı; hepsi, Jim Henson’ın yanında kuklacılık konusunda yılların deneyimini kazanmış Brad Elliott tarafından idare edildi.

“Oyuncular için etkileşime geçecekleri bir şey olmalıydı,” diyor Elliot, “Milu bu filmin önemli bir parçası olduğundan, onunla ilgilenmek benim için gerçekten büyük bir ayrıcalıktı”

Spielberg, hazırlık aşaması boyunca performans yakalama setinde her şeyin olabileceğini hissettiren bir atmosfer oluşturdu. Oyuncu kadrosu sık sık Volüm’de toplanarak tehlikeli sahneleri özel hazırlanmış ve uçakları, otomobilleri ya da gemileri temsil eden düzeneklerde canlandırdı ve Spielberg’le Jackson’ın da cesaret vermesiyle doğaçlama yaptı.

SANALDAN GERÇEĞE

Postprodüksiyon Aşamasında Tam Bir Sinema Deneyimi Yaratmak

Oyuncularla yapılan heyecan verici çalışma tamamlandığında, Weta’daki canlandırma ekibi filmin 1240 sahnesi üzerinde 18 ay sürecek rafine hale getirme, şekillendirme, detaylandırma ve ardından son biçimlendirme işlemine başladı. Burada yapımcılar her bir sahnedeki görsel temalarla, atmosferle ve aydınlatma efektleriyle oynayarak filme son görünümünü kazandırdı.

Hergé tarafından yaratılan stilize dünyayı şablon olarak kullanan çizerler ve canlandırma sanatçıları, Tenten’in dünyasına hayat vermeye koyuldu. “Hergé’in yarattığı her şey eşsiz bir görünüşe ve renklere sahip,” diyor Joe Letteri. “Orijinal eserleri öyle canlı bir his veriyor ki çizimler cananmayı bekliyor gibi.”

Animasyon süpervizörleri Jamie Beard ve Paul Story için bu, Hergé’in karakterlerinin yaşadığı bir canlandırma dünyanın gerçeğe dönüştürülmesinin başlangıcıydı. Beard, “Performans yakalama işlemi bizim için sadece ilk adımdı,” diye açıklıyor. Jamie Bell, Andy Serkis ve diğer oyuncular canlandırdıkları karakterlere gerçek anlamda benzemedikleri için, Beard ve Story’nin önderliğindeki canlandırma ekipleri, sette alınan performansları Weta ekibi tarafından oluşturulan dijital karakter modellerine uygulamaya başladı.

Beard, “Yapmamız gereken, oyuncunun performansına bakıp ‘bu performans karakter tasarımına nasıl uyuyor,’ diye sormaktı,” diyor. Story, “Karakterin düşük çözünürlüklü geometrisi üzerine kaba bir iskelet inşa ederek başlıyor ve oradan daha incelikli vücut diline yol alıyoruz,” diye ekliyor.

“Geleneksel bir animasyon filmde, oyuncuları ses performansı için seçersiniz ve kayıt odasında replikleri okumaları seçiminizi belirler,” diye açıklıyor Letteri.

Tenten’in animasyon süreci, karakterlerin son şeklini alabilmesi için performans yakalama tekniğine dayanıyordu. Letteri, “Oyuncuların işin içinde olması, başka türlü yakalayamayacağımız bir gerçekçilik kazandırıyor,” diye devam ediyor. “Animasyonun altındaki oyuncunun performansı, film boyunca devamlılık hissi veriyor. Geleneksel animasyonda, buna ‘karakteri modelde tutmak’ deniyor. Burada, karakterleri modelde tutanlar, oyuncular. Bu yüzden, böyle bir işlem sırasında olabilecek en iyi oyuncularla çalışmak istiyoruz; bu bize performansları genişletip daha yüksek oranda gerçekçilik, dram, komedi ya da aklımıza gelen başka şeyleri katmamıza olanak sağlıyor.”

Postprodüksiyon süreci boyunca, çekilen ilave görüntü referansları kullanılarak dijital performansın her anının, oyuncunun duygusal seçimlerini yansıtması sağlandı ve karakterlerin pek çok niteliği detaylandırıldı.

Son olarak, The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn/Tenten’in Maceraları dijital 3-D işlemine uygun şekilde tekrar elden geçirildi. Jackson,”Tenten tamamen bilgisayarda şekillendirildiğinden, filmin üç boyutlu yönü göreceli olarak daha kolay hazırlandı,” diyor. “Ama bu, özellikle bu filmde çok çarpıcı bir etki yaratıyor. Tenten’i beyazperdede üç boyutlu olarak görmenin düşüncesi bile kendimi yeniden çocuk gibi hissetmeme yol açıyor.”

Uzun süredir Spielberg’le işbirliği yapan ve Akademi Ödülü® sahibi Michael Kahn, Weta’daki ekiple birlikte çalıştı. Spielberg ve Kahn, Hollywood’da kurgu işlemini hâlâ film üzerinde yapan son sinemacılar arasında yer alıyor; film, elle tutulur olduğu için ikisinin de hâlâ sevdiği bir medya. Her ne kadar Kahn başka filmleri dijital olarak kurgulamışsa da, The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn/Tenten’in Maceraları Spielberg’le birlikte bir Avid’de kurguladıkları ilk film. Kahn kendi kurgusunu tamamladıktan sonra, Spielberg filmi Jackson’a gösterdi; ardından, postprodüksiyon aşamasının normalden daha erken bir safhasında, kurgu, bir tanesi dışında Spielberg’ün tüm filmlerinin müziklerini hazırlayan efsanevi kompozitör John Williams’a gitti.

Yönetmen için, Williams’ın müziği The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn/Tenten’in Maceraları’nın son kilit öğesi, oyuncuların performanslarını dijital yaratılarla birleştirerek eşsiz bir macera ve dostluk deneyimi yaratacak insani dokunuştu.

Spielberg, sözlerini “John bir filmin birbirinden farklı, çeşitli unsurlarını bağlayan bir araç; müziğiyle, Tenten’in enerjisini ve ruhunu kimsenin yapamayacağı şekilde yakalıyor,” diye tamamlıyor.

HERGÉ’İN MİRASI

1929 yılında, 21 yaşındaki Belçikalı bir çizer, cesur bir çömez muhabirle beyaz Fox Terrier’inin Sovyetler Birliği’nde seyahat ettiği yeni bir çizgi bant yarattı. Tenten olarak bilinen bu çizgi bant, derhal okurların gözdesi haline geldi. Ancak Hergé adıyla tanınan (gerçek adı olan Georges Remi’nin baş harflerini tersten okuyarak yapılan bir kelime oyunu) deneyimsiz çizer, yarattığı karakterin çıkmak üzere olduğu uzun ömürlü macerayı öngöremiyordu.

Elli yıl ve iki düzine çizgi roman albümünün ardından, Tenten neredeyse her ülkede, her yaştan insanın kalbini fethederek, Avrupa ve Asya’da çocukluk döneminin vazgeçilmezi haline geldi ABD’de ise sadık bir hayran kitlesi oluşturdu. Albümler her yıl yeni okurlar bulmaya devam etti ve en son Hintçe’ye çevrildi. Fenomen haline gelen karakterden oyuncaklar, koleksiyonlar, hayran kulüpleri, çeşitli yayınlar ve tiyatro, radio ve televizyon uyarlamaları üretildi. Şimdi de, nihayet, karakterlere daha önce görülmemiş şekilde hayat veren yenilikçi bir sinema filmi izleyiciye sunuluyor.

Tenten’in sınırsız görünen cazibesinin kaynağı nedir? Pek çok kişiye göre bu, Hergé’in basit ve karmaşık olan unsurları başarılı bir şekilde birleştirmesi: özdeşleşilebilir, tanıdık karakterler ile çok yönlü kusurları; tempolu serüvenler ile girift gizemler, politik entrikalar ve bilim kurgu. Düz çizgilerle vücuda getirilmiş karakterlerin, herkesin hayal gücünü ateşleyecek, canlı detaylarla renklendirilmiş dünyalarda olması.

Hergé, “Ben çizim haricinde bir yolla öykü anlatamam,” demişti; onun çizimleri, bu kadar çok insanı Tenten’in dünyasına çekiyor. Ama karakterin merkezinde dil, kültür ve zaman tanımayan; dünyanın her yanından herkesin kendini, çılgın maceralarında tek pusulası kurduğu dostluklar olan ve iyiliğin yanında yer alan bu genç adamın yerine koymak istemesi de yer alıyor.

Zaman geçtikçe ve Hergé merakla beklenen Tenten albümlerini birbiri ardına yayımladıkça, sanatçının kendine özgü, fazlalıklardan arınmış net çizgi tarzı Roy Lichtenstein ve Andy Warhol gibi pop kültürden beslenen sanatçıları etkiledi. Warhol, sanatçının isteği üzerine Hergé’in bir portresini yaptı.

Hergé 1983 yılnda hayata gözlerini yumarak 24. Tenten kitabını (Tintin and the Alpha-Art/Tenten ve Alf-Art) yarım bıraktı. Ancak Tenten’in mirasının büyüyeceği ve dünya çapında okurlara ilham verip onları büyüleyeceği açıktı.

The Adventures of Tintin, The Secret of the Unicorn/Tenten’in Maceraları ile yapımcılar ilham dolu bu dünyayı yeni bir neslin keşfetmesine yardımcı olmayı umuyor. Kathleen Kennedy şöyle özetliyor: “Bizim için Tenten’le yeni tanışacak, Tenten’e ilgi duyan ve karaktere tutkuyla bağlı herkesin birlikte yepyeni bir deneyim yaşamalarını sağlamak çok sevindirici.

EĞLENCELİ GERÇEKLER

Hergé, Georges Remi’nin takma adı. Adının baş harflerinin Fransızca telaffuzunun tersten okunuşuyla (R.G) yapılan bir kelime oyununa dayanıyor.

Hergé, Tenten’i1929 yılında Belçika gazetesi Le XXe Siècle (20. Yüzyıl)’ın çocuk eki olan Le Petit Vingtième’da çizgi bant olarak yarattı.

Hergé bir izciydi ve Tenten‘i yaratırken izcilerden esinlendi.

Tenten’in Maceraları 24 kitapta toplandı. Tamamlanmış son macera 1976 yılında yayımlandı. 24. cilt olan Tintin and the Alph-Art/Tenten ve Alf-Art, asla tamamlanmadı ancak çizerin ölümünden sonra, 1986’da yayımlandı.

Tenten kitapları dünyada 250 milyondan fazla sattı ve 100 dile çevrildi.

Hergé’in alamet-i farikası olan ligne claire (net çizgi) tarzı, Andy Warhol ve Roy Lichtenstein gibi sanatçıları etkiledi.

Tenten maceralarında hem gerçek hem de kurgu mekânlara yolculuk etti. Hergé bir “koltuk seyyahıydı” ve çizimlerini genel olarak National Geographic ve başka kaynaklardaki fotoğraflara dayandırıyordu.

Tenten öyküleri, aralarında gizem, macera, fantezi, bilim kurgu ve taşlamanın da bulunduğu pek çok türe dahil edilebilen ve komedi öğeleri taşıyan eserlerdir.

Hergé, Tenten’in bulunduğu ortamı kendi yaşadığı Belçika, Brüksel’den esinlendiyse de, şehrin adı öykülerde geçmez. Filmin konsept tasarımcılarından biri Brüksel’e giderek Tenten’in 26 Labrador Yolu’ndaki evi ve Mulensar Şatosu gibi simgeleşmiş mekanların tasarımı için kaynak topladı.

Tenten, karakterin soyadı (ilk adını bilmiyoruz). 17 ila 19 yaşları arasında. Meslek icabı araştırmacı muhabir, maceracı ve dedektif; neredeyse her konuda becerikli, doğası gereği dürüst ve namuslu biri. Tenten 26 Labrador Yolu’nda oturuyor. Filmde kendisini Jamie Bell canlandırıyor.

Milu beyaz bir Fox Terrier (teknik olarak gerçekte böyle bir tür yok; çünkü fox terrierler siyah ve kahverengi lekeli olur). Genellikle gözden kaçan ipuçlarını bulup günü kurtarıyor ama Bayan Pinson’un kedisi etraftayken derhal hayvansı doğasına dönüyor. Fırsatını bulduğunda Haddock’un içkisinden bir yudum almaktan geri kalmıyor.

Kaptan Archibald Haddock’un ilk adı, son kitap olan Tintin and the Picaros’a kadar bilinmiyordu. Ağzından renkli hakaretleri eksik olmayan, içmeyi seven, aksi bir gemi kaptanı. Karakter ilk olarak The Crab with the Golden Claws/Altın Kıskaçlı Yengeç macerasında göründü. Filmde Andy Serkis tarafından canlandırılıyor.

Dupond ve Dupont (son harfe dikkat) sivil giyimli birer polis. Genellikle “Dupont İkizleri” olarak anılsalar da, ikiz değiller. Aslında, akraba bile değiller. Ayırt edilebilir tek farkları ise, bıyıklarının şekli—Dupond’unkinin uçları kıvrıkken, Dupont’unki öyle değil. Kelimeler dahil her şeyi gevelemekte, bozmakta ve hata yapmakta üstlerine yok. Bu renkli karakterleri filmde canlandıran isimler ise Nick Frost (Dupont) ve Simon Pegg (Dupond).

Omar Ben Salaad, Fas’ta yaşayan varlıklı bir iş adamı. Ait olduğu zümrenin seçkin bir üyesi gibi görünse de, aslında karanlık işlerle ve karanlık kişilerle haşır neşir oluyor. Filmde Gad Elmaleh tarafından canlandırılıyor.

İvan İvanovic Sakharine, gemi maketleri koleksiyonu yapan, gizemli bir geçmişe sahip biri. Mulensar Şatosu’nda yaşıyor. Karaktere filmde Daniel Craig hayat veriyor.

Hergé, Steven Spielberg’ün karakterlerini beyaz perdeye mükemmel bir şekilde yansıtacağına inanıyordu. Ne yazık ki Spielberg’le ilk buluşmalarını gerçekleştirmeden birkaç gün önce hayata gözlerini yumdu.

Filmin öyküsü The Secret of the Unicorn (11. kitap, 1942-1943 yıllarında yayımlandı), The Crab with the Golden Claws/Altın Kıskaçlı Yengeç (9. kitap, 1940-1941 yıllarında yayımlandı) ve Red Rackham’s Treasure/Kızıl Korsan’ın Hazinesi (12. kitap, 1943-1944 yıllarında yayımlandı) adlı maceralardan uyarlandı.

Steven Spielberg, Milu için bir animasyon testi hazırlama konusunda Peter Jackson ile sahip olduğu Weta Digital’e danıştığında aldığı yanıt, Kaptan Haddock’u canlandırmak için bizzat kamera karşısına geçen Lord of the Rings/Yüzüklerin Efendisi’nin yönetmeninin çevresinde hoplayıp zıplayan canlandırma ürünü bir Milu oldu.

Simon Pegg ve Nick Frost, bir hareket koçu olan koreograf ve Cirque de Soleil emektarlarından Terry Notary ile bir hafta boyunca çalışarak Dupont ve Dupond’un özenle koordine edilmiş sarsaklıklarını oluşturdu.

Jamie Bell, Tenten rolünün fiziksel açıdan gerektirdiği unsurların, Billy Elliot filminde canlandırdığı genç dansçı rolünden bile daha fazla olduğunu söyledi.

Filmde çalışan Weta animasyon sanatçılarının çoğu, çocukluklarından beri iflah olmaz birer Tenten hayranı.

Hergé’ün özenle araştırdığı şeylerden biri de, 1937 Ford ve deniz uçağı gibi, çizgi romanda görünen araçlardı. Animasyon ekibi de bu tarzı benimseyerek, filmde görünen araçların modelini ve üretim yılını belirledi.

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir