Lanet: Ervah Cinleri yönetmeni Teoman Gündüz’le Konuştuk!

Türk korku sineması yeni bir film ve sinemacı kazandı. Lanet: Ervah Cinleri adlı filmin yönetmeni olan Teoman Gündüz ile filmini ve ülkemizdeki film yapma şartlarını Korku sineması penceresinden bakarak konuştuk. İyi okumalar!

Merhaba Teoman Bey, Lanet: Ervah Cinleri adlı korku filminin yazar ve yönetmenisiniz. Bu filmi neden izlemeliyiz? Bize biraz filminizden bahsedin.

Terk edilmiş bir köy, merak, adrenalin, heyecan ve gizem… Lanet Ervah Cinleri filmi, gerek kullandığı doğal mekanlar ve atmosferi ile gerek çekim tarzıyla alışılagelmiş Türk korku filmlerinden farklı oldu diyebilirim. Gerçek manada terk edilmiş bir köyde ve sadece bir el kamerası kullanarak çekilen aynı zamanda tarzına bağlı kalarak hiçbir ses efekti kullanmadığımız filmimiz aynı zamanda dört değişik karakterdeki arkadaşın gizemli bir yolculuk hikayesi oldu. Ben her yaştan izleyicinin merak içerisinde filmimizi takip edeceğine inanıyorum.

Neden bir “korku filmi” çektiniz? Türe düşkünlüğünüz nereden geliyor?

Korku aslında çoğumuzun keyif aldığı bir durumdur. Kalbimizin hızlanması, adrenalinin vücuda salındığında hissedilenler, karşı konulmaz meraklarımız bizi fark ettirmeden bu heyecanı sevmemize neden olur. Onun içindir ki korku janrı dünyada en çok ilgi gören türlerin başında geliyor. Küçüklüğümden beri fenomenal olaylara karşı hep ilgim olmuştur. Doğaüstü olaylar, dünya dışı varlıklar, parapsikoloji, reenkarnasyon, ölüm, ruh gibi konular hep ilgimi çekmiştir. Bu nedenlerden dolayı ilk filmimde bu türü seçmek pek zor olmadı.

Korku sineması, Türkiye’de artık her yıl 20’nin üzerinde eser veren bir tür haline geldi ancak buluntu film (found footage) çok denenen bir teknik değil. Bunu tercih etmenizin sebebini sorsam?

Ben korku türünde gerçekçiliği en iyi gösteren filmlerin el kamerası tarzında çekilen filmler olduğunu düşünüyorum. Onun için el kamerası yöntemini tercih ettim. Filmimizde doğal oyunculuklar ile birlikte bu gerçekçiliği yakaladığımızı düşünüyorum. Bir ‘Rec’ filmine bakın ya da ‘Blair cadısı’. Neden çok ilgi gördü? Çünkü yaşananların gerçekliğini sorgulattı. Sosyal medya paylaşım sitelerine baktığımızda en çok ilgi gören videoların da bu tarz işler olduğunu görüyoruz. İzleyici izlerken gerçek hayatla ne kadar çok bağ kurarsa o kadar keyif alır.

Buluntu film türünde çekirdek ekibin performansı filmin kaderini de etkiler, sizin filmde oldukça başarılı bir oyuncu yönetimi izledik. Oyuncularla film öncesi nasıl bir çalışma yaptınız?

Filmimizde yer alan dört ana karakteri canlandıran oyuncuların daha önce hiç sinema filmi deneyimi yoktu. Ben oyuncularla ilk görüşmemde onlara gerçek hayatta bu olaylar başınıza gelirse ne yaparsanız o şekilde tepkiler vereceksiniz dedim. Beklediğim tek şey doğallıktı. İyi bir oyuncu koçu ile çalıştım. Süremiz çok kısıtlı olmasına rağmen dört arkadaşın sürekli bir arada olmasını istedim. Onları çekimde oldukça özgür bıraktım. Bir oyuncuya yaklaşımınız çok önemlidir. Eğer onlarla iyi bir iletişim kurarsanız oyuncunuzun sınırlarını zorlayabilirsiniz. Bana göre kameraya yansıyan doğallık aslında tüm ekibin işe konsantrasyonunun ve inanmışlığının göstergesiydi.

Yerel halktan kişilere de bazı küçük roller verdiğinizi görüyorum. Onlarla etkileşiminiz nasıldı, filmde oynamaya nasıl ikna ettiniz?

Bu zorlu bir süreç olmadı. Film ekibimizin o bölgeye gittiğinde mutluluğunu görmenizi isterdim. Doğayla baş başaydık. Belki de şehir insanı kentlerden uzaklaştığında içindeki çocuk daha kolay şımarabiliyor. O bölgelerde yaşayanlar sıcak, misafir seven, ekibe yardımcı olan insanlardı. İletişimiz çok iyiydi. Set sonrası kahvede saatlerce sohbet ederdik. Verdiğimiz küçük roller aslına onlara bir teşekkür niteliğindeydi. İkna etmede çok zorlanmadık. Doğallığı o yörenin insanlarıyla  beraber oluşturduğumuzu düşünüyorum.

Filme mekan olan terk edilmiş köy gerçekten ürkütüyor, nereden buldunuz burayı, çekim için nasıl izin aldınız?

Bir fotoğraf gezisinde fark ettiğim bir köydü. Orayı film ekibimizden kimi götürdüysem gördüğüm tepki aynıydı. Burayı nerden buldun? Böyle yerler varmıymış? Dökülmüş duvarları, bastığınızda gıcırdayan tahta zeminleri ile yıkılmaya yüz tutmuş nice anılar barındıran binalar ve kartal tepesi olarak diyebileceğimiz atmosfer insanları büyülüyordu. Doğal bir platoydu. Burada film çekmeyi o fotoğraf gezisinde planlamıştım. Bu hayalimi gerçekleştirdiğim için çok mutluyum. O bölgenin idari amirleri ve köyden göç edenler bize her konuda yardımcı oldular. Onlara her zaman müteşekkirim.

Sizin en sevdiğiniz korku-gerilim filmleri hangileri ve hangi sinemacıların işlerini izlemekten hoşlanırsınız?

Bahsettiğim gibi korku sinemasında found- footage tekniği ile çekilmiş filmleri izlemeyi severim. Rec ve ilk olmasından dolayı Blair Cadısı başta olmak üzere, Mezar Günlükleri, Dyatlov Geçidi, Çernobil’in Sırları ilk aklıma gelenler. Diğer yandan usta ellerden çıkmış gerilim filmlerini tekrar tekrar izleyebilirim. Kubrick, Hitchcock, Polanski, Shyamalan gibi. Her izlediğinizde yeni bir şey keşfedebilirsiniz. İzlerken kendinizi adeta bir derste gibi hissedersiniz.

Ülkemizde sinema camiasının üssü İstanbul şehridir ama siz İzmirli bir sinemacısınız. Bunun film çekerken zorlukları ya da avantajlı bir durumu var mı?

Aslında sektöre baktığımızda sinemacıların önemli bir kısmı İzmirlidir. Ancak ne yazık ki projeler hep İstanbul merkezlidir. İzmir’de film çekmeyi kafasına koymuş birisi için en büyük zorluk prodüksiyonun teminidir. İyi bir ekip bulursunuz ancak İzmir’de olduğunuz için takvim opsiyonlarını azaltır. Ulaşım ve konaklama da produksiyonun maliyetini artırır. Avantaj olarak da filminizde geçen mekanların hala çok tanınmamış olması ve orada yaşayanların daha yardımsever yaklaşımları diyebilirim. Her zaman sektörün İzmir’e kayması konuşulur ancak maalesef bu yönde büyük adımlar henüz atılmadı. Böyle olunca da bu sektörde çalışanlar doğal olarak İstanbul’a göç etmek zorunda kalıyor. Üretken bir şehir olan İzmir maalesef yetenekli insanlarını İstanbul’a göndermek zorunda…

Sizce Türkiye’nin korku türünde eser veren en iyi sinemacısı kim?

Hasan Karacadağ’ın Türk korku sinemasında önemli bir yol açtığını düşünüyorum. Alper Mestci filmlerine baktığımda iyi bir araştırma sonucu oluşan hikayelerinin derinliğini görüyorum. Kurgusal anlamda da başarılı buluyorum. Bu açıdan en iyisi diyebilirim.

Kafanızda çektiğiniz filmin ne kadarını hayata geçirebildiniz. Bütçe kısıtlamaları olmasa neler yapmak isterdiniz?

Türkiye’de bütçe sorunu yaşamayan bir korku filmi olacağını sanmıyorum. Tam bir yüzde verememekle birlikte daha iyi imkanlarımız olsaydı galiba üzerine bir çeyreklik daha koyabilirdik. Daha iyi imkanlarımız olsa mekanik  efeklerimizi artırabilir çok daha efektif sahneler ekleyebilirdik. Ama son haliyle daha gerçekçi bir iş çıktığını da söyleyebilirim.

Filmi ne kadar zamanda çektiniz, salon kopyası çıkana kadar geçen post prodüksiyon süresi ne kadar?

Film çekimi üç haftadan fazla sürdü. Post prodüksiyon süresi bir yılı buldu. Acele etmedik üzerine bir yıl da uygun zamanı bekledik. Film çektikten iki sene sonra vizyon tarihi aldık.

Türk korku sineması sizce nereye gidecek. Cin filmleri furyası bir gün sona erer mi? 

Bu furyanın bitmesini pek mümkün görmüyorum. Dini öğeler, büyü ritüelleri arasına sıkışmış cin temalı bir korku sineması kültürümüz oluştu. Yurtdışındaki cadı, şeytan ve ruh içerikli filmlerin karşılığı bizde cin olarak çıkmakta… Aslında bu geçmişten gelen kültürümüzün bir sonucu… Eskiler al bastı, al karısı, çarşamba karısı, büyü gibi cin hikayeleri ile birbirlerini korkuturdu.  Filmlerimizin konusu bu şekilde dar ve bütçesi de düşük olunca özellikle eğitimli bir kesim tarafından yer yer haklı eleştireler ve olumsuz bir önyargı oluştu. Bu önyargının aşılması için yurtdışında olduğu gibi desteklerin olduğu, çok daha profesyonel ekiplerin ve tanınmış büyük oyuncuların görev aldığı ticari kaygıların bir yana bırakılarak sinemasal değerleri olan daha yüksek bütçeli işlerimizin ortaya çıkması gerekir. Çıkacak kaliteli işler bu sektöre bakışı değiştirebilir.

2. filminiz yine korku türünde mi olacak?

Şu an üzerinde çalıştığım projem parapsikolojik bir gerilim. Ancak çok beğendiğim bir roman var. Yazarı ile yakinen görüşüyorum. Çok değişik kurgusu olan çarpıcı ve etkileyici bir dram… Onu senaryosunu oluşturduğumda hangisini yapacağım karar vereceğim.

Geldik röportajımızın sonuna… Sizin bize sormak-söylemek istediğiniz bir şey var mı?

İlginiz için teşekkür ediyorum. Öteki sinema, özel bir kitlesi olan keyifle takip ettiğim bir kültür yayını. Başarılarınızın devamını diliyorum.

Biz teşekkür eder, gişede başarılar dileriz.

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir