The Atomic Submarine (1959)

1959 yapımı bir Hollywood b-filmi olan The Atomic Submarine, yakın gelecekte nükleer denizaltılar ve denizin dibinde çöreklenmiş dev bir uzaylı yaratığın olduğu muhteşem ötesi lezzetli bir bilim kurgu. Senaryo ve oyunculuğun yer yer oldukça ucuz olabildiği, özel efektlerin son derece ilkel olsalar da kesinlikle görülmeye değer ve hatta bazen bir hayli etkileyici olduğu, bilim kurgu hayranlarının kaçırmaması gereken nostaljik bir kayıp mücevher…

Kayıp mücevher diyorum ama tabi Criterion Collection’dan DVD’si çıkmış, 1950’ler-60’lar döneminin düşük bütçeli bilim-kurgu sahnesinde bir mihenk taşından bahsettiğimiz unutmayalım…

Film 1968’deki gelecekte geçiyor. Son dönemlerde kuzey kutbunun yakınlarından geçen bir çok uçak ve denizaltı gizemli bir şekilde kaybolmuştur. The Tigershark (Kaplan Köpekbalığı) adlı nükleer denizaltı, bu gizemi çözmek üzere görevlendirilmiştir. Acaba Tigershark’ın teknoloji harikası silahları ve ekipmanı bu gizem perdesinin ardındaki dehşeti alt etmeye yetecek midir?

Fena olmayan bir ‘esrarlı hikaye’ olarak başlayan The Atomic Submarine, bol bol kullandığı denizaltı arşiv görüntüsünün içine montajladığı son derece komik maketleriyle ilgimi çekti önce. Deniz altı efektleri o kadar ilkel ki, hayret etmemek elde değil. Filmin başını izlemeden sırf denizaltı maket sahnelerini izleseniz, bu gemi denizin dibinde mi yoksa uzayda mı gidiyo anlamanıza imkan yok. Arada bir deniz veya bir su olmadığı için boşlukta giden bir denizaltı görüyorsunuz sadece. Hafif bir ekranın bulanıklaşması efekti var sadece su altı havasını vermek için. O kadar… Ama bu kadar basit bir şekilde bu kadar büyük ölçekli bir şey anlattığı için filme gizli bir hayranlık beslemeye başlayıp devam ettim izlemeye. Denizaltı sahnelerinde kullandıkları setler normal setler olduğu için, hiçbir denizaltında olmayacak genişlikte ve ferahlıkta bir ortamda generaller ve subayların birbirleriyle münakaşa etmesiyle ilerliyor film. Zaten dönemin bütün b-tipi bilim-kurguları aynı şekilde değil midir? Hepsinde bir ofiste, gemide veya karargahta münakaşa eden generaller ve gazetecilerle ilerler hikaye.. aradan bir aksiyon sahnesi, sonra tekrar sete geri döneriz. Tıpkı 90’larda ve 2000’lerin başındaki uzayda geçen dizilerin yüzde 80’inin koridorlarda geçmesi gibi. Bunlar da o hesap…

Filmin bir yandan son derece ağırbaşlı, bazen de kendini pek ciddiye almayan garip bir çizgisi var. Üzerine bir de besteci Alexander Laszio’nun tanımlaması güç müzikleri eklenince tuhaf ve kesinlikle esrarengiz bir atmosfere kapılarak izlemeye devam ediyor insan. Tigershark’ın mürettabatı birer birer korkunç bir dev yaratığa kurban gittikçe, Eski Yunan Homer’in ‘Odise’ detanından bariz unsurlar ortaya çıkıyor. Fena da olmuyor. Ama kesinlikle, filmin beni tamamen kazandığı an, uzaylı dev yaratığın ortaya çıktığı an oldu. Yaratığın maket dizaynı çok komplike olmamakla beraber fikir oldukça etkileyici.

Sonuç olarak başında da dediğim gibi, türünün meraklılarının kaçırmaması gereken siyah-beyaz bir 1950’ler b-bilimkurgu kült klasiği The Atomic Submarine… Nükleer denizaltılar, ilkel denizaltı maketleri ve denizin dibinde dev bir uzaylı… Daha iyi bir reçete zor…

Kaynak: The Atomic Submarine: Saving the World on a Shoestring Budget By Bruce Eder

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

Bir yorum var

  1. Ben DVD yi bulup alacağım acemice komik maketler,ilkel efektler,hayali canavarları alt etmeye yeter bence,biliyoruzki gerçeğin soğuk dokunuşuna en göz alıcı efektler bile çaresiz…,hayali canavarlar bile tatlı birer sevgili hüzünlü yalnızlığımızda..
    İlkelliğinde yitik çocukluğun masumluğunu bulurum..böyle filmlerin….
    Ve outsider bilgeliyle evrendeki acı ve onun melhemi diyerek…zafer kazanmış Godzilla gibi salına salına düşsel denizime girerim….düşsel bir namağlup olarak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: