The Breakfast Club (1985)

breakfast Club

Shermer Lisesi, 24 Mart 1984 Cumartesi, saat 07:00

5 Lise öğrencisi (Andrew, Claire, Brian, John ve Allison), okulun kütüphanesinde toplanıyorlar. Hiçbiri birbirlerini tanımıyor, hatta hepsi birbirlerinden nefret edecek kadar farklı karakterlerde. Ortak noktaları; yaşları ve o gün cezalı olmaları. En azından onlar öyle sanıyorlar. Öğretmenleri Vernon, çeşitli suçlardan ceza alan bu öğrencilere bunun karşılığı olarak kendilerini tanımladıkları bir rapor yazmalarını istiyor ve istemeden de olsa onları baş başa bırakıyor. Sabah 7’de başlayıp akşam 4’e kadar devam eden bu süreçte, “suçlu” çocuklar hem kendileriyle hem de birbirleriyle yüzleşiyor.

KAHVALTI KLÜBÜ ÜYELERİ

The Breakfast Club (1985)Andrew (Emilio Estevez): Suçu, takım arkadaşlarından birinin kıçına bant yapıştırmak kaydıyla fiziksel zarar vermek. Okulun güreş takımında oynayan başarılı bir sporcu. Bu başarısını üniversite bursunu kazanacak düzeyde devam ettirme niyetinde.  Başının belası: Gençken yapamadıklarını çocuğuna yaptırmaya çalışan bir baba

Claire (Molly Ringwald): Suçu, okulu kırıp alışverişe gitmek. Okulun popüler kızı. Başının belası: Korumak zorunda hissettiği bekareti ve popülaritesi

Brian (Anthony Michael Hall): Suçu, okula silah getirmek. Okulun ineği. Derste bir deneyi hakkıyla yapamadığı için ortalamasını düşürecek bir not alıyor. Ve intihar etmek için okula silah getirmesiyle yakalanması bir oluyor. Başının belası: Sürekli yükseltmesi beklenen notlar

John (Judd Nelson): Suçu okuldaki yangın alarmını nedensiz yere çalıştırmak. Okulun asisi. Evde ailesinden duyduğu hakaretleri, okulda çevresine kusuyor. Başının belası: Fiziksel ve psikolojik şiddete yatkın bir baba ve pasif bir anne.

Allison (Ally Sheedy): Suçu yok. Kendi isteğiyle diğerlerine katılıyor. Okulun arızalı kızı. Giyim tarzından davranışlarına kadar, herkesin uzak durmak istediği bir ucube. Başının belası: İlgisiz bir aile

Filmin en güzel ve doğal olarak talihli yönü, seyircilerin karakterlerle empati kurmakta hiç zorlanmaması. Ergenlik buhranları, çevreye karşı agresif tavırlar, gencecik omuzlara bindirilen ağır yükler… Birçok kişiye tanıdık gelen bu duyguları beyazperdeye taşıdığı için, filmin seyircisiyle iletişim kurması çok kolay oluyor. Neredeyse 30 yıl önce çekilen bu filmin aynı senaryoyla günümüzde tekrar çekilmesi durumunda, göze batmayacağını ve aynı hissi seyredenlerine taşıyabileceğini düşünebiliriz. Çünkü ailelerin çocuklarıyla yaşadıkları problemler, cinsellik, farklı olmak için yasakları kullanmak, birçok kişinin gençliğinde yaşadıkları ve hatta yaşayacakları ile birebir örtüşmektedir. Zaman, mekan ve kişi koşulları olmaksızın yaşanılan tüm bu gençlik sıkıntıları, filmin birçok kişiye ulaşmasında etkili olmuştur.

Breakfast001Yetişkin olarak belki etiketlenmeye ya da diğer insanları belirli kalıpların içine sokmaya çoktan alıştık. Ancak bu alışma sürecinin ilk basamağı olan çocukluktan çıkış kısacası ergenlik dönemi, kendilerine “yetişkin” adını veren toplulukların işte bu davranışlarına şaşırma ve hemen ertesinde dürüstlükle karşı gelme dönemidir. Breakfast Club’ın özeti de bir nevi budur.

Yönetmen koltuğunda oturan John Hughes, aynı zamanda 2 günde yazdığı rivayet edilen senaryonun da sahibi. 2009 yılında kaybettiğimiz Hughes için dile getirilebilecek en gerçekçi sıfat “hiç büyümeyen adam” olabilir. Nitekim kariyeri boyunca yaptığı filmlere bakmak, kendisi hakkında böyle bir hükmü de beraberinde getiriyor. Filmografisindeki “Baby’s Day Out” (Bebek Firarda), “Home Alone” (Evde Tek Başına) gibi küçük çocukları anlatan filmlerin yanında, ergenlik dönemini konu alan “Pretty in Pink” ve “Ferris Bueller’s Day”, büyümek istemeyen bir insanı işaret ediyor. Breakfast Club’da da dendiği gibi, “İnsan büyüdüğünde kalbi de ölür” sözüne ne kadar inandığını Hughes, filmleriyle de ispat ediyor.

Breakfast002Oyunculuklara gelirsek, başta Judd Nelson olmak üzere tüm genç oyuncuların üst düzey performans sergiledikleri söylenebilir. Hepsi lisede okuyan 16-17 yaşında gençleri canlandıran bu oyuncuların gerçek yaşlarına bakıldığında ise özellikle Nelson’ın yaşı hemen dikkati çekmekte. Oyuncunun henüz 26 yaşındayken 17 yaşındaki bir genci, yaşını seyirciye yansıtmadan canlandırması, başarısına artı bir değer kazandırıyor. Oyuncunun göz alıcı performansı, John Bender rolünde kendisinden önce adı geçen Nicolas Cage ve John Cusack için “iyi ki seçilmemişler” dedirtiyor. Ancak, Nelson’ın bu filmden sonra kayda değer bir filmde oynamadığını görüyoruz. Böylesine zor bir rolün altından kalkan bir oyuncuyu görmezden gelmek, Hollywood’ın saçmalıklarından biri olarak kendi tarihine geçecektir. Filmin diğer oyuncularının ise Nelson’ın oyun gücüne denk olmasa da, karakterlerin ergenlik buhranlarını seyirciye geçirmede başarılı oldukları görülüyor. Hatta arıza kız Allison’ı canlandıran Ally Sheedy’i es geçmemek gerek. Bu arada Sheedy’nin filme katkısı oyunculukla sınırlı değil. Filmin hemen başında çıkan David Bowie’nin “Changes” şarkısının sözlerini, yönetmen Hughes’a öneren de oyuncunun ta kendisi.

Filmdeki “Don’t You” şarkısı eşiliğinde Pitch Perfect’in günümüz gençliğine tanıttığı ve günümüz yetişkinlerine tekrar hatırlattığı Breakfast Club, gerçekçi senaryosundan müziklerine kadar tam anlamıyla bir klasik. Birkaç yıl sonra 30. yıldönümü kutlayacak olsa da, her dönemden gençlerin benzer sorunlara sahip olmasıyla ve kutsal 80’leri hatırlatmasıyla her yaştan izleyiciyi içine alabilecek bir film.

Yazar hakkında: Gülnur Karakaş Tandoğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir