The Cabin in the Woods Yapım Notları

Joss Whedon (Buffy the Vampire Slayer, Dollhouse ve Mayıs ayında gösterime girecek olan Yenilmezler) ile Drew Goddard (Canavar, Buffy the Vampire Slayer, Angel, Lost) gibi iki kült sinemacının hayal dünyasının ürünü olan Dehşet Kapanı herhangi bir korku filmi gibi başlıyor:

Şen şakrak beş üniversiteli arkadaş, hafta sonunu hovardalık edip eğlenerek geçirmek için bir kır evine giderler ve korkutucu yaratıkların saldırısına uğrarlar, her taraf kan gölüne döner. Tanıdık mı geldi? Biraz sabredin. Gençler geleneksel korku filmi tepkileri vermeye başlayınca, kontrol odasındaki bir grup teknisyen korkan gençlerin her hareketini dört gözle takip ediyor, hatta hareketlerine yön veriyorlar. Bu teknisyenlerin olaya dahil olması, akıl almaz ve fantastik bir efsanenin buzdağı gibi sadece su üstündeki kısmına işaret eden ve kan banyosu, inanılmaz hayal gücü ve ince mizah harmanından oluşan bir macerada korku filim geleneklerini alt üst ediyor.

Dehşet Kapanı, bir açıdan klasik korku filmi gibi duruyor,” diye açıklıyor Goddard. “Patlamış mısırınızı elinize alıp, beş genç ormana doğru yola çıkıp başlarına kötü şeyler gelirken sevgilinizin elini tutup izlediğiniz türden bir film. Ama Dehşet Kapanı aynı zamanda bizim bu tür filmlere yönelik farklı bir yaklaşımımız ve bu işlerin beklediğinizden çok daha sıradışı ve korkutucu olacağı anlamına geliyor.”

Dehşet Kapanı’nda rol alan Chris Hemsworth, Goddard ve Whedon’ın senaryosunu ilk okuduğu zamanı hatırlıyor: “İlk başta kendi kedime sıradan bir korku filmi dedim. Sonra devam ettikçe olay ilginçleşmeye ve gelişmeye başladı, her sayfa yüzüme tokat gibi inmeye başladı. Olaylar git gide çığırından çıkmaya devam etti, ta ki… Ta ki diye bir şey yok aslında. Ardı arkası gelmiyor. Sizi tanıdık gelen bir yola sokuyor ama sonra bildiğiniz her şeyden bambaşka bir şeye dönüşüyor.”

Goddard ve Whedon, Sam Raimi’nin Şeytanın Ölüsü (The Evil Dead) filminden tutun da Dario Argento’nun Suspiria’sına varana kadar korku klasiklerini saygıyla selamlayan bir senaryo yazmışlar. Ancak kendinden önce yapılan korku filmlerine hürmet sunarken, Dehşet Kapanı yeniden canlandırdığı korku öğelerini de sorguluyor. “Korkuyu seviyorum,” diye açıklıyor Whedon. “Ama senaryoları tahmin etmek gün geçtikçe daha kolay, ölüm sahneleri ise daha da mide bulandırıcı hale geliyor. Gençlerin harcanması ise yaygınlaşıyor. İşkence araçlarına yönelik aşk artarken, diyaloglara duyulan aşk neredeyse ölmek üzere. Korku filmlerindeki ritüeller ucuzlaşıyor.”

Dehşet Kapanı’nın sıradan bir korku filmi olmadığına dair ilk ipucu emektar oyuncular Bradley Whitford ve Richard Jenkins’in oyuncu kadrosunda yer alması. Bu iki deneyimli oyuncu filmde kontrol odasının patronları Hadley ve Sitterson’ı canlandırıyor. Etkileyici teknolojik aletleri kullanan bu iki adam beş arkadaşı basmakalıp korku filmi kurbanı olmaya zorluyor. Gençler çoğu korku filmi kurbanı gibi filme başlasalar da, Sitterson ve Hadley’nin onların davranışlarını yönlendirmelerine karşı koyamıyorlar. “Kontrol odası patronları bizim yerimizde, yani izleyicinin yerinde duruyor,” diye açıklıyor Whedon. “Ama öyküyü anlatan kişiler olarak karşı çıktığımız her şeyi de temsil ediyorlar aynı zamanda: Perdede gençlere mümkün olduğunca çok acı çektirmek, aptalca davranmalarına yol açmak, ölümlerini gerilim dolu bir olay haline getirmek gibi.”

“Bence korku filmlerindeki en büyük tehlike seyircilere aptallarmış gibi davranmaları,” diye belirtiyor Hemsworth. “Dehşet Kapanı öncelikle korku filmlerine yönelik talebimizi sorgulayarak seyirciye saygı gösteriyor.”

Whedon şu sorudan çok etkilendiğini itiraf ediyor: Korku filmlerini neden bu kadar çok seviyoruz? “İçimizde, derinlerde, ilkel bir yanımız bu insanların perdede kurban edilmesini istiyor. Ben de bunun nedenini açıklayan bir film yapmak istedim. Tuhaf bir deneyim oldu benim için çünkü bir yandan katkısız bir korku filmi yapıyoruz. Korku filmi türüne ve klişelerine bayılıyoruz ama aynı zamanda korku filmi türünün nereye ve neden gittiğine dair bir sürü soru var kafamızda.”

Goddard araya giriyor: “Korku filmi, türün insanlık hakkında ileri sürdüğü soruların çıkış noktası sadece. İnsan olarak gençleri ötekileştirme, nesneleştirme ve kurban etme ihtiyacını neden duyuyoruz? Ve bu sadece korku filmi türüne özgü değil, tüm filmlerde ve günümüz kültüründe var. Bunu gençlere en başından beri yapıyoruz. Ve neden sorusu Dehşet Kapanı filminin merkezinde yer alıyor.”

Drew Goddard ve Whedon, ilk defa Goddard büyük yankı uyandıran televizyon dizisi Buffy the Vampire Slayer’a senarist olarak alındığı zaman tanıştılar. İkili arasında üretken bir iş ortaklığı ve güçlü bir dostluk gelişti ve bu ikili o zamandan beri hep birlikte çalıştı. Bu yolculuk boyunca da Dehşet Kapanı’nın tohumları atıldı.

“İlk fikir Joss’tan geldi. Birlikte yazabileceğimiz bir şeyler arıyorduk ve aklında böyle bir konsept vardı. Onun ağzından “kapan filmi” sözcüklerini duyar duymaz ben de varım dedim.” Bu fikri geliştirmek için ikili birlikte çalıştı ve günlük işlerinden buldukları boş zamanlarında senaryoyu çabucak yazdı.

Senaryo biter bitmez, yapımcı Mary Parent’in de desteğiyle projeye MGM stüdyoları yeşil ışık yaktı. Fakat şirketteki değişiklikler nedeniyle stüdyo filmde devam edemedi, bu yüzden Lionsgate film yapımını devraldı. “Filminizin her zaman doğru ellere düşmesini istersiniz,” diyor Whedon, “ve Lionsgate’in Dehşet Kapanı için en doğru eller olduğuna hiç şüphe yok. Dehşet Kapanı’na ilham veren filmlerin çoğu Lionsgate tarafından piyasaya sürülmüştü zaten.”

“Bazı şirketlerle korku filmi arasında bağ kurmak zordur ama Lionsgate için bir toplantıda ‘bence kırmızı olmalı ama Cehenneme Bir Adım’daki gibi değil, Yüksek Tansiyon’daki gibi kırmızı,’ gibi bir şey söylediğimde, kimse bana deliymişim gibi bakmaz. Aynı dili konuşuyor gibiyiz. Harika bir ortaklıktı.”

Goddard ve Whedon’ın amacı filme deneyimli oyuncular ve yeni yüzler ile “Whedonvari” emektarlar katmaktı, bu filmde oyuncu seçimini yapan ve Buffy the Vampire Slayer’da da çalışan Amy Britt ve Anya Colloff da bunu başarmak için yola koyuldu. Ama oyuncu seçimi kolay olmadı. “Birçok oyuncumuza sorduk.” diye belirtiyor Goddard. “Hafif komedi ile ağır duygusal dram arasında gidip gelen bir performans sergilemelerini istiyoruz. Ve bunların ikisi de genelde aynı sahnede yer alıyor, hatta aynı cümlede. Bu kadar kolay geçiş yapabilecek oyuncular bulmak çok zor.”

Projenin en başından beri Goddard kontrol odası patronu Sitterson rolünde Richard Jenkins’i oynatmayı hayal etmiş. Bir Cuma gecesi Jenkins’e senaryoyu göndermesinin ardından Pazartesi sabahı telefonu çalmış ve Jenkins projede yer almak istediğini heyecanlı bir sesle iletmiş.

“Senaryodaki kırılma ve değişim anlarına bayıldım. Yaklaşımı beğendim. Korkusuz bir yaklaşım,” diye dile getiriyor deneyimli oyuncu. “Kontrol odası oldukça sıradan. Ofiste çalışanlar var işte. Ama sonra ne işte çalıştıklarını görüyorsunuz ve bu çok tuhaf bir iş. Bu iki ayrı dünyayı bir araya getirmek harika bir fikir.”

Jenkins’in rolü kabul etmesi oyuncu seçimi sürecini hızlandırdı. Çok geçmeden Bradley Whitford Hadley rolünü kabul etti, Goddard’a da yaver giden şansının tadını çıkarmak kaldı. “İki oyuncu da hayallerimizi süslüyordu ama ilk kabul edenler de onlar oldu,” diyor Goddard.

“İlk başta birinci sınıf bir korku filmi olduğunu sandım. Ama düşündükçe çok komik ve zekice unsurlar bulmaya başladım. Bu türde bir eser için çok zekice bir yaklaşım. Hadley’nin yaptığı işte ne kadar acımasız olduğunu, sürekli vahşet içinde kalmanın onu gerçek bir hayat sürmekten alıkoyduğunu görüyorsunuz,” diye hatırlıyor Whitford.

Öykü ve içindeki gizemlerin internet aleminde ifşa edilmesinin önüne geçmek amacıyla, senaryo iyice korundu ve yapım ekibi diğer oyuncuları seçerken sahte senaryocuklar yazdılar ve bu iş de başlı başına eğlenceli bir şeye dönüştü.

“Curt’ü seçerken dinozor filmi dedik; Holden ve Jules’un banyo sahnesinde Marty içinde sayısız ‘pençe’ geçen bir monolog hazırladı. Yani aradığın karakteri bul, sonra onu farklı bir filme koy şeklindeydi işimiz.”

Bununla birlikte daha genç karakterleri canlandıracak oyuncuları bulmak da kolay olmadı çünkü yapım ekibi bu oyuncuların özgün ve gerçek karakterleri canlandırmasının yanında, film içinde dönüşecekleri basmakalıp karakterleri da canlandırmalarını istiyordu. Oyuncu seçim ekibi, Chris Hemsworth’ü Whedon’ın yakında gösterime girecek olan Yenilmezler filmindeki rolünden ve Thor’daki rolüyle yıldızlığa yükselişinden hemen önce seçmekle öngörülü olduğunu ispatlamış oldu. “Chris’in inkâr edilemeyen bir havası var ve bunu kapıdan girer girmez hissediyorsunuz. Bu tür filmlerde yaygın olan yıldız oyuncu tiplemesini kolaylıkla yapabilir ama onun basmakalıp karakteri canlandırmadan o karakterin insancıllığını bulma konusunda içgüdüsel bir yeteneği var ve bu role onu seçmemizde bu özelliği en önemli paya sahip oldu.”

“Rolü kaptım ve menajerimle konuşuyordum, ‘Tebrik ederim. Harika oldu’ dedi. Ben de ‘Evet, senaryoyu okuyan oldu mu?’ diye sordum. ‘Yooo.’ diye yanıt geldi. Joss ve Drew’un şöhretine dayanarak bu filmin iyi olacağını düşündük. Sonra senaryoyu okudum ve bayıldım. Duygu yüklü ve nitelikli bir öykü yazarken içine mizah eklemek büyük bir yetenek bence. Etkileyici ve çok yetenekli adamlar ikisi de.”

Hem Whedon hem de Drew, bütün oyuncuların seçilmesi için öncelikle bir genç yetişkin rolünü (Dana) canlandıracak kişinin seçilmesi gerektiği konusunda hemfikirdi. Bu arayış uzun ve yorucu oldu, makul hiçbir seçenek bulunamadı, ta ki Kristen Connolly ile yüzleri gülene dek. “Onu ekranda görür görmez anladım. Seçmelerdeki görüntüleri o kadar iyiydi ki alıp filme bile koyabilirdik,” diye hatırlıyor Whedon.

“Dana filmde kendi güçlerinin farkında olmayan sıradan bir insan olarak karşımıza çıkıyor,” diyor Connolly. “Joss’un en şaşırtıcı yanı beklemediğiniz insanlardan kahramanlar yaratması. Dana, gücünü arkadaşlarına duyduğu sevgiden ve zorunluluktan alan sıradan bir genç.”

Whedon’ın Dollhouse dizisinde de çalışan oyuncu Fran Kranz, Marty rolü seçmelerindeki performansına kattığı derinlikle yapım ekibini etkiledi. “Seçmelere gelen çoğu oyuncunun tek bir bakış açısı vardı. ‘Ben ot içen herifim,’ görüşü hâkimdi çoğunda.” diye hatırlıyor Goddard. “Ama Fran bu karakterin yalnızlığını ve masumiyetini anlayabildi ki biz bunların film açısından çok önemli olduğunu düşünüyorduk.”

Geleneksel korku filmi yaklaşımını – kafası güzel olan kolay ve aptal bir kurbandır – kıran bir yaklaşımla, Marty’nin uyuşturucu kullanımından kaynaklanan paranoyası kır evinin arkasındaki gerçeği tahmin etmesine yardımcı olur. “Kontrol odasındaki adamların her şeye yön vermesini ve her şeyi kontrol etmesini tahmin eder nihayetinde,” diyor Kranz. “Tuhaf bir şeyler döndüğünü hissediyor.”

“Marty herkesin gözden çıkardığı kişi. Herkes aptalı aşağılıyor ve onunla alay ediyor, kıçına tekmeyi yiyen soytarı o. Ama neler döndüğünü hisseden kişi o aslında,” diyor Whedon.

Grubun sert entelektüeli olan Holden’ı ise yakışıklı oyuncu Jesse Williams canlandırıyor. Williams bu rol için sıradışı bir seçim gibi görünebilir ancak Goddard niyetlerinin de kesinlikle bu olduğunu vurguluyor. “Basmakalıplara karşı koymak, bu tür filmlerdeki marjinalleştirmeyi alt etmek istedik..”

“Kendisinin daha inek halini canlandırmak için gözlükleri takınca,” diyor Whedon, “Jesse bambaşka biri oluveriyor. Bütün filmde en çok beğendiğim sahnelerden biri.”

Canlandırdığı karakterin basmakalıplara meydan okuması Williams’ın hoşuna gitti. “Holden zeki biri ve her şeye ihtiyatlı yaklaşıyor,” diyor oyuncu. “Büyük riskler almıyor ve baskın erkek falan hiç değil. Özellikle Kristen Connolly’nin canlandırdığı Dana karakteriyle birlikte geçirdiği bazı tuhaf anları canlandırması zevkliydi.”

İkincil rolleri canlandıracak oyuncuları seçmeye sıra geldiğinde Goddard ve Whedon önceki projelerinden birkaç favori oyuncuyu yardım etmek üzere davet etmeye karşı koyamadı. Hem Buffy the Vampire Slayer hem de Angel’daki rollerinden Whedon hayranlarına aşina olan Tom Lenk kontrol odasındaki stajyer Ronald’ı canlandırmak üzere seçildi. Whedon, onun için “uğur böceğim” diyor.

“Tom Lenk çalıştığım en komik oyunculardan biri,” diye açılıyor Goddard. “Bana sonsuz zevk veriyor ve meslek hayatım boyunca olunla çalışmaya yetecek kadar şanslıyımdır umarım.”

Whedon yapımlarının başka bir emektarı olan Amy Acker (Angel, Alias ve Dollhouse), Dehşet Kapanı’nda Sitterson ve Hadley ile birlikte çalışan kontrol odası teknisyeni Lin rolünde. “Amy bizim çok da gizli olmayan silahımız,” diyor Goddard. “Bizim üslubumuz için son derece önemli olan teknik uzmanlığı aşılıyor. Aynı cümle içinde hem güldürme hem de kalp kırma konusunda daha iyi biri yok.”

Prodüksiyon 9 Mart-29 Mayıs arasında Vancouver’da ve civarındaki yerlerde gerçekleşti. Hava şartlarından kaynaklanan bir sıkıntı dışında, Goddard ve Whedon senaryo yazarken hissettikleri heyecanı ve eğlenceyi çekimler boyunca hep paylaştılar. “İnsanların odalarda oturup bütün gün konuştukları bir film değil bu,” diye belirtiyor Goddard. “Her an içinizdeki 12 yaşındaki çocuğun gözlerini fal taşı gibi açıp hayretler içinde bakacağı bir şeyler yaşanıyor. Bu hissi hep vermeye çalıştık. Çekime başlamadan bir hafta önce çalışma planına ve her sahneye baktığımı ve ‘Bu sahnenin çekimi çok eğlenceli olacak. Bu sahne de eğlenceli olacak. Ve evet, bu sahne de harika olacak,’ dediğimi hatırlıyorum.”

“Bu filmde pek hoş olmayan pek çok şey meydana geliyor ama yine de bugüne kadar çalıştığım en huzurlu setti,” diye belirtiyor Jenkins. “Gerilim olmayan ortamlarda oyuncular çok daha iyi iş çıkartıyor. Ve herkes çok iyi zaman geçirdi çünkü Joss ve Drew’un işlerine bayıldıkları aşikar.”

İlk yönetmenlik deneyimi olduğu halde Goddard’ın televizyon eserleri yazmadaki deneyimi bu iş için hazırlıklı olmasını sağladı. “Televizyonda, senaristler/yapımcılar sinema dünyasında yönetmenlerin sahip olduğu birçok olanağa ve güce sahiptir. Gerçekten işleri idare edersiniz. Kendi değişikliklerinizi gözlemlersiniz ve her zaman settesinizdir. Dolayısıyla Dehşet Kapanı’nı yönetmek yabancı olduğum bir ortamda çalışmak değildi benim için.” Aslında Goddard’a göre bu yönetmenlik deneyimi gerçeğe dönüşen bir hayal gibiydi. “İlk yönetmenlik filmim için bundan daha iyi bir fırsat hayal edemezdim. Dehşet Kapanı tek filmde birçok film çekmeme olanak tanıdı çünkü çok değişik bir şey yaptık.”

“Drew sizden yapmanızı istediği şey konusunda oldukça net,” diye yorumda bulunuyor Williams. “Ve bunu tutkuyla istediği de çok açık. Her çekim önemli. Bunu hissetmek mutluluk verici, gemiye yön veren birinin olduğunu hissetmek. Çekimler uzun sürdü. Dolayısıyla bu enerjiyi kaybetmemek, bu olumlu havayı bozmamak önemli. Sanırım bu sözcüğü Drew için ne kadar söylesem azdır: Her şeye olumlu bakan bir adam.”

“Drew tam bir korku filmi müptelası,” diye ekliyor Whedon. “Kendini bu filme adamaya, Kanada’da bulabileceğiniz kanın büyük kısmını satın almaya hazırdı. Kanın doğru şekilde sıçramasını sağlamak için bütün gününü farklı sahneleri izlemeye adayacak bir yönetmen.”

Dehşet Kapanı’nındaki çok katmanlı öykü filmin ana mekanları için tamamen hayal ürünü ve birbirinden farklı tasarımlar gerektiriyordu: Kır evi ve kontrol odası. “Görünüşleri çok farklı, farklı filmlerden sahnelermiş gibi hem de,” diye açıklıyor yapım tasarımcısı Martin Whist. “Bana göre bu filmde elde ettiğimiz zıtlık olağan üstüydü. Her biri çok özgün olmalıydı ki hareketlilik sağlansın ve seyirci şaşırsın.”

Whist, Whedon ve Goddard, uzun süren bir fotoğraf arayışının ardından Amerikan İç Savaşı sonrası döneminden, özgün bir kır evi meydana getirdiler. Kontrol odası ise “1970’lerde Houston’daki bir NASA üssü” gibi yüksek teknoloji havası taşıyan bir şekilde tasarlandı. “Absürt bir şeyler yapsak bile her şeyin çok gerçekçi görünmesi benim için çok önemliydi,” diyor Goddard. “Filmin görsel öğelerinin gerçekçi ve zarif görünmesini istedim, böylece gerçek üstü olaylar gerçekleştiğinde film yine de gerçekçi görünecekti.”

Kostüm tasarımcısı Shawna Trpcic, eski kır evi ile parlak kontrol odası arasındaki zıtlığı, gençler ve yetişkinler için belirli renkler kullanarak filme yansıttı. “Gençler çok parlak ve neşeli.” diyor Trpcic. “Ama kontrol odasındakiler için 1950’lerdeki bir nükleer savaş santrali resmini referans aldım. Nükleer santral içinde çalışan bilim adamlarından tutun da laboratuar çalışanlarına kadar herkes için farklı üniformalar vardı.”

Filmdeki çeşitli özel efektlere gelecek olursak, Goddard ve Whedon bilgisayar ürünü görüntülerden mümkün olduğunca kaçınmaya çalıştı. “Dijital efektler ne kadar iyi olursa olsun, gerçek yaratığın yerini tutamaz.” diye açıklıyor Goddard. Bu yüzden kuralımız hep ‘Yapabiliyorsak yapacağız,’ oldu. Yaptığımız her işte bunu ilke edindik. Herkesi daha yaratıcı olmaya sevk etti ve bence film bu estetiği içinde barındırıyor.”

 “En çok en başta niyet ettiğimiz şeye çok yakın olmasına seviniyorum,” diyor Goddard. “Bu senaryo Hollywood sistemi tarafından kolayca toprağa gömülebilecek bir senaryoydu. Dolayısıyla bu filmin tamamlanması yapımcımın ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne seriyor, kendi yaklaşımımız ve bakış açımızdan ödün vermek zorunda kalmadık asla.”

Dehşet Kapanı Drew’la yazmaya giriştiğimiz öykünün aynısı,” diye hemfikir oluyor Whedon. “Niyetimiz bizim gibi korku filmi hayranlarına tanıdık gelen ama sonra bambaşka bir şeye dönüşen ve herkesi tepetaklak eden, iki saatlik bir sinema deneyimi yaratmaktı.”

Korku filmi hayranları veya Joss Whedon hayranları Dehşet Kapanı’ndan ne beklemeliler? Drew Goddard gülümsüyor: “Hayatınızda görmediğiniz şeyler göreceksiniz. Ve sizi götürdüğümüz bazı yerleri aklınız bile almayacak. Ama eğlenceli olacak. Aynı zamanda kanlı, öfkeli ve korkutucu. Ama çoğunlukla eğlenceli.”

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir