The Collection (2012)

The Collection hakkındaki bu inceleme kısa olacak çünkü film üzerine çok da konuşulacak öğe barındırmıyor. 2009 yapımı The Collector’ı sevdiyseniz bu filmi de kaçırmak istemeyeceksiniz. The Collector’dan geri bir yapım olan The Collection buna rağmen kan revan seven korku izleyicisini eğlendirecektir.

The_Collection_Website_9_10_12

Öncülünün kaldığı yerden devam eden The Collection’da maskeli katilimizin aslında elli kişiden fazla kaçırma olayının arkasında olan bir “mastermind” olduğunu öğreniyoruz (İlk filmdeki tuzaklarına baktığımızda zaten hiçbir zaman kendisinin dünkü çocuk olduğunu düşünmemiştik). Koleksiyoncunun izlediği yol bellidir: Herkesi öldür, bir kişiyi sağ bırak, o sağ kalanı da alıp büyükçe bir bavula kapat. The Collector’dan kalma bahtsız kahramanımız Arkin, bu sefer gözlerini bir gece kulübünde açar. Koleksiyoncunun hedefi kulübü küçük bir mezbahaya çevirmektir. Maskeli katilimizin planı tıkır tıkır işler; herkes ölür, genç bir kız (Elena) hayatta kalır, onun da yeri kilitli bir bavul olur. Planda aksayan tek nokta bir önceki kurban olan Arkin’in ölmeye hiç niyetinin olmamasıdır. Arkin kaçar ve polis tarafından yakalanır. Filmin bir sonraki aşamasında ise Elena’nın zengin bir işadamının biricik kızı olduğunu ve babasının onu kurtarmak için küçük bir özel tim hazırladığını öğreniriz. Özel timin Koleksiyoncu ile savaşmak için Arkin’in deneyimlerine ihtiyacı vardır. Böylece Arkin, tepeden tırnağa silahlı paralı askerler eşliğinde hayatını mahveden adamın inine doğru yeniden yolculuğa çıkar. Ancak Koleksiyoncu manyağımızı durdurmak için silahlardan fazlası gerekmektedir.

The Collection003

The Collection, bu noktadan sonra terkedilmiş dev otelde binbir türlü küçük tuzakla, çatışmayla, yarayla bereyle dakikalarını dolduruyor. Filmin başındaki büyük biçerdöver sahnesi ile çok iddialı tuzaklara rastlayacağımızı düşünsek de, ne yalan söyleyeyim, Koleksiyoncu’nun otelinde bir miktar düş kırıklığına uğruyoruz. The Collection001Gerçi ben aynı ilk filmdeki gibi bahtsız Arkin’in başına gelenleri seyredip sadistçe bir zevk almayı hedeflediğimden çok sorun yaşamadım ama beklediğini bulamayan seyirciler bolsa hiç şaşırmam. Aslında The Collector filmleri kendini çok ciddiye alacağına biraz korku-komediye sapsa ve Arkin’i Evil Dead’in Ash’ine benzetse çok daha başarılı olabilirdi. Gene de bu haliyle de durumdan memnunum. Josh Stewart bu kısa seri için iyi bir seçim olmuş, kendini beklemediği anda kahraman durumunda bulan sıradan (ama yakışıklı) adam rolünü başka korku filmlerinde de devam ettirmesini diliyorum.

The Collection’ın “dehşet oteli” fikri yüksek ihtimal Amerika’nın kayıtlı ilk seri katili olan H.H. Holmes’ten esinlenme. 19. Yüzyılın sonlarında inşa ettirdiği oteli ses ve hava geçirmeyen odalarla, arkası tuğla duvar olan kapılarla ve hastalıklı labirentlerle doldurup belirsiz sayıda kişiyi katleden Holmes, muhtemelen modern dünyanın tuzak fetişizminin en eski örneklerinden. Holmes’e direkt referans sayabileceğim bir olay filmde vuku bulmasa da tuzaklı otel fikrinin buradan alındığına eminim. Bu detay filmi daha iyi ya da kötü yapmıyor gözümde, sadece yapımcıların zihninden geçeni yakalamak hoşuma gitti.

The Collection004

Aslında Saw serisine prequel olarak düşünülen ancak sonradan bağımsız bir projeye dönüşen The Collector (ve The Collection), gore sevenleri mutlu edebilir. Tamam, karşımızdaki katil Jigsaw değil ancak tuzaklar da bu sebeple o kadar gerçekdışı değil. Açıkçası hem the Collector’da hem de the Collection’da abartısı yüksek de olsa biraz daha gerçekçi tuzaklar görmek hoşuma gitti. The Collection002Filmle ilgili pek çok yorumun aksine katilin motivasyonunun açıklanmamasını da büyük bir sorun olarak görmüyorum; vasat altı bir travma hikayesi ile bizi kendinden uzaklaştıracağına Koleksiyoncu’nun geçmişinin bilinmemesi daha iyi ve bizim için daha az yorucu. Zaten film gerçekten “katili falan bırakın, onca tuzağın ortasında parçalanmayı bekleyen kurbanlara odaklanın” dercesine Koleksiyoncu’yu fazlasıyla silik bir imajla bize sunuyor. Bir deri maskeden (ki korkutucu değil) başka karakteristik öğe yok.

Açıkçası bu tarz filmleri sevmem, The Collection’ı ise ilginçtir sevdim. Sevdim, çünkü kendisine uzun süre sequel kazandıramayacak kadar kötü, ama seyredilmeyecek kadar değil. Bana istediklerimi kısıtlı zamanında sundu,daha iyi ya da kötü bir film beklemiyordum istediğimi aldım. Seksenlerin sonunda olsaydık The Collection’ı kasetçiden kiralar, biralarımızı çerezimizi alır, benzer zevkte arkadaşlarla cumartesi akşamının keyfini çıkarırdık. O hissi yaşamak istiyorsanız tayfayı toplayın, filmi alın ve seyredin, The Collection bunu verebilecek bir film. Ama sonrasında filmin tamamındaki milyonlarca mantık hatasını görüp de “niye böyle oldu?” diye mızıkçılık yapmayın. Kötü filmlerle mutlu olanlara tavsiyemdir.

Not: Filmin ortasındaki “özel üretim zombi” olayında kahkahalar attım. Film buna biraz daha değinse harika işler çıkarabilirmiş, yazık olmuş.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir