The Crow: City of Angels (1996)

1Öncelikle herkese mutlu seneler. Umarım rüya gibi bir yılbaşı akşamı geçirmişsinizdir, benimki fena değildi. Bu yılbaşında da geleneği bozmayıp en az yarım saat Strange Days seyretme niyetim vardı ama olmadı, DVD’imi bilgisayarım ne hikmetse tanımadı. Bu sebeple 2014’de geri sayımı başka bir favorimle yapmaya karar verdim ve The Crow II: City of Angels filmini baştan sona seyrettim (Yılbaşıları evde oturuyorum evet ve bundan memnunum).

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

1994 yapımı The Crow’un gönüllerde yeri büyüktür tabii, lakin benim Crow sevgim çoğunluğun aksine ilk filmden değil ikinci filmden ötürü. City of Angels’ı asla çözemediğim bir şeylerden dolayı pek seviyorum ve ne zaman “biraz” seyredeyim desem o “biraz”, “filmin tamamı”na dönüşüyor. IMDB puanını boşverin, internetteki yorumları önemsemeyin, Brandon Lee (saygımız büyük kendisine) severlerin sert eleştirilerine kulak tıkayın ve “believe in the power of another…” ikinci Crow filmi, ilkinden iyi olmasa da güzel bir devam filmi, çok haksızlık yapıldı ona.

İlk filmden çok da uzak olmayan bir zamandayız. Los Angeles cehennem değilse bile sarı-gri tonu bol bir arafın yansıması olmuş, sokakları uyuşturucu, mafya ve cinayet üçlüsü sarmıştır. Şehir suç lordu Judas’ın dehşetiyle kan kusarken hikayemizin kahramanı Ashe, oğlu Danny ile birlikte küçük tamirhanelerinde hala temiz bir hayatı sürdürmeye çabalamaktadır. Sonra tam da beklediğimiz üzere bu şehre yakışan talihsiz tesadüfler birbirini izler. Babaoğul bir gece civardaki hurdalıktan gelen silah sesiyle irkilir. Danny merakla sesin geldiği yere doğru koşar ve Judas’ın rutin infaz törenlerinden biriyle karşılaşır. Ashe ve Danny oracıkta Judas’ın emriyle vurulur, cesetleri limandan suya bırakılır. Sonra Judas ve adamları mekanı terkeder, Los Angeles’da hayat eski karanlık rutininde akmaya devam eder… Sonra mı? Bazen, sadece bazen olan o olay vuku bulur işte. Ashe’in ruhu, bir karga tarafından kendisine ve oğluna yapılanların intikamını alması için ölüler diyarından geri getirilir. Azizler Günü vaktidir ve Judas yaptıklarının hesabını verecektir. Yeni Karga Ashe’e bu yolculuğunda yardım edecek tek insan ise ilk Crow hikayesi hala hafızasında taze olan Sarah’tan başkası değildir.

The Crow City of Angels3

The Crow II ya da bilinen adıyla City of Angels, girişte de değindiğim üzere çok ama çok sert tepki almış, gişede de maliyetini ancak çıkarabilmiş bir film. Bunun sebebini anlamak zor değil; Yapımcı Şirket Miramax’ın, ilk filmin Brandon Lee’nin ölümüyle oluşan popülaritesinden çıkar sağlamaya bu kadar erken çalışması göze batan bir hareketti sonuçta. İşin hüzünlü tarafı, projede yer alan hiç kimsenin ilk Crow filminin sırtından geçinmek gibi bir talebinin olmamasıydı. Hatta senarist David S. Goyer sırf ilk filmden bağımsız olabilmek için kahramanı kadın yapmayı ve hikayeyi 19. Yüzyıl İngilteresi’ne uyarlamayı bile düşünmüştü. Sonunda bu ilk fikirler uygulanmasa da hikaye bir aşk intikamından bi baba-oğul intikamına  evrildi ki bu bile (serinin daha sonraki filmlerini düşündüğümüzde) oldukça orijinal bir hareketti.

The Crow City of Angels2

Şimd ilk Crow filmini değerlendirirken Brandon Lee mevzusundan ötürü yeterince nesnel olamadığımızı kendimize itiraf edelim. The Crow gayet güzel bir film evet, ama bir şaheser değil. Aksiyon sahneleriyle göz dolduran, çağının ötesinde bir yapım da değil. Ama iyi bir çizgiroman uyarlaması ve James O’Barr’ın fazlasıyla kişisel olan çizgiromanını çok başarılı bir şekilde ekrana yansıtıyor. City of Angels da bu bayrağı taşımasını biliyor. Film, ilk filmin mirasını alırken ondan farklı olmaya da azami çaba harcıyor.  Hikayenin çekirdeğini oluşturan intikam motifinin baba-oğul çizgisine getirilmesi bir yana, görsel olarak da Alex Proyas’ın gotik yapısından uzak, özgün bir tutum söz konusu.Yönetmen  Tim Pope’un kamerasından gördüğümüz Los Angeles daha punk, daha underground bir atmosferi barındırıyor. İki film arasındaki doku farkı o kadar bariz ki. Proyas’ın Crow’undaki gibi karanlık, kasvetli, köşeden gargoyle fırlasa şaşırmayacağınız bir hava artık yok; etrafa yanan lastiklerin ve tonlarca çöpün yayıldığı sisli bir sokakta sabaha karşı beşte gece lambasına bakarken karşılaşabileceğiniz türden loşluk City of Angels’taki, açıkçası Tim Pope’un işinin bana Proyas’ın atmosferinden daha doğal geldiğini söyleyebilirim. Bunun yanında filmde bir kere bile karakterleri beyaz ışık altında görmüyoruz; hep bir sarı, turuncu bazı bazı da yeşil tonun hakimiyeti söz konusu. Renk paleti hep çeşitli, ama asla patlamıyor, gözü yormuyor bilakis dinlendiriyor. Tim Pope’un esasen klip yönetmenliğinden gelmesi City of Angels’ın atmosferindeki bu farklılığın esas sebebi olsa gerek, zaten kendisinin bu film dışında başka da uzun metrajı bulunmamakta.

The Crow City of Angels4

Bunun yanında City of Angels ilk filme oranla çok daha yoğun miktarda ilk çağ Hristiyan mitolojisinden faydalanıyor. Ashe’in İsa pozisyonu, kötü adamın adının  Judas olması, kargalarla ilgili dönen bir sürü mitolojik gönderme (bu biraz pagan geleneklerle alakalı olabilir, emin değilim), Sarah’ın gördüğü kehanet… vb. Film bir noktadan sonra gerçekten dakika başı referans verir bir noktaya geliyor. Bu referansların çoğu  etkileyicilikten uzak ama filme ilginç bir mistik havayı vermeyi de başaracak kalitede. Kendinizi teslim ederseniz gerçekten cezbedilebilirsiniz.

The Crow City of Angels5

City of Angels’ın trajedisi ne yeni karganın Vincent Perez olması ne de diyalogların zayıflığı. Her şeyin sorumlusu hata, yapımcı firmanın orijinali 160 dakika olan bir filme katliam yapıp süreyi 84 dakikaya indirmesi. Uzun versiyon sadece birkaç gösterim şansı bulmuş ve şu an izleme imkanımız yok. Filmde sıkça tekrarlanan küçük devamlılık hataları da muhtemelen bu açık kalp ameliyatının ürünü. İlginçtir, Miramax bu kırpma işlemi sırasında sadece senaryoyu uzatan öğeleri değil, bir sürü de iyi aksiyon sahnesini çıkarmış. Ne yapmaya çalışmışlar neden yapmışlar asla bilemeyeceğiz sanırım.

The Crow City of Angels1

Kim ne derse desin, Crow II: City of Angels 90’ların iyi ve kaliteli aksiyonlarından. Eğer Crow adını taşımasaydı eminim seveni bol güçlü bir külte dönüşecekti. Vincent Perez, Iggy Pop, Mia Kirshner, gencecik bir Thomas Kane ve çocukluğumuzun Sarı Power Rangers’ı Thuy Trang’ı aynı filmde görmek gerçekten farklı bir deneyim (City of Angels, Trang’ın son sinema performansı. Kendisini 2001 yılında bir trafik kazasında kaybediyoruz). The Crow’u sırf Brandon Lee’den ötürü değil de bir bütün olarak güzel bir eser olduğu için seviyorsanız bu devam filminden de nefret etmeniz pek olası değil. Üçüncü film Salvation’dan nefret edebilir, Wicked Prayer’dan tiksinebilirsiniz. City of Angels ise gerçekten sizin “öteki”ye inancınızla anlam kazanacaktır.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir