The Devil Inside / İçimdeki Şeytan (2012)

Korku filmlerine merakım küçük yaşlardan başlar. Henüz yaş sınıflandırmalarının olmadığı bir iklimde çoğunlukla serbestçe, kimi zaman da gizlice girip seyrettim bu dehşet seremonilerini… Ne seyrettiğimi pek umursamayan babamın sadece tek bir filmi görmeme izin vermediğini hatırlıyorum; Şeytan (The Exorcist)! Yapma denileni mutlaka yapan bir yaramaz olduğumdan, eniştemin sinemasına (Samsun Zafer sineması) ondan bile gizlice dalıp izlemiş, korkudan ne yapacağımı şaşırmış, koltuğa sinip kalmıştım. O şok etki yüzünden midir bilmem Exorcism/Şeytan çıkarma filmlerine başka bir tutkuyla yaklaştım her daim…

“Şeytan” girişinden anlaşılacağı üzere İçimdeki Şeytan (The Devil Inside), şeytan çıkartma ritüelini ve bünyeye zararlarını perdeye taşıyan bir yapım. Bu alt türün örneklerinin en mesafelisinin bile Hıristiyanlık üzerine kaba bir propagandası mevcuttur. Sanki iyilikle yola/kiliseye gelmeyenler bu türden filmlerle dürtülmek istenmektedir. İçimdeki Şeytan din kavramıyla iyice arası açılmış batılı seyirciyi tavlamak için olsa gerek, “Vatikan bu filmi asla desteklememiştir ve içeriğine onay vermemiştir” gibisinden bir giriş jeneriği ile izleyenini tavlamaya çalışıyor. 1989’dan kalma bir VHS’de olay yeri incelemesi kaydı izlemeye başlıyoruz. Maria Rossi’nin evinden gelen bir 911 araması sonrasında dairesine giren polis memurları, feci şekilde öldürülmüş kurbanları (iki rahip ve bir rahibe) teşhis ediyor, kamera ortada duran kolları kırık bir sandalyeye zoom yapıyor. Odada bir şeytan çıkarma ayini yapılmış ama bazı şeyler yolunda gitmemiş anlaşılan… Sonra homurtular ve… TV kanallarında, diğerlerinin yanında cesetleri parçalanmış şekilde ölü bulunan 3 polis memurunun haberi. Cesetler mezara, Maria Rossi Roma’da bir akıl hastanesine… Sıkı başlangıç doğrusu!

Yıllar geçiyor ve 2009 yılına geliyoruz. Maria Rossi’nin kızı Isabella annesinin akıbetini merak eden bir belgesel film yapımcısı ile anlaşarak Roma’ya gidiyor. Öğrenmek istedikleri, işin içinde gerçekten bir kötü ruh mu var yoksa her şey kafada mı bitiyor? Tabii oralar çok değişmiş, üzümden şarap yapıp cennet tapusu satanların yerini gayet akademik bir “şeytan çıkarıcı” eğitimine tabi tutulan genç rahipler almış… Maria burada gözlem altında tutuluyor, din ve bilimin ortak çabası ile tedavi edilmeye çalışılıyor. Buradaki “din, bilim el ele, güvenle geleceğe” önermesinin altını çizmek isterim. Tabii insanın planı varsa, şeytanın onu bozacak bir planı zaten vardır. Vatikan’da bile…

Fragmanında pek çaktırmasa da İçimdeki Şeytan Türk sinema izleyicisinin en sevmediği teknikten medet uman bir film… Evet, o bir “found footage”, yani buluntu film; yani birileri el kamerasını sallaya sallaya çekim yapıyor! Bu tekniğin ev sineması için neyse de, metrelerce sinema perdesi için son derece rahatsız edici bir etki yarattığını düşünüyorum ama yeni yönetmenler aktüel gerçeklik duygusunu arttırabilmek adına mal bulmuş mağribi gibi dadandılar uygulamaya… İnanın Hollywood’un bulduğu “found footage” kasetleri kadar sünnet düğünü kasedi yoktur memleketimde!

Filme dönersek, İçimdeki Şeytan ‘buluntu film’ mantığını biraz abartmış ve şimdiye kadar gördüğümüz her numarayı yeniden kullanma gayretine girişmiş. Ortaya biraz Blair Cadısı (The Blair Witch Project), biraz Paranormal Activity ve diğer hepsinin karışımı bir şey çıkmış. Bu belgesel olma, öyleymiş gibi gösterme çabası o derece yükseliyor ki seyrettiğiniz film, sülalenin en teknolojiden anlamaz ferdinin kamerayı kapıp çektiği bir düğünden bile seyredilemez hale geliyor. Filmin şeytanını bile aşacak bir kötülük hali bu!

Buna dayanacak sabrınız varsa, ödülü de hakettiniz demektir. Özellikle Paranormal Activity sevenlerin bayılacağı onlarca sekans var filmde… Bütünden ayrı olarak değerlendirdiğimizde hepsi gerçekten korkunç ama bunlar o kadar peşi sıra dizilmiş ki bir yerden sonra kendinizi hazırlamaya, tepkisizleşmeye başlayacaksınız. Ev sinemasında görene kadar sabredecek olanlar mutlaka bir arkadaş grubuyla izlemeyi tercih etsinler. Filmden sıkılsanız bile sıçrayanlarla eğlenmek keyifli olacaktır.

Nihayetinde, tür sineması meraklılarının zaten bildiği numaralardan ibaret olsa da, youtube’dan parça indiren, filmleri bir bütün olarak değerlendirmekten uzak izleyicinin çok seveceği bir film olabilir İçimdeki Şeytan… Seven çok sever, gerisi de nefret eder gibi bir tanım uygun olacaktır bu film için. Sinemada izlemek için çok bir bahanesi yok, fakat ev sinemasına çıktığı vakit ıskalamamakta fayda var.

İlk yayınlanma: http://www.beyazperde.com/filmler/film-193483/elestiriler-beyazperde/

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Yazmaya 2003 yılında DivxTR’de başladı ve halefi olan Divx Planet forumlarında “Raven” takma adıyla devam etti. Divx Planet'te bir forum köşesi olarak başlayan Öteki Sinema'yı, 2005 yılında blog olarak devam ettirdi. 2010 yılının başında Beyazperde.com sitesinin eleştirmen kadrosuna katıldı. Aynı dönemde Yeni Harman ve Fotografya dergileri için sinema makaleleri kaleme aldı, online sinema dergisi Cinedergi için dosyalar hazırladı. 2012’de Medyaradar sitesinin sinema yazarlığı ve TV eleştirmenliği görevini üstlendi. Aynı zamanda lisanslı bir yelken sporcusu olan yazar, bir dönem TYF (Türkiye Yelken Federasyonu) yarış fotoğrafçılığı görevini yaptı. 2014 yılında Sinemerkez Akademi’de eğitmenlik yaptı ve akademinin Kocaeli yapılanmasının direktörlüğünü üstlendi. 2014-2016 yılları arasında Okan Bayülgen’in Dada Dandinista adlı TV programının yazı grubunu yönetti. Okan Bayülgen’in yönettiği Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası adlı tiyatro oyununda rol aldı. 2017-2018 arasında Antalya Sinema Derneği’nin danışmanlığını yaptı. OFCS (Online Film Critics Society) topluluğuna üye olan yazar, Öteki Sinema, Beyazperde ve Medyaradar'da yazmaya, Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası'nda oynamaya ve davet edildiği okullarda sinema üzerine seminerler vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir