The Devil’s Advocate / Şeytanın Avukatı (1997)

Ben hümanistim!

‘’Sana Tanrı hakkında bir iki sır vereyim! Tanrı seyretmeyi sever. O bir oyunbozandır! Bir düşünsene. İnsana içgüdüler verir. Sana bu olağanüstü yeteneği verir, sonra ne yapar dersin? Yemin ederim, sırf kendi eğlencesi için, kendi özel kozmik komedi filmi için tam zıttı kurallar koyar.’’

Kevin Lomax başarılı bir avukattır. Haklı ya da haksız gözetmeksizin girdiği bütün davaları kazanmaktadır. Bu başarılar onu zengin iş adamı John Milton ile karşılaştırır. John Milton ona hayatının kariyer fırsatını ve aklının bile alamayacağı miktarları kazanma imkânını sunar. Fakat ortada bir gariplik vardır. O da Jonh Milton’un dünyanın en eski baştan çıkarıcısı yani şeytanın ta kendisi olmasıdır.

Şeytanın Avukatı, 1997 çıkışlı 145 dakikalık bir serüven. İnsanın en bilindik zayıflıkları ve kendine hümanist diyen bir şeytanla ilgili. Andrew Neiderman’ın aynı isimli romanından yönetmeni olan Taylor Hackford’un gözlerinden yansıyan yapım başarılı bir tempoya sahip. İnsanın zayıflıklarını başarılı bir akıcılıkla, hızı azalmayan bir macera eşliğinde ve akılda kalıcı replikleriyle seyirciye aktaran yapım Hollywood sinemasının kültleri arasında bulunuyor.

Yapım başarısını aynı zamanda yıldız kadrosuna da borçlu… Kevin Lomax rolüyle izlediğimiz Keanu Reeves ve onun eşini canlandıran Charlize Theron başarılı performanslarıyla göz dolduruyorlar. Lakin asıl yıldız belli. Hollywood’un yetiştirdiği en büyük aktörlerden biri olan Al Pacino… Usta oyuncu yapımda insanüstü bir performans sergiliyor ve izleyeni kendine hayran bırakmayı bir kez daha başarıyor. Abartısız, rahat ve kendinden emin tarzı her daim büyüleyen yıldız oyuncu bu filmiyle de kendinden söz ettirmeyi başarmış gösterime girdiği zaman ve hala keyifle izlenmesinde de büyük bir katkısı var.

İnsan zayıflıklarıyla ve kibirle yüklü bir sandık. Açılmak için fırsat kollayan ve şeytan der ki ‘’Kibir benim en sevdiğim günahımdır.’’ Hepimiz bir yerlerde bir şeyler olmak adına çabalıyoruz. Ama bazen amacımıza ulaşmak için ayaklarımızın altında ezmediğimiz kalmıyor ve oraya ulaştığımızda da daha fazlasını istiyoruz. Bu bizim en büyük günahımız. Ve kullanılıyoruz kendi nefislerimize gizlenen bir şeytan tarafından. Ama ne yazık ki bizim şeytanlarımız Al Pacino kadar karizmatik ve esprili olmayabiliyor.

‘’Asla! Cennette hizmet etmektense cehennemde hüküm sürmek daha iyidir. Neden olmasın? Her şey başladığından beri burada, yeryüzünde her işe burnumu sokuyorum! İnsanoğluna bahşedilen her duyguyu onda yeşerttim! İstediklerini ona sağladım ve onu asla yargılamadım! Neden? Çünkü onu asla reddetmedim. Bütün kusurlarına karşın ben insanoğlunun tarafındayım. Ben hümanistim! Belki de son hümanist…’’

Hala seyretmediyseniz iyi seyirler…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir