Dört Yanım Diktatör: The Great Dictator (1940)

Hikâye iki dünya savaşı arasında kalan zaman dilimde geçmektedir. Günümüzün barış dolu ortamına inat, deliliğin sınırına ulaştığı, özgürlüğün ve insanlığın bir tarafa atıldığı bir dönemde…

Tomania adındaki bir ülkede halkını demir yumrukla yöneten Hynkel tüm dünyaya kendi ihtişamını sunmanın yollarını aramaktadır. Tabii ki insanlığa nezaketten uzak bir anlatım yolu seçerek… Demokrasinin, özgürlüğün iğrenç ve sakıncalı olduğunu söylemektedir barışçıl düşüncelerini dile getiren konuşmalarında. Getto adını verdiği bölgelere sürdüğü Yahudilere sıkıntılı günler yaşatan bu adamın bilmediği şeyse ona ikizi gibi benzeyen bir Yahudi berberin varlığıdır. Bedenlerin benzerliği ne yazık ki ruhlarında uyuşması anlamına gelmediği içindir ki biri öldürmeye ve ezmeye diğeri ise korumaya ve yaşamaya inanmaktadır. Bir gün toplama kampına gönderilen barışçıl berberimiz bu benzerlikten nasibini alıp da diktatörle karıştırılınca tüm dünya bir diktatörün ağzından dinler barışı ve savaşı…

Yahudi berberimiz 1. Dünya Savaş’ında Almanya için savaşmış pek başarılı bir asker olmasa da bir Alman pilotun hayatını kurtarmıştır. Geçirdiği uçak kazası sonucunda hafızasını kaybeden berberimiz evine ve çok sevdiği dükkânına döndüğünde onunda bilmediği bir şey vardır. Hayat artık eskisi gibi değildir kendi mecrasında. Aşk da vardır işin içinde ama huzur yoktur.

The Great Dictator, Charlie Chaplin’in ilk sesli filmi… Aslında usta sesin, sanatın yumuşaklığını ve oyunculuk gücünü olumsuz yönde etkilediğini düşünse de gelişen sinema sektörüne kapılarını kapatmayıp bu esere mükemmel imzasını kendi dilinde ve korkusuzca atmayı bilmiştir.

Henüz ABD’nin Nazi Almanya’sı ile hiçbir derdi olmadığı, Yahudilere yapılanların, faşizmin göz önüne o denli açıkça serilmediği bir dönemde yaptığı bu filmle öyle yerlere dokunmuştur ki değmeyin keyfine. ABD’de büyük tepki gören film ustanın Komünist yaftası yemesine, tüm eleştiri oklarını üzerine çekmesine sebep olmuştur. Ayrıca bir rivayete göre bazı çevrelerce katli vaciptir nidaları atılmıştır kendisi için. Bu açıdan da filmin çekildiği dönem itibari ile sıra dışı bir yeri vardır. Söylenene göre film işgal altındaki Yugoslavya’da partizan bir grup tarafından bobinler değiştirilerek nazi subaylarına izletilmiş ve subaylardan biri kalkıp makineye ateş etmiştir. Ayrıca aynı dönemde Hitler filme çok büyük tepki göstermiş lakin Portekiz’den getirilen bir kopyasını da izlemeyi ihmal etmemiştir. Fakat hiçbir yorumda bulunmadığı için konu hakkındaki fikri net değildir. Merak edilen bir konu da Hitler’in filmde kullanılan Hynkel’in uyduruk Almancasına ne tepki verdiğidir. Şahsen benim yüzüm gülmekten gerilmişti.

Yapımda dikkat çeken sahneler arasında, Hynkel’in danışmanlığını üstlenen subayın yaptığı pohpohlayan konuşma sonrasında eline aldığı dünya şeklindeki balonla yaptığı sanatsal dans, berberimizin müşterisini Brahms’ın “5. Macar Dansı” isimli eseri eşliğinde ritmi hiç bozmadan traş etmesi, Hnykel’in Bacteria’nın diktatörü olan Benzino Napaloni’yi tren garında karşılamaya gittiği sahne bunlardan bazılarıdır.

1940 tarihli 124 dakikalık yapımın her noktasında Chaplin’in elini görmek mümkün. Yönetmen, yapımcı, senarist ve oyuncu olarak yapıma imza üstüne imza atan sanatçı aynı zamanda filmin müziklerini de kendisi yapmıştır. Oyuncu kadrosuna şöyle bir baktığımız da ise Paulette Goddard ve Jack Oakie’yi Chaplin’e eşlik ederken görmekteyiz.

Üzgünüm… der Hynkel’in yerine sahneye sürüklenen berberimiz halka; ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil! Kimseyi yönetmek ya da fethetmek istemiyorum. Ben herkese yardım etmek istiyorum. Bu dünya zengin, hepimize yeter ama biz yolumuzu kaybettik. Aç gözlülük ruhumuzu zehirledi. Hızlı geliştik fakat bu sırada kendimizi kaybettik. Çok fazla düşündük, çok az hissettik. Askerler kendinizi makine kalpli, makine düşünceli bu topluluğa teslim etmeyin. Sizler makine değilsiniz, sizler insansınız. Yukarı bak Hannah! Gökyüzüne!

Eğer hala görmediyseniz izlemenizi şiddetle tavsiye ettiğim bu filmin sessiz çekilmesini çok isterdim. Keşke ustaya, bak hocam teknoloji aldı başını gidiyor bizde konuşalım artık demeselerdi. Demeselerdi de biz laf kalabalığının düzen kurduğu şu çılgınlığa biraz da olsa başımızı dinleyerek dur deseydik, gözlerimizi ve hislerimizi sonuna kadar açarak. Lakin böylesi de makbuldür. Usta o tarihten bu tarihe ne de çok şey söylemiş bir insanlık komedyasının eşliğinde…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir yorum var

  1. Zamanına göre yapılmış cesur ve hem güldürüp hem yerinde eleştri yapan bir film.Adolf Hitler i ve onun izlediği düşünce sistemini biraz abartarak ve komedileştirerek bize göstermiştir.
    Radyodan çalan müzikle adamı traş ettiği berber sahnesini defalarca izlemişimdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: