The Hobbit: An Unexpected Journey (2012)

Buz kesmiş dumanların dağların ardında
Dipsiz zindanlara ve kadim mağaralara
Çamlar yükseklerden homurdar
Rüzgar gecenin içinden inler
Alacaydı ateş, körüklendi yayıldı
Yaktı geçti alevler, parıldayarak yıktı
J.R.R. Tolkien

Yüzüklerin Efendisi üçlemesi bittikten sonra bir gün Hobbit’i izleyeceğimizi biliyorduk. Mutlaka bu kadar başarılı olan bir serinin başlangıcına konu olan kitap da filme çekilecekti. Aradan yıllar geçti Peter Jackson o arada King Kong gibi bir gişe filmi yaptı ise de pek beğenen olmadı, o da daha rahat bir masala kalkıştı ancak The Lovely Bones da naif bir suç filmi olarak yönetmenin filmografisinde fazla bir parlama yapamadı.

Böylece Peter Jackson da kendine durgun bir liman olarak Hobbit’e dönmeye ve bir on yıl daha gişede problem çıkmaması için ufak bir çocuk masalını üç bölümlük devasa bir eğlenceye dönüştürmeye karar verdi.

O gün geldi çattı ve Hobbit’in 19 bölümlük kitabının ilk dokuz bölümünü konu alan film The Hobbit: An Unexpected Journey görücüye çıktı. Yaklaşık üç saatlik yapım kitaptaki her cümleyi her satırı büyük bir saygı ile beyazperdede canlandırmaya çalışıyor. Bunu yaparken de eski dostları da ihmal etmeyerek, tıpkı Star Wars yeni üçleme gibi seyircinin konuya yabancılaşmaması için güzellikler yapıyor.

Uzun uzun kitabı anlatmak filmde tabii ki bazı sarkmalara neden olurken gereksiz aksiyona fazlaca girilerek seyircinin ilgisinin de düşmemesi sağlanmaya çalışılıyor. Ne olursa olsun, arkasındaki büyük fan topluluğu ve devasa reklam giderleri ile şimdiden gişede başarı garanti olsa da Hobbit sinemanın geleceği adına ne sunuyor? Şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gereken önemli soru bu.

Peter Jackson’ın ilk seride eleştirdiğimiz tek nokta önemli bazı karakterleri atlayıp gereksiz eklemeler yapmış olması idi. Yine de Yüzüklerin Efendisi üçlemesi sinemanın gücünü gösteren bir tepe noktası olarak tarihteki yerini aldı.

Hobbit edebi eser olarak Yüzüklerin efendisine göre çok daha çocuksu bir kitaptır. FRP’nin köklerini bulacağımız bu kitapta masaüstü FRP’cilerin aşina olduğu her konuyu bulmak mümkün. Filmi seyrederken de bir ara sanki oynadığım bir oyunu seyrediyormuşum gibi hissettim.

Hobbit’i ne kadar genç Bilbo Baggins (Martin Freeman)’in macerası olarak görsek de asıl ana karakterimiz ülkesi elinden alınmış cüce kral Thorin Meşekalkan (Richard Armitage). Yüzüklerin efendisindeki Aragorn-Frodo karakterlerine benzetebiliriz. 13 cücenin ellerinden alınan toprakları Altınların içinde yatan ejderha Smaug’dan kurtarmak için giriştikleri macerada Bilbo, Gandalf (Ian McKellen)’ın seçimi ile bir hırsız olarak ekibe yardımcı olacaktır. Oysa Bilbo ne bir hırsız, ne de bir macera severdir. O sadece evinde oturup huzur içinde tüttürmeyi seven bir buçukluktur. Ancak olayların gelişimi ona yeni bir dünyanın kapılarını açar. Gandalf’ın da dediği gibi karanlığın çöktüğü Orta Dünya’da değişimi güçlüler değil içimizden birilerinin yapması gerekmektedir.

Hobbit’in dev setlerinin yanında, Jackson’ın tüm teknolojileri kullanma merakı, filmi sadece 3D olarak değil saniyede 48 kare (normalin iki katı) çekimi ile gerçekten sinemada izlenmesi gereken devasa bir film olmasını sağlamış. Özellikle Imax’in gücünü görmek için bulunmaz nimet. Yönetmen koltuğunda başta ismi geçen Guillermo del Toro nasıl bir film çekerdi diye merak etmeden de edemiyorum. Çok daha karanlık bir seyirlik olacağı aşikâr. Yine de senaryoda Peter Jackson, Fran Walsh ve Philippa Boyens’un yanında yardımcı yazar olarak dokunuşlarını hissedebiliyoruz.

Eski üçlemeden adı hikâyede geçen geçmeyen tüm oyuncuları tekrar setlere döndürebilmiş olması kastın en büyük başarısı bana göre. Böylece filme yabancılaşma yaşanmıyor. Galadriel (Cate Blanchett)’i, Frodo (Elijah Wood)’yu, Lord Elrond (Hugo Weaving)’i, Büyük usta büyücü Saruman (Christopher Lee)’ı ve tabii ki en önemlisi Gollum’u (Andy Serkis) tekrar tüm ihtişamları ile görmek ne büyük mutluluk.

Ancak asıl sözü edilmesi gereken tabii ki filmi götüren ikili Bilbo ve Thorin karakterleri. Martin Freeman’ı gerek Otostopçunun Galaksi Rehberi’nden gerekse Sherlock dizisindeki Dr. Watson rolündeki başarısından zaten biliyoruz. Yine inandırıcılıkla oynadığı Bilbo karakteri ile hanesine bir artı katıyor. Thorin’i oynayan Richard Armitage ise Braveheart’tan beri eli kılıç tutmuş en ihtişamlı kahraman olmayı başarmış. Prens cücemiz Aragorn’un tahtını rahatlıkla sallayacak bir karizmaya sahip.

Genel olarak baktığımızda, Yüzüklerin Efendisi serisinde karizmatik kötü karakter yoksunluğunu bu filmde de görmek mümkün. Diğer filmlere saklanan ejderhayı zaten göremiyoruz (ki ejderhalar için saf kötü diyemeyiz, tabiatları öyle). Orc savaşçısı Azog ise ihtişamlı çizimine karşın anti kahraman olmadığı için çok da etkileyici olamıyor. Sahnede göründüğü andan itibaren ölse de kurtulsak diyoruz. Geriye kalan Gollum ise zaten acınası bir yaratık. Kendisine sevgimizden onu kötü olarak tanımlamamız mümkün değil.

Bütün bu devasa mükemmeliyetçiliğe Howard Shore’un Tolkien ustanın şiirlerine muhteşem besteler yaparak eşlik etmesi ise filme güzellik katıyor. Özellikle ekibin Hobbit ininde söylediği şarkılar, over the misty mountains cold yorumu filmin o masalsı yapısını tamamlıyor.

Toparlayacak olursam sinema seyirliği olarak The Hobbit: An Unexpected Journey size eğlence vaat ediyor. Zaten seriyi takip ediyorsanız mutlaka seyretmek isteyeceksiniz. Ancak konunun bu kadar uzatılmış olması özellikle seriye çok aşina olmayan bünyelerde rahatsızlığa yol açacaktır.

Çocukluğunda Hobbit’i, ergenliğinde Yüzüklerin Efendisi’ni okumuş, Silmarillion’u yalayıp yutmuş, J.R.R. Tolkien’e hasta olan, otuzu geçkin izleyici için ise adeta bir zevk abidesi ile karşı karşıyayız. Yine de benim isteğim üç film bittikten sonra bir özel set çıkarılıp kısaltılmış bir versiyonla gereksiz aksiyon hareketlerinden uzak daha oturaklı üç dört saatlik bir Hobbit izleyebilmek. Çok şey mi istiyorum? Belki de…

Öteki Sinema için yazan: Masis Üşenmez

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

Bir yorum var

  1. Mehmet Akif Özkalay

    Yüzüklerin Efendisi Online oyununu oynamış birisi olarak bana sanki çoğu manzara o oyundan alınmış gibi geldi. Hele o radacast’ın olduğu sahneler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: