The Lost World (1925)

Sessiz sinema döneminin en büyük ve en önemli şaheserlerinden biri The Lost World… 1925 yılında, daha çok Sherlock Holmes hikayeleriyle bildiğimiz ünlü yazar Arthur Conan Doyle’un romanından beyaz perdeye uyarlanmış; dile kolay Jurrasic Park’ın aynı adlı devam filminden 70 sene önce!

Dinazorlar hakkındaki ilk film olan The Lost World, şüphesiz, dönemin en ses getiren hadiselerinden biri olarak, 1929’daki sesli filmlerin çıkışına kadar, döneminin en çok sinemalarda oynatılan filmlerinden biri olmuş. 1925 yılına baktığımız zaman, o güne kadar dinazorlar hakkında yapılmış sadece birkaç kısa film var tarihte… Bknz: http://www.wsu.edu/~delahoyd/dinofilms.html

Çizgi film, claymation (hamur animasyonu) ve kukla yönetmleriyle yapılmış bu kısa filmlerin hiçbiri The Lost World’daki dinazorların ”gerçekliği” ile boy ölçüşemiyor tabi. The Lost World’un stop-motion dinazorlarının yaratıcısı Willis O’Brien, stop-motion’ın babası, büyük bir duayen sayılıyor. Tim Burton olsun, Ray Harryhausen olsun, hepsi Willis O’Brien’in öğrencileri aslında… Zaten 1925’den önce yapılmış dinazor kısa filmlerinin yarısında da O’Brien’ın imzası var. Ama muhtemelen çoğumuz esas olarak kendisini The Lost World’den 8 sene sonra çalıştığı dev klasik King Kong’dan tanıyoruz!

Ayrıca The Lost World, stop-motion animasyon tekniğini temel tarz olarak kullanan ilk uzun metraj olma özelliğine de sahip. Ve yine sinema tarihinde ilk defa bu filmde animasyon ile gerçek aktörler aynı karede kullanılmış. Aslında O’Brien ilk başta sadece ekranı ikiye ayırıp bir kısmında animasyon (dinazorları), diğer kısmında da aktörleri göstererek başlamış. Ancak çekimler esnasında kullandığı teknikleri geliştirmiş ve animasyon ile aktörleri aynı karede kullanabilecek duruma gelerek filmin kalanına bu şekilde devam etmiş.

O’Brien’ın dinazor maketlerinin ilham kaynağı ise Charles R. Knight’ın yüzyılın başında üzerine bir kariyer kurduğu ikonik dinazor çizimlerine dayanıyor. Bugün Jurassic Park’ta izlediğimiz dinazorlardan tutun da aklınıza hangi dinazor imajı gelirse, ve hatta çocukluğumuzdan beri kafamızda bir şekilde var olan ”dinazor şekli” mevhumunu aslında Charles R. Knight’ın çizimlerine ve yorumuna borçluyuz. – bknz: http://en.wikipedia.org/wiki/Charles_R._Knight

The Lost World’ün ilkleri saymakla bitmiyor. Filmin bir başka ilki de, ilk defa bir havayollarında uçak izleyicisine izletilen film olması. 1925 yılında Imperial havayolları Londra-Paris uçağında, 35mm olarak gösteriliyor The Lost World. (Aslında düşündüğünüzün zaman oldukça riskli bir iş çünkü film nitrat ve çok yanıcı bir madde, uçak ise 1. Dünya Savaşı bombardıman uçağı Handley-Page O 400’den çevrilmiş tahta ve kumaş bazlı bir gövdeye sahip)

Son olarak filmin dvd versyonlarıyla ilgili de ufak bir not düşmem lazım. Elstree Hill Entertainment’tan yayınlanan versyonundan uzak durun!!! Hatta bence bütün Elstree Hill’lerden uzak durun çünkü daha önce de başıma geldiği üzere Elstree Hill eski filmlere inanılmaz kötü DVD transferleri yaparak, pikselli ve gözlerinizi bozmaya yönelik, tatsız bir seyir tecrübesinden başka bir şey sunmuyor. Filmin DVD menüsü ise mide bulandırıcı derecede baştan savma; Çok adi fontlarla, sadece PLAY ve SCENE SELECTION var… Ayrıca eşit derecede önemli bir başka problem de filmin sahte soundtrack’i. Orda dinazorlar uçurumlardan yuvarlanıyor, müzikte ise tık yok. Hiç utanmamışlar mı bu saçma soundtrack’i bu filme reva görmeye anlamadım. Siz, ne yapın edin, ve filmin restore edilmiş versiyonunu izleyin. Okuduğuma göre aynı problemler Special Edition’da da varmış. Ondan da uzak durun derim. Filmi o şekilde izleyecekseniz hiç izlemeyin daha iyi. Bu adi versyonlarının piyasada dolaşması oldukça üzücü tabi.

Şimdi bu yazı üzerine dayanamadım, bir Jurassic Park attım DVD’den… Ooh, keyfime diyecek yok… Ancak bu arada Jurassic Park da biraz eskimiş dostlar… Tatlı bir nostalji… Valla garip oldum şöyle bir durup düşününce; neredeyse 20 yıllık bir eski klasik oldu Jurassic Park dediğiniz…

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

Bir yorum var

  1. bu tarz filmlere bayılırım o zamanki teknik imkansızlıklara rağmen bunlara hiç takılmadan keyifle izliyorum.bizleri bu güzelliklerle buluşturduğunuz için teşekkür ederim.sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: