The Motorcycle Diaries / Motosiklet Günlüğü (2004)

20. yüzyılın en önemli portrelerinden biri şüphesiz Che Guevara’dır ve dünya onu Latin Amerika halklarının kaderini değiştiren devrimlerle tanır. Oysa bu Marksist devrimcinin, zihnine devrim tohumlarını yerleştiren, onun karakterini şekillendiren bir Latin Amerika seyahati vardır ki tıp öğrencisi Ernesto’yu Che Guevara yapan hemen her fikrin altında bu gezi sırasında yaşadıkları yatar. Ünlü Küba devrimcisinin üniversite yıllarında yaptığı seyahat sırasında tuttuğu notlardan yola çıkarak sinemaya uyarlanan The Motorcycle Diaries / Motosiklet Günlüğü, onun söz konusu dönemine ışık tutuyor ve siyasal açıdan olgunlaşma sürecine tanıklık etmemizi sağlıyor.

Öteki Sinema için Yazan: Başak Bıçak

“Bu etkileyici eylemlerin hikayesi değil, bir yol boyunca dolaşan iki insanın hayatlarından bir kesit. Amaçları özdeş, hayalleri ortak.” Günlüğüne bu sözleri yazan Ernesto, Arjantinli bir tıp öğrencisi olduğu sırada biyokimyacı arkadaşı Alberto’yla birlikte onun 30. yaşını kutlamak üzere bir seyahat planı yapıyor ve Latin Amerika kıtasını baştan sona gezerek sadece kitaplardan bildiği bu ülkeleri tanımak istiyor. 1952 yılında, dört ayda bitirmeyi planladıkları seyahate La Poderosa II adını verdikleri 1939 model Norton marka motosikletle çıkarak San Pablo’daki cüzzam kolonisine gönüllü olarak katılmayı hedefliyorlar. Ancak yolculuk sırasında motosikletin onları sık sık yolda bırakması ve nihayetinde bozulması üzerine gezileri yedi aya uzuyor ve seyahatin genelini yatacak yer, yiyecek yemek arayarak geçiriyorlar. Bu durum gençlik macerası olarak yola çıkan iki kafadarı oldukça sıkıntıya düşürüyor fakat aynı zamanda yerli halkla kaynaşmalarını sağlayarak özellikle Ernesto’nun fikirleri üzerinde çok ciddi değişimlere sebep oluyor.

Yolda tanıştıkları insanların durumu, kitlelerin yoksulluğu, şahit oldukları adaletsizlikler bu genç doktoru çok etkiliyor ve Marksizmle ilgilenmesinin önünü açıyor. Karşılaştıkları her kişiyle birlikte insanlara daha fazla yakınlaştığını hisseden Ernesto, gezinin sonuna geldikçe “gerçek”le birlikte onların da değiştiğini söylüyor. Lima’ya vardıklarında daha önceden iletişim kurdukları bir doktorla tanışan ve ondan aldıkları kitaplar sayesinde Latin Amerika halklarının tek bir ırk olduğu ve sosyal eşitsizliğin ancak devrimle ortadan kaldırılabileceğine ilişkin görüşlerini de oluşturuyor. Çatışma olmadan devrimin olamayacağını savunan Che Guevara’nın radikal fikirleri ve devrimci yapısı bu dönemde şekillenmeye başlıyor. Keza San Pablo’da cüzzam kolonisinde gördükleri, hastalarla kurduğu bağ da düşüncelerini oldukça etkiliyor ve birleşik Amerika hayallerini burada kurmaya başlıyor. Filmin belki de en etkileyici sahnesi ise, astımlı olduğu halde doğum gününü hastalarıyla kutlamak için Amazon nehrini yüzerek geçen Ernesto’nun ileride bir şeyleri başarabilmek adına ne kadar inatçı olacağının da bir kanıtı aslında.

Seyahat boyunca kendisine arkadaşlık eden ve enerji dolu tavırlarıyla yolculuklarının eğlencesi haline gelen Alberto ve Ernesto’nun bu turu nihayetinde Venezuela’da sonlanıyor ve her ikisinin de yazdıkları günlüklerden yola çıkılarak oluşturulan senaryo ile Motosiklet Günlüğü biyografik bir film olarak sinemaya aktarılıyor. Hikayesine uygun bir biçimde Latin Amerika ortak yapımı filmin başrollerinde, harika performanslarıyla Meksikalı Gael Garcia Bernal ve Arjantinli Rodrigo de la Serna’yı, yönetmen koltuğunda ise Brezilyalı Walter Salles’ı görüyoruz. İlk kez Sundance film festivalinde sinemaseverlerle buluşan yapım, ele aldığı konunun hakkını vererek gerek oyunculuklar gerekse sinemasal açıdan oldukça önemli bir film.

Bu tarihten sonra, yaptıkları yolculuktan bambaşka biri olarak dönen Ernesto, Arjantin’e dönerek hızla tıp eğitimini bitirdi ve Guetamala’ya giderek buradaki sosyal devrime katıldı. İlerleyen yıllarda Latin Amerika’da yaşanan bir çok devrimin önderlerinden biri olan Che Guevara’nın, Bolivya ordusunun elindeyken yaşanan yargısız infazıyla sonlanan hayatının belki de en önemli kesitlerinden birini sunuyor bize Motosiklet Günlüğü. Politik görüşler ve sloganların neredeyse hiç bulunmadığı film bu açıdan oldukça samimi bir yapım.

İki arkadaşın yolculukları sırasında yaşadıkları ve karşılaştıkları olayları/insanları onların gözünden anlatırken Latin Amerika’da yaşanan sosyal eşitsizlikleri de gözler önüne seren film aynı zamanda devrimci bir kişiliğin olgunlaşma sürecine de tanık olmamızı sağlıyor. Halkların yaşadığı sorunlara şahit olan ve bunları çözmek için kendi fikirlerini oluştururarak dünyayı da değiştirmeye karar veren bir adamın hikayesini izlerken, seyirci olarak etkilenmemek pek mümkün değil. Bitirirken; Che’yi anlayabilmenin yolunun onun gençliğinden dolayısıyla Motosiklet Günlüğü’nden geçtiğini söylüyor ve bu filmi şiddetle izlemenizi tavsiye ediyorum. Aklımda Latin Amerika, dilimde Hasta Siempre melodisiyle…

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir