The Muppets (2011)

Susam Sokağı’nın çok başarılı olmasından sonra yapımcı Jim Henson’ın bir kukla show yaratmak istemesi sonucunda ortaya çıkan ‘The Muppets Show’ 1976 – 81 yılları arasında 120 bölüm çekildi ve bir dönemin eğlencesi haline geldi. Kuklaların macerası TV ile sınırlı kalmayıp beyazperdeye de bulaştı ve tam 7 filmlik bir seriye dönüştü. İzlediğimiz, Muppets kuklaların sinemada yedinci macerası. Bizde gösterilmeyen altı filmde daha rol alarak nihayet yedinci filmle bizde de vizyona girmeyi, dolayısıyla dikkat çekmeyi başardılar. Meraklısına not: Şov bizde ilk ekran macerasını, 1979’da TRT’nin ünlü Pazar eğlencesi içinde, ‘Üşütükler’, ‘Curcuna 79’ gibi değişik ve tuhaf adlarla, sunumlarla kesilerek ve desteklenerek bir dizi şeklinde  yaşamıştı.

Öykü Gary ve Walter’ın farklı olduğunu anlatarak başlıyor. Tıpkı çocukluğumuzda yaptığımız gibi kapılarda boy ölçme durumuyla başlayan ayrışma Gary’nin uzaması, Walter’ın ise aynı kalmasıyla bir tuhaflık olduğunu Walter’a anlatma derdinde. Televizyonda Kermit’i gören Walter bir kukla olduğunu anlayarak kuklalar dünyasına giriş yapmak istiyor ama ortada öyle bir dünya yok, herkes çoktan dağılmış durumda. Walter’ın da araya girmesiyle filmin bir ‘toplanıyoruz’ durumuna geçmesi, Gary ve sevgilisi Mary arasındaki ‘manevi kardeş’ten dolayı oluşan gerginlik filmin katmanları arasına çok iyi bir biçimde yerleşiyor. Ama asıl mesele programın yapıldığı eski stüdyoyu yıkılmaktan kurtarmak ve eski değerlere hiç saygısı olmayan açgözlü alıcıya haddini bildirmek!

Walter’ın kukla duygusallığını fazlaca kuşanan abisi Gary’i Bir Muppets hayranı olan Jason Segell’in oynaması tesadüf değil elbette. Amy Adams’ın canlandırdığı sevgili biraz fazla kukla dünyasından uzak ve duyarsız olsa da filmin içindeki absürd durumlara fazlaca yakışıyor. Örneğin habire beklenti içerisinde olduğu şarkılar söylüyor, hatta bu danslara Gary ile birlikte sokaktaki insanlar da katılıyor ama sonrasında figürasyon neyse ki bitti tarzında ‘zoraki dans sahnelerine’ gönderme yapıyorlar. Sonra gittikleri yerleri harita üzerinde arşınlıyorlar, hatta Cannes sahillerine denizden çıkan bir arabayla ulaşıyorlar ki gerçekten de yaratıcılık konusunda sevimli hamleler bunlar. Tabii bu arada Cannes sahiline çıkmaları artık bir modacı olan Miss Piggy’e ulaşmak için… Bütün bunlar çocukluğumuzda kalmış, bizim merakla ve heyecanla beklesek de, yeni neslin göstereceği ‘soğuk’ tavırları kırmak için yapılan popülist atılımlar aslında. Ama tüm bu dikkat çekme hamleler bizim hoşumuza gidiyorsa, onların da bizlerin çocukluk kahramanlarından bir kısmıyla tanışmak hoşlarına gitmeli diye umut ediyor insan.

Eski grubu toplamak için bayağı zaman harcayan film, sonlara doğru duygusal olarak daha yoğun bir bombardıman yapıyor. Ekip toplandıysa artık tek bir amaç olmalıdır, o da şovu devam ettirmek! Günümüzün şiddetli eğlence anlayışının çok aşağısında kaldığı için önce rağbet görmeyen topluluk, sonrasında bu gereksiz şovlardan birinin yerini kapıyor ve eski stüdyolarını kazanmak var güçleriyle çabalıyor. Araya Walter’ın genç ve deneyimsiz olma güvensizlikleri giriyor, Mary kuklalar dünyasını bir süreliğine terk ediyor, Gary aşkıyla kukla dünyasının yeniden var olma çabaları arasında kalıyor ama finalde film herkese mutlu olma şansı tanıyor!

James Bobin ilk yönetmenlik denemesinde aslında iyi bir işe imza atıyor, ama filmi kotarmak için birçok ayrıntıyı da gözden çıkarmış gibi. Müzikler bizi zaman zaman bir Susam Sokağı algısına soksa da Mahna Mahna, Rainbow Connection ve It’s Time To Play The Music gibi klasiklerle çocukluğumuza dönmek mümkün oluyor.

Tam da filmdeki Walter gibi bir türlü büyümediğimiz, hatta büyümek için çok erken zamanlardayız. Ben çocukluğumuzdan bugünlere ulaşan ve tekrar kendisini var etmek için çaba harcayan ve en önemlisi de duygusal bağını seyirciye atan bu filmden kendi adıma keyif aldım. Birçok kişinin de o duygusallığı kuşandığına eminim!

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

2 Yorumlar

  1. Eski bir Muhpet show hayranı olarak filmden hiç tat almadım. Ne espirileri (ki hiç espirili sahne yoktu bence), ne de oyuncuların performansları iyiydi. Sıradan, muhpet show a giriş filmi gibi. Daha çok 13-14 yaş çocuk populiritesi kazanmak için yapılmış bu film, bence gişe kaygısı yüzünden düşük bütçe ile çekilmiş filmlere benziyor. Ben beğenmedim.

  2. Ben, cafcaflı olmayan bu filmdeki “masumiyete” bayıldım. Film o kadar güzel bir mesajı şamar gibi vuruyor ki günümüz insanlarının yüzüne,küçücük bir sahne:TV istasyonlarını ikna etmek için dolaşıp,en son geldikleri TV istasyonundaki “neden reddedildikleri” sahne.Günümüz çocuk programlarına ve bu programların çocuklarımıza nasıl “hatalı karakter” yüklediğine harika bir gönderme! Filme yüksek bir beklentiyle gitmedim,bir iki sahne haricinde kahkahayla da gülmedim.Ancak verdiği mesajı çok beğendim.Filmdeki en anlamlı şarkı “men or muppeth” şarkısı da “en iyi müzik” oscarını aldığına göre,bu filme başarısız demek ayıp olur.Vizyondaki pek çok abuk ve küfürlü filmi izlemektense bu filmi tercih ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: