The Other Side of the Door (2016)

the other side of the doorBazen tonton bir nine yakalarsınız, çay ve kek eşliğinde sohbet etmeye başlarsınız, yaşlılarımız belki de yalnızlıktan, muhabbeti pek sever, “beş çocuk doğurdum, ikisi öldü, biri kızamıktan…” diye sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi anlatır. Şaşırırsınız, o sevimli kalbin bunca acıyı nasıl taşıdığını anlamazsınız.

Modern hayat bize pek çok kolaylık getirdi ancak ben hayatla eskisi kadar kolay başa çıkabildiğimizi düşünmüyorum. Kapının Diğer Tarafı filmini izlediğimde bu fikrim pekişti. Artık kolay kolay hastalanmıyor, hastalansak bile ölmüyoruz ancak kaybetmek zorlaştıkça kaybedilenin acısına katlanmak da güç bir hal alıyor.

Kapının Diğer Tarafı (The Other Side of the Door) geçtiğimiz Cuma, bir korku filmi için fazla sayılabilecek şekilde, tam 144 kopya ile gösterime girdi. Filmi izleyen ya da hakkında bir şeyler okuyanlar filmin 1989 yapımı kült korku, Hayvan Mezarlığı (Pet Sematary) ile yakınlığını hemen fark edeceklerdir. O filmde de oğlunu kaybeden bir babanın onu yeniden yaşama döndürebilmek için bir Kızılderili mezarlığına gömmesi ve sonrasında yaşanan dehşetengiz olaylar konu ediliyordu.

Kapının Diğer Tarafı bu gayet anlaşılabilir “çocuğum yaşamalı, ölmüş olsa bile…” fikrini alıp yeniden film yapmakta bir sakınca görmemiş. Ölümü kabullenmeme Endonezya yerlilerinin standart ritüeline dönüşmüş, kaybettikleri yakınlarını mumyalatıyor ve her yıl mezardan çıkarıp onlarla sohbet ediyor, fotoğraf çektiriyorlar! İnanmayan National Geographic (TR) dergisinin son sayısına bakabilir. Şu çok açık: sevdiklerimizden ayrılmak istemiyoruz!

DF-15079.jpg

Neyse, filme dönersek; açıkçası Kapının Diğer Tarafı’nın, Hayvan Mezarlığı ile ilgili benzeşmeyi de çok umursadığını düşünmüyorum. Oradaki baba burada bir anne ki annelerin evlatlarına düşkünlüğü katlarca fazladır, Kızılderili mezarlığı da eski bir tapınak olmuş. Film iyi başlıyor ancak bir dehşet gösterisine dönüşmek adına fazla aceleci davranıyor. Kadının hamile kalması, doğurması, çocuğu büyütmesi, kaybetmesi ve onu yeniden “yaşatmak” için bu çılgınlığa girişmesi ilk yarım saatin hikayesi olunca seyircinin özdeşleşme yaşaması güçleşiyor. Özellikle şu ayinle ilgili kısım tamamen bahaneden çekilmiş, tapınağı geniş açıda ilk gördüğümde etkilendim ama hevesim kursakta kaldı. Yönetmen burada, sırf filmde “böö” yapılacak alan kalsın diye gaza öylesine basmış ki.

Kapının Diğer Tarafı, dramatik bir sonuçtan yola çıkarak alıştığımız batı tarzı korkulardan daha farklı bir iş olmayı deniyor ancak Yetimhane ya da Şeytanın Bel Kemiği (El Espinazo del Diablo) gibi dramatik yani ağır basan, korkuttuğu kadar da iç burkan bir film çekebilmek zor bir iş. Sonuçta elimizde bir Guillermo del Toroyok! Evet, filmin yönetmeni Johannes Roberts, düşük bütçeli fakat oyalayıcı bir gerilim olan Storage 24 ile takdirimi kazanmıştı ancak doğaüstü fenomen (supernatural) alt türü o kadar yağmalandı ki buradan yeni ve ilginç bir şey çıkarmak zor. Yapılacak en doğru şey, klişeyi düzgün uygulamak olacaktır, orada da hakkını yemeyelim fena iş çıkarmamış ancak senaryoda “bir sonraki sahnenin kolayca tahmin edilebilmesi” gibi büyük bir sıkıntı var, bu da “ben bu filmi daha önce kaç kez izlemiştim” hissiyatının oluşmasındaki en büyük etken.

233664.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx
Film kendini izletebilmek için daha çok TV dizilerinden tanıdığımız Sarah Wayne Callies’in oyunculuğuna güveniyor. Bana kalırsa hiç fena değil, acısına da korkusuna da ortak etmeyi başarıyor, senaryonun açıklarını performansıyla kapatıyor ve bu rolü de nedense Nicolas Cage’li korku filmi Hayaletin İntikamı (Pay the Ghost) sayesinde kaptığını düşündüm ancak bir “çığlık kraliçesi” olmak için geç kaldı.

Kapının Diğer Tarafı’na bilet alırsanız, sıkılmaz, finale kadar irkilerek ve üzülerek izlersiniz ancak ortada “yılın korku filmi” denilecek bir durum yok. Eğer kan revan içindeki Eli Roth tarzı işkence pornolarından sıkıldıysanız kapının diğer tarafına geçmek size iyi gelecektir. İngiliz sinemasından bu kadar minimalist bir iş çıkmasına şaşırmadım. Birkaç yıl önce izlediğimiz The Awakening de bu tempoda akıyordu. Korku filmi hayranları filmin referans verdiği klasikleri tespitlemekten ayrıca keyif alabilirler. İyi seyirler…

İlk yayın: http://www.beyazperde.com/filmler/film-241343/elestiriler-beyazperde/

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir