The Pact / Ruh (2012)

The-Pact posterİyi korku filmlerini üst üste seyretmek kadar büyük keyif yok. Geçen hafta kendime yarattığım boşlukta yakın zamanların üç korku filmini birer gün arayla seyrettim ve türe tekrar inancım arttı. Orphan ve Sinister ile geçen ilk iki dehşet dolu akşamımı 2012 yapımı düşük bütçeli bir çalışma olan The Pact izledi, iyi de oldu. Her ne kadar bir tamamlanmamışlık duygusunu içinde barındırsa da Nicholas McCarthy’nin bu ilk uzun metrajı aldığı övgüleri hak ediyor. Kesinlikle pişman olmadım, vaktiniz boşa geçmeyecektir.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Nicole ve Annie, baskıcı annelerinin sorumlusu olduğu çocukluk travmalarını içlerinden atamamış iki kız kardeştir. Annelerinin ölümünün ardından Nicole cenaze işlemleri tamamlamak için çocukluk evlerine geri döner, Annie ise her ne olursa olsun geçmişiyle yüzleşmek istememektedir. Ne var ki Nicole’un aniden ortadan kayboluşu Annie’ye büyük sorumluluklar yükler. Hem annesinin cenaze işleriyle uğraşmalı hem de Nicole’un küçük kızıyla ilgilenmelidir. Eski aile evinde bir miktar vakit geçiren Annie, kardeşinin kayboluşunun ardında sandığından daha büyük bir sır olduğunu keşfeder. Evin dar koridorlarında huzursuz bir ruh gezinmektedir ve çözülmemiş bir hesabı vardır. Daha da önemlisi evin içindeki tek tehlike kapana kısılmış hayalet değildir.

Tekrardan söyleyeyim, ben The Pact’i beğendim. Gene de ilk olarak olumsuzluklardan olaya girmek istiyorum. Bir kapalı alan korkusu sayabileceğimiz The Pact, yönetmenin 2011 yapımı aynı adlı kısa filminin uzatılmış versiyonu. Açıkçası film pek çok noktada bir kısa film hikayesinin köşelerinden tutulup çekile çekile esnetildiği hissini de veriyor. Aynı şekilde bir kısa film olsa grotesk korku denemesi sayacağımız senaryonun uzun metraj izdüşümü o kadar da etkileyici bir his yaratmıyor seyredende. Devasa bir mantık hatası The Pact’i esir etmiş durumda, filmden zevk almak tamamen bu hatayı gözardı edip etmediğinize bağlı.

The-Pact 01

Sevmediğim yanları bu kadar… Az, öz, olabildiğince net. Şimdi The Pact’in senaryosundaki garip mantığı kabul edelim ve filmden zevk almaya bakalım. McCarthy’nin bu karanlık hikayesi özellikle ufacık apartman dairesini çok başarılı bir şekilde kullanıyor. Toplamda iki oda bir salon ufacık bir mekandayız, House on the Haunted Hill misali labirent malikanelerde koşturmuyoruz. Bu kadarcık alana hem ruh çağırma hem de av-avcı gerilimi sıkıştırmak ve yaratılan gerilimi doksan dakika koruyabilmek hiç kolay iş değil. Muhteşem değilse bile takdir edilesi bir başarı söz konusu.

Atmosferik başarısının yanında The Pact iyi bir oyuncu kadrosuna da sahip. Annie rolündeki genç oyuncu Caity Lotz inandırıcı bir performans sergiliyor. Filmin gizemli kötüsü Judas’ı canlandıran Mark Steger ise gerçekten loş ışıkta karşılaşmak istemeyeceğiniz bir tip (Kendisinin 2007 yapımı I am Legend’ta da vampir olarak yer aldığını öğrendiğimde hiç şaşırmadım). The Pact’in en ilginç sürprizi ise filmin acar dedektifi Bill Creek’i Casper Van Dien’in canlandırması. Hani Starship Troopers’ın John Rico’su, iftihar kaynağımız Van Dien. B filmi hastaları için hoş bir sürpriz olmuş bu, zaten bu tarz filmler küçük sürprizleri ile daha da güzelleşiyorlar.

İnternet’te filmi beğenenlerin final kısmıyla ilgili yaptığı bir miktar spekülasyon da mevcut ama ben detaylı analize girmeyi çok gerekli görmüyorum. The Pact ne üzerinde delicesine durulacak ne de yüzüne bakılmayacak bir film, ortanın iyisi, keyifli zaman sunan hoş bir korku. Ancak tür sineması seviyorsanız ve ucuza benzer filmler çekmek istiyorsanız The Pact size birkaç tüyo verebilir, bunu da unutmayın. Düşük bütçe dünyasında The Pact’i rahatlıkla el kamerası korkularının yüzde doksanına tercih ederim. Siz de edin.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir