The People vs George Lucas (2010)

LUCAS BİZE DERT OLDU!!!

Nasıl olmasın? Bir adam çıkıyor ve hibrid bir uzay operası ile, birkaç kuşağı kendi yapıtına hayran bırakıyor! Bununla kalmıyor, kurguladığı mitolojinin yan ürünleri ile korkunç bir ticari başarı elde ediyor…Bununla kalmıyor, maddi getiriyi gördüğü sürece “genişletilmiş evren” dalgası ile, yeni jenerasyonları da, yarattığı mitolojinin ağına düşürüyor…Bununla da kalmıyor, eserinin peşinden koşan milyonlarca fanatik orta yaşlarını geçirmeye başladığı anda geriye dönüp baktığında, hayatlarının en verimli dönemlerinde, en lezzetli muhabbetlerinin mezesinin, gelirlerinin büyük bir kısmının –ve hatta takıntılarının- George Lucas’a heba edildiğini görüyor! Peki o halde sorarım yeniden, Lucas bu insanlara nasıl dert olmasın!!!

Hayranlarının Lucas’ı eleştirdiği, yukarıda sıraladığım bir ton sebepten daha elim ve daha vahim iki özel durum var. Bunlardan biri kuşkusuz Lucas’ın, Yıldız Savaşları söz konusu olduğunda elinin ayağının bir türlü durmaması! Diğer mevzu ise, serinin orijinal kopyasına ulaşmanın imkansıza eş değer olması.

Yukarıdaki iki maddeyi de kabaca açmak gerekiyor. Filmlerin revizasyonunda ciddi bir problem görmüyorum. Nitekim söz konusu bilimkurgu olduğunda, teknik trendlerin hızla değişip geliştiğini göz önünde bulundurursak, yönetmenlerin ve yapımcıların filmleri yeniden ısıtıp, yeni jenerasyona takdim ederek, onları da kazanma girişimi –işin ticari yanını da göz önünde bulundurduğumuzda- oldukça mantıklı ve hatta gerekli gibi gözüküyor. Tabi filmi fazlasıyla sahiplenmiş fanlar için 1997 yılında yapılmış olan modifiyelerin büyük bir kısmını kabullenebilmek pek de kolay değil! Pek çok Funboy, Lucas’ın kendilerinden izin alması gerektiğinin de hararetli hararetli altını çiziyor. Fakat haklı oldukları nokta, Lucas’ın teknik müdahalelerden ziyade, filmin anatomisini de değiştirecek revizasyonlara girişmesi. Örneğin Han Solo ile Greedo’nun Mos Eisley’deki düellolarındaki “önce kim ateş etti” ikilemi fanatikler tarafından takıntı haline getirilmiş.

Filmin üzerine bu derece titrenip, bu ölçüde sahiplenilmesini de garipsememek gerekiyor. Her karakteri popüler kültür ikonu haline gelmiş bir serinin, fanatiklerinin “tutuculuğu” garipsenemez. Kaldi ki Lucas, Empire Strikes Back sonrasında, filmlerin orijinallerinin önemi üzerine uzun uzun nutuklar çektiği konferanslara katılmış, orijinal kopyaların muhafazası konusunda –sözde- en ateşli savunmaya girişmiş isimlerden biriydi. Fakat 1997 yılında yapılan dijital müdahaleler ile birlikte, yeni üçlemenin de ortamı hazırlamış oldu! Artık para babası George Lucas’ın fanboy’ların gözünde farklı bir yeri vardı.

Peki bir sanat eseri yaratıcısı tarafından revize edilebilir mi? Sanatçının, eseri üzerinde böyle ölçüsüzce oynayabilme gibi bir özgürlüğü var mı? Yani Van Gogh, bir mucize olsaydı da günümüze teşrif buyursaydı, eserlerini bu günün trendlerine göre yeniler miydi? Modern sanat adına Pipo İçen Köylü’nın ağzındaki pipoyu, photoshop ile puroya çevirir miydi? Veya üzerine küçük ebatta bir kutu kırmızı boya sıçratır mıydı? Takipçisinde belli bir karşılığı ve maneviyatı olan eserler, yaratıcı tarafından böyle başına buyruk bir biçimde değiştirilebilir mi? Bu sorulara göreceli cevaplar verilebileceği malum, ama hayatlarının azımsanamayacak bir kısmını Yıldız Savaşları’na harcamış fanatiklerin, bu durum karşısında sessiz kalmalarının beklemek de saflığın daniskası olur!

Elbette, orijinal kopyalara ulaşmanın zorluğu da fanatiklerin kıyas konusunda, hafızalarını zorlamıyor değil. Dijital müdahalelerin sırıtkanlığı bariz ortada ama hikaye iskeletinde yapılan değişiklikleri de izleyicinin hoş görmesini beklememek lazım!

Gelelim yeni üçlemeye… Hayranların pek çoğunun Bölüm 1 üzerinde şuh küfürler savurduğunu biliyoruz. Özellikle Jar Jar Binks faktörü konusunda pek çok Yıldız Savaşları fanatiğinin rahatsızlığını (hafif bir tabir kalır tabi) durmaksızın yinelemesi de garipsenecek bir durum değil! Büyük bir rahatlıkla, “bir bilimkurgu filmine neler gerekmez” listesinin tepelerinde yer alabilecek sinir bozuculuğa sahip olduğunu söyleyebiliriz. Yine de erken dönem bir CGI denemesi olduğu için belki de hoş görülmesi gerekir. Nitekim fanların linç girişimi, Lucas’ın da aklını başına devşirmesine sebep olmuş ve serinin diğer iki filminde Binks’i geri plana çekmek zorunda kalmıştır. Tabi bu kabildeki örnekleri çeşitlendirmek için Return Of The Jedi’daki Ewok örneğine de dönüp kısaca göz atabilirsiniz! Üstelik Lucas’ın eli ayağı boş durmamış, Yeni üçleme sonrasındaki Box Setlere de birbirinden gereksiz ekleme-çıkartmalar yaparak, serisinin anatomisini darmaduman etmiştir!

Tabi fanatikler, THX gibi bir filme imza attıktan sonra –ki sonrasında imza attığı American Graffiti’nin de hatırını çöpe atmayalım!-, Yıldız Savaşları serisine el atan, Indiana Jones sonrasında da bütün kartlarını sadece Yıldız Savaşları’na oynamayı seçen Lucas’ın bu parazit tavrı devam ettikçe, serinin hayranları kendisine karşı daha sert bir tutum takındılar. Çünkü hem fikir oldukları, kiralanan her sinema materyalinden azımsanamayacak bir pay alan Lucas’ın, elinde taptaze yapımlar sunacak imkanın her daim bulunmasıydı. Ama o bu süreci, Yıldız Savaşları’nı bir tükettim materyali haline getirerek geçirmeyi tercih etti. Industrial Light & Magic’i kurduktan sonra ise, işin bilgisayar oyunları ve animasyon kulvarını tamamen ele aldı. Gel gelelim bu özel efekt stüdyosu, yakın tarihte Gore Verbinski’nin ilk animasyon çeşitlemesi olan Rango’yu da vücuda getirerek, sadece Star Wars hesabına çalışan kimliğinden biraz sıyrıldı. Neticede, Lucas, hayalini paraya çevirme konusunda, en az vücuda getirdiği mitolojiyi işleme konusunda olduğu kadar tartışmasız bir başarıya sahipti!

Alexandre O. Philippe’ın, yazının tamamına yaydığım münferit sebeplerden –ve kuşkusuz çok daha fazlasından- yola çıkarak, ilk etapta Lucas’ın hakkını teslim ettiği; sonrasında ise yerden yere vurduğu keyifli belgesel The People vs George Lucas, geçtiğimiz yıl 30. İstanbul Film Festivali’nde ntv belgesel kuşağında gösterim şansı bulmuştu. O günden beri DVD baskısı dört gözle bekleniyordu. Nihayet geçtiğimiz günlerde (Acı bir tesadüf eseri Star Wars’ın Blu Ray baskılarının da piyasaya sürüldüğü döneme tekabül edecek şekilde) bekleyenler ile randevusunu gerçekleştirmiş oldu. Bir yandan fantastik ve bilimkurgu edebiyatına damgasını vurmuş, yazarlar, çizerler, yapımcılar; diğer taraftan, sinemanın ünlü fanboyları ve en önemlisi de ileri düzey Yıldız Savaşları fanatiklerinin farklı noktalardan Lucas’ı eleştirdiği demeçlere yer verirken; bu zamana kadar türlü yapımlarda izleyici karşısına çıkmış Yıldız Savaşları ve George Lucas parodilerini de bir araya getiren eğlenceli bir belgesel olduğunu söyleyebilirim. Hatta…Bu bahsi biraz daha ileri götürüp bu zamana kadar Yıldız Savaşları adına yapılmış en keyifli işlerden biri diyerek noktayı koyabilirim!

Ortalama bir Yıldız savaşları sever olarak Philippe ile hemen hemen aynı hissiyatını paylaştığımı da söylemem mümkün. Şükür ki, bu belgesel projesi hayat bulurken, Star Wars : Complete Saga ,henüz Blu Ray piyasasına adımını atmamıştı. Çünkü Lucas’ın sadece Blu Ray baskısına yapmış olduğu gereksiz müdahaleler bile başlı başına belgesel konusu olabilir.

Örnekler de oldukça fazla. Tamam Episode I’deki tasarımı zaten sinir bozucu olan Yoda’nın, dijitale transfer olması beklenen bir hamle, fakat Ewok’lara göz kırptırmak da neyin nesi!!! Diğer taraftan, fanatiklerin bir başka takıntısı olan Revenge Of The Sith’de, Vader’ın Padme Amidala’nın ölümünü öğrendiği anda ağzından çıkan “Noooo” nidasını fazla naif bulunmuştu. Peki Luke’u, Sidius’un elinden kurtarırken benzer bir nidanın replik maiyetinde filme eklenmesine ne demeli?

Malzeme kendisinin diye Lucas’ı savunanların sayısı da azımsanacak gibi değil. Fakat diğer taraftan Yıldız Savaşları’nın borçlu olduğu pek çok şey var ki bunlar, Lucas’ı can siparane biçimde savunan genç jenerasyon tarafından pek de bilinmez. Hiç kuşkusuz Kurosawa ve onun Hidden Fortress’ı bu etkilenim noktalarından birini oluşturmaktadır (bu paragrafı nasıl bu noktaya getirdim inanın hiçbir fikrim yok). Elbette Hollywood pek çok farklı kulvarda pek çok farklı şekilde etkilenmiştir Kurosawa’dan, ama Hidden Fortress ile Star Wars arasındaki iskelet benzerliği; bir başka Kurosawa filmi olan Seven Samurai ile The Magnificent Seven arasındaki benzerliğe neredeyse eş değerdir. Diğer taraftan Tolkien’den de makul derecede etkilenen Lucas, bu gün Yüzüklerin Efendisi’nin sinema filminin görsel tonlarını da mümkün mertebe kendi serisine taşımıştır (bakınız Hüküm Dağı ve Mustafar benzeşmesi)

Yazının başında da değindiğim gibi, Lucas’ın hibrid bir uzay operası yaratarak, her karakterini ikonlaştıracak derecede işlemiş olması, erken dönemdeki başarısı konusunda su götürmez bir kanıt olarak nitelendirilebilir. Fakat Tv sektörünü, DVD – Blu Ray piyasasını, koleksiyon ürünlerini ve hatta ardı arkası kesilmez çizgi roman ve edebiyat bombardımanından güç alan ucu asla gelmeyecek gibi görünen Genişletilmiş Evren dalgasını artık hoş görebilmek pek de mümkün değil! Evet Lucas bir marka yarattı ve birkaç jenerasyonun azımsanamayacak miktarda parasını ve zamanını ele geçirdi! Gözümüz yok! Peki ya sonrası?

Bir diğer Lucas tutumu da bildiğiniz üzere kendisinin laneti! Harrison Ford’u işin dışında tuttuğumuzda, Lucas ile iş birliği yapmış olan pek çok mağdur vardır ki, bunların en önemlisi Carry Fisher ve Mark Hamill ikilisidir. Neyse ki, günümüzde Star Wars ruhunu sadık genç yapımcı-yönetmenler kendilerine saygı duruşunu eksik etmedikleri için, yeni jenerasyon tarafından kucaklanmışlardır. Tabii edebiyat kulvarında da, bu lanetin en açk kanıtı hiç kuşkusuz Salvatore’dur…

Sözün özü, 34 seneye yayılmış ve bu süreç içerisinde ortalama dört farklı jenerasyonu aynı sebeplerle etkilemiş bir efsane var karşımızda! Kapital düzenin yemini suyunu önünden eksik etmeyen, oldukça “şişman ve gıdılı” bir efsane! Hatta saçmalığın bahsini uzatıp, takipçileini de şişmanlatan, gıdısına gıdı ekleyen kodamanlaşan bir efsane olduğunu ileri sürebiliriz. İşin aslı Yıldız savaşları’na ya da Lucas’a karşı sinirimiz ya da nefretimiz ne olursa olsun, karşı koyulması her zaman aynı ölçüde zor bir efsane aynı zamanda! Bu yüzden Philippe bu belgeseli çekti, bu yüzden milyarlarca dolarlık bir piyasası oldu ve bu yüzden bütün kızgınlığımıza rağmen bu efsanenin peşinden koşturmayı sürdürüyoruz! E yazık bize!!!

YAZARIN TAVSİYESİ: Joe Nussbaum’ın çektiği George Lucas In Love adlı kısa filmi, mümkünse bu belgeselin hemen öncesinde izlemenizi tavsiye ederim… Lucas’ın etkilenimlerini keyifli bir biçimde ti’ye alan lezzetli bir fanboy yapımı… İyi seyirler…

2 Yorumlar

  1. Eline sağlık Fatih.

    George Lucas galiba Amerikan rüyasının kapitalizm tarafı. Hayal edebildiklerimizi paraya çevirme ve sınrısızca modifiye edebilme konusunda bir kanser aslında. Evet hepimiz seviyoruz Star Wars’u ama tatminsizlik ve her zaman bükebilme adına yaşanılanlar bence hiçte güzel değil.

    Bu işin fanboy veya muhafazakarlıkla da alakası yok. belki amerikada işler başkadır ama ortada olan ve sevilen bir hikayeyi üzerinde değişiklik olduğu için eleştirmenk pek muhafazakarılık değil. Hele hele Darth Vader üzerine yapılan değişikliler zavallı bir noktada bence.

    Ben yinede bu genişletilmeyi George Lucasın ticari öngörüsüne bağlamıyorum. Filmler sonrası ortaya çıkan kitap ve çizgi romanalr zaten lucasa yolu açtı. O da yapılabilecek en zavallı ve garanti şekilde hikayesini uzattı.

    Kaç kişi Darth Vader nasıl olmuş diye merak ettiki?
    Kaç kişi obi van gençken nasıldı diye düşündüki?

    80lerde nerdeyse bütün fanlar sonra ne oldu sonra…Luke nasıl bir jedi amster oldu yeni jedi düzeni nasıl diye merak ettiler. Çizgi roman ve kitaplarda o yönde yazıldı ama Lucas hiç o toplara girmedi. Satış garantisi olan duuruma oynadı birde 4 sezonluk cizgi filmle olayı götürdü. Yani dehası vs’ye ben inanmıyorum hatta korkak buluyorum.

    Star Wars adına son 10 yıl ortaya çıkan en güzel ve özgün durum KOTOR ve old republic. sanırım onunla da Lucas2ın alakası yok. O yeni jenerasyonu ilk üç filmi çektiğinde 2. üçü düşündüğüne inandırmaya devam etsin. Artık Star Wars Lucas aştı. Gerçi onun da umrundaydı :)

  2. Bir de Lucas’da mükemmeliyetçi bir yaklaşım var. Yani ilk kuşağa Star Wars’ın orjinal ambalajını unutturmaya başladı, ikinci kuşak zaten görsel revizyonlu halini -doğal olarak- daha net hatırlıyor…Üçüncü kuşak ise, zaten ilk iki kuşağın bağlayıcılığından tamamen uzakta. Onlar için Star Wars olsun da çöpten olsun. Öyle sanıyorum ki bir jenerasyon sonrası kuvvetle muhtemel Star Wars’ın revize halini, orjinal kurgu olarak kollektif hafızalarına kazıyacak…

    Ne olacak o zaman? Bundan bir 20 sene sonra, bilgi kirliliğinin bu günküne oranla kat sayısının artacağını göz önünde bulundurursak, bu revize bilimkurgu materyalleri, dönem gençliği tarafından “vay anasını oğlum adam döneminin 20 sene sonrasını yakalamış görsel anlamda” demeye başlayacak! Ha tabi bundan 20 sene sonra The People vs George Lucas gibi bir kaç yapım daha peydah olursa iş başka…ama Lucas ölür efsanesi kalır, sanıyorum pek de uzak olmayan bir gelecekte ondan nefret edenlerin yanı sıra kendisinden “büyük usta George Lucas” diye bahsedenlerin sayısı da pek az olmayacak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: