The Poughkeepsie Tapes (2007)

Korku sinemasında found footage alttürüne vermem gereken değer konusunda çekincelerim var. İlk ciddi örneğini Cannibal Holocaust (1980) ile vermiş, patlamasını ise The Blair Witch Project (1999) ile yaşamış found footage son yıllardaki yükselişini genel olarak zombi filmleri ve Paranormal Activity serisine borçlu.

Paranormal Activity örneğinde de gördüğümüz gibi neredeyse bütçesiz çekilen (15.000 dolar) bu filmlerin gişede büyük hasılata kapı açtığı gerçeği, (193 milyon dolar!) found footage’ı pek çok küçük yapımcının birincil tercihi haline getiriyor. Zombi ve doğaüstü olay filmlerinin genel gidişatından sıkıldığımdan, found footage’a karşı da daha az önyargılı olmak istediğimden türde yapılmış farklı yapımlara olabildiğince şans veriyorum. Bu sebeple kendimi 2007 yapımı mockumentary filmi The Poughkeepsie Tapes’in kollarına attım ve dün son zamanlarımın en garip 86 dakikasını yaşadım. Filmle ve türle ilgili karışık duygular içindeyim açıkçası.

The Poughkeepsie Tapes, New York’un kuzeyindeki Poughkeepsie şehrine 1992 yılından beri musallat olmuş hayali bir seri katili konu alıyor. Adının “Ed” olduğundan şüphelenilen katil kurbanlarına garip işkenceler yaparak onları öldürüyor ve tüm eylemlerini video kasetlere kayıt ediyor. Film, (sözde) davayla ilgilenen FBI görevlileriyle röportajlardan ve bulunan binlerce saat uzunluğundaki kasetlerin kolajından oluşan bir belgesel olduğunu iddia ediyor. Bir buçuk saatlik film boyunca katille ilgili edinilen bilgileri öğreniyor, onun ne kadar zeki olduğunu görüyor ve kurbanlarının başlarına gelenleri gerçek zamanlı bir şekilde seyrediyoruz.

John Carpenter’ın bize 1978 yılında Halloween ile öğrettiği üzere, kriminal olayları katilin gözünden izlemek seyirciyi inanılmaz ölçüde cezbeden bir eylem. Bu sebeple found footage türünde bir katilin video kayıtlarının beyazperdeye yansıtılması fikri türün doğası gereği bir ara uygulanacaktı, bu uygulamanın bu kadar geç fırsat bulması aslında şaşırtıcı. The Poughkeepsie Tapes, Ed’in sapkın yüzünü bize sunarken başarılı bir performans gösteriyor. Özellikle Cheryl isimli üniversite öğrencisinin evine gizlice girdiği kısımda oluşan gerginlikten ötürü filmi ileri sarmak için büyük bir istek duyuyorsunuz. Ed, filmde sinirine çok hakim olamasa da (tam da seyircinin görmek isteyeceği üzere) fazlasıyla zeki bir katil olarak resmediliyor. Film, tekrara düşmemek için Ed’i birbirinden farklı cinayet kurgularının katili yapıyor; ilk olarak 8 yaşında bir çocuğu kaçırıp öldüren Ed bazı videolarda “katil otostopçu”  daha sonra da “katil araç sahibi” kimliğine bürünüyor. Filmin Ed’in cinayetlerindeki çeşitliliği açıklama şekli ise basit: Ed, birbirinden farklı cinayetler işleyecek ve her seferinde FBI görevlilerini bile profili konusunda yanıltacak kadar zeki (filmden zevk almak istiyorsanız bu açıklamaya kısa süreliğine inanmayı seçebilirsiniz).

The Poughkeepsie Tapes’in en çarpıcı kısmı evine girip kaçırdığı ve sekiz sene işkence ettiği Cheryl ile Ed’in ilişkisi. Cheryl’i kendisine “köle” olarak seçen Ed, uzun işkence seanslarıyla yavaş yavaş genç kadının beynini yıkayıp onu adeta emir almadan yaşayamayan bir zombiye dönüştürüyor. Cheryl’nin efendisi” için bir kadını büyük bir doğallıkla öldürdüğü ve filmin sonunda verdiği kısa röportaj filmin tartışmasız en çarpıcı sahneleri.

Buna rağmen akıllara filmi seyrederken bir soru takılıyor ki, finalinden sonra bile buna bir cevap bulamıyoruz: The Poughkeepsie Tapes neden çekildi? Daha doğrusu neden bir belgeselmiş gibi seyircisini kandırmaya çalışıyor? Mockumentary türünün sinemaya getirdiği bir yeni soluk varsa o da insanların gerçeklik algısıyla ne kadar rahat oynanabildiğini göstermesi olsa gerek. Kanımca bunun en kayda değer örneği, George W. Bush’un bir suikaste kurban gidişini anlatan 2006 yapımı Death of a President’tı. İnsanoğlunun, yeri geldiğinde dünya siyasetinde kilit bir ismin ölümünü ve sonrasını kurgulayabileceğini ve buna büyük bir inandırıcılık kazandırabileceğini gösteren Death of a President’ın en azından “bugün öldü sandığınız çoğu ismin de size böyle bir kurgu olarak sunulmadığı ne malum?” diyen bir mesajı vardı. Aynı şeyi The Poughkeepsie Tapes’in bir seri katil için yapması ise öyle büyük bir mana taşımıyor.  Açıkçası bir mockumentary olacağına Ed ve Cheryl’nin çarpık ilişkisine odaklanan düz bir found footage filmi olsa idi The Poughkeepsie Tapes çok daha saygıdeğer bir çalışma olabilirdi. Gereksiz bir gerçekçilik çabası filmi (benim de dahil) pek çok insanın gözünde potansiyelinin altında bir konuma yerleştiriyor.

Gene de The Poughkeepsie Tapes, iflah olmaz bir polisiye ve seri katil hikayesi hayranı iseniz size korku dolu bir 86 dakika sunacaktır. Her korkutan şey kaliteli midir peki? Bu soruya belli ki found footage net bir cevap verememiş daha. Gene de film alabildiğine gerilmek için seyredilebilir.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Loading...

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir