The Raven / Kuzgun (2012)

The Raven / Kuzgun Edgar Allan Poe’nun en önemli şiir öyküsü ama Poe ismi sadece Kuzgun’dan ibaret değil. 46 yıllık yaşamı boyunca yazdıklarıyla kendinden sonra gelen pek çok ismi etkilemiş bir şair, Poe… Onun hikayelerindeki mistik temalar ve yükselen şiirsi duygusallık günümüz korku hikayelerini/ filmlerini esin manyağı yapmış deli deha H.P. Lovecraft’ı bile kalbinden vurmuştu.

Edgar Poe modern sinemaya da sürekli olarak esin kaynağı oldu. Pek çok kısa hikayesi MGM, Universal ve özellikle Roger Corman’ın ellerinden korku severlere ulaştı. Poe hikayelerinden gelen en güçlü esinlenme ise aslen bir çizgi roman uyarlaması olan The Crow’ da görüldü. İntikam için ölüler diyarından gelen ve omuzunda sürekli bir kuzgunla gezen kahramanın adı bile gönderme içeriyordu; Eric Draven!

Sonrasında yaptığı üç filme rağmen hala V for Vendetta’nın yönetmeni olarak hatırladığımız James McTeigue’nin yönettiği 2012 mahsulü The Raven / Kuzgun filmi, Poe’nun hikayelerinden birini peliküle aktarmak yerine bizzat kendisini bir kahraman olarak bize sunuyor. James Bond’luğa özenen Sherlock Holmes filmleri izlediğimiz bir zamanda Sherlock misali bir dedektife dönüşerek gizemleri çözen Edgar Allan Poe karakterine şaşırmadım elbette… Hatta bence filmin en harika tarafı senaryosu.

Viktorya dönemi İngiltere’sinin, titrek fenerlerle aydınlanan puslu Londra’sında geçen film boyunca Poe, yeniden korku öyküleri yazması için sevgilisini kaçıran bir seri katil tarafından terörize edilen bir gazeteci / yazar olmuş. Bu İngiliz manyağı Poe’nun öykülerini sevme işini biraz abartmış ve onu yeniden yazmaya motive edebilmek için eski öykülerindekinin tıpkısı ölüm tuzakları kuruyor. Böylelikle hem şair hem de onun öyküleri hakkında epey bir fikir sahibi oluyoruz. Hatta bunlardan birinde (The Pit and the Pendulum) bir tiyatro eleştirmeni dev bir hızarla ikiye bölünüyor. Bunu yaparken de “ben sadece bir eleştirmenim!” diye çığlıklar atıyor. Gore* seviyesi hayli yüksek bu sahnede yönetmenin önceki işlerini eleştiren sinema yazarlarından intikam alma isteği açıkça ortada… Hoş!

Teknik anlamda kusursuz olan film sıkı bir seyirlik olsa da beklentileri boşa çıkaran, iki vizyon önce izlediğimiz The Wolfman / Kurtadam misali asla bir klasiğe dönüşmeyerek unutulacak bir film… Bu hezimetin başlıca sebebi yanlış oyuncu seçimi olsa gerek… John Cusack High Fidelity ile zirve noktasına ulaşmış ancak sonrasında hızlı düşmüş bir oyuncu ve Edgar Allan Poe karakterine kuvvetli bir nefes üfleyebildiği söylenemez. Onun yerine Edward Norton seçilmiş olsa filmin kaderi değişebilirmiş… Keza nişanlısını canlandıran Alice Eve’ da Viktorya dönemi İngiltere’sinde geçen bir hikaye için fazla Amerikalı bir yüz olmuş. Filmi sırtlayan oyuncu, Dedektif Fields’ı canlandıran Luke Evans… Bazen öylesine öne çıkıyor ki kahramanın o olduğunu düşünmeye başlıyoruz.

Nihayetinde, izlenemeyecek, es geçilecek bir film değil Kuzgun ama beklentilerin altında kalacak. CGI Kuzgunların gerçeğinden farkedilemeyecek kadar başarılı olması ve şiddeti gösterme konusunda çekincesiz olması hoşuma gitti. Edgar Allan Poe’dan ve hikayelerinden hoşlananlar için…

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

2 Yorumlar

  1. Edward Norton da güzel olurmuş, ama esas kesinlikle Jeffrey Combs oynamalıydı Poe’yu.

    Daha önce Masters of Horror’da Poe’yu, 93’te Necronomicon’da Lovecraft’i oynamış olan Combs, 2010 senesinde Austin FantasticFest’te izlediğim tek kişilik tiyatro oyununda MUHTEŞEM bir Poe canlandırması sergilemişti.

    Bu filmi yapanların Combs’un bu performanslarından haberdar olmamasına imkan yok. Buna rağmen gidip Cusack’i seçtikleri için baştan soğudum filmden. Merak ettiğim için izlicem tabi ama, yok olacak iş değil.

  2. film londra sokaklarında değil poe’nun öldüğü yer baltimore’da geçmiyor muydu? belki ali eve de bu yüzden amerikanvari seçilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: