The Seventh Seal / Yedinci Mühür (1957)

14. yy ortaları. Antonius Block ve silahtarı uzun yıllar kutsal topraklarda haçlılar adına çarpıştıktan sonra vatanları İsveç’e vebanın kol gezdiği topraklara dönerler.

‘’Ve kuzu yedinci mührü açınca göğü bir sessizlik bürüdü. Bu yarım saat kadar sürdü ve yedi melek ellerindeki yedi borazanı çalmaya hazırlandı.’’

Orta çağda savaştan bıkmış şövalye ve silahtarı on yıl boyunca süren haçlı seferlerinden dönerler. Şövalye Block dönüş yolunda vebanın vurduğu memleketine ulaşmaya çalışırken ölümle karşılaşır. Ve ona canı karşılığında bir teklif sunar. Satranç oynayacaklardır. Kazanırsa ölüm ona bir daha yaklaşmayacaktır. Kaybederse canını almakta özgürdür.

Bu yolculuk şövalyeyi hangi kavramın daha değerli olduğu açmazına düşürecektir. Ölüm, inanç, rütbeler, kadınlar ve aşk onun yolculuğu boyunca sorgulayacağı hamleleri olacaktır oynadığı satranç oyununun tahtasında. Block ölüme ‘’Dur bir dakika!’’ dediğinde ölüm konuşur. ’’Hep böyle dersiniz ama ben süre tanımam!’’

Ingmar Bergman’ın en önemli filmlerinden biri olan The Seventh Seal / Yedinci Mühür, varoluşçu sinemanın en değerli adımlarından biridir. Yönetmenin üçüncü dönem eserleri arasında gösterilen yapım hayata gözlerini bir rahibin oğlu olarak açan ve çocukluk depreşimlerini ve inanç sorgulamalarını elle tutulur cisimlere büründürebildiği izlenmeye değer, kafa yoran yapımlarının başında gelir. Ölüme canlı kanlı bir beden bahşeden yönetmen, savaşın içinden gelen ve ölümü çok iyi tanıdığını iddia eden bir şövalyeyi ona rakip olarak tanıtır bize. Hayat aslında bir strateji oyunudur. Ve iki katil bu oyunda karşı karşıyadır. Öldürmek isteyen ve bazı sorularına cevap alamadan ölmek istemeyen olarak…

96 dakikalık yapımda bizde yönetmenle beraber inancı, hayatı ve ölümü sorgularız. Ölümden korkan insan ırkının öldürmeye ne kadar hevesli olduğunu hayretle seyrederiz, karanlıklar arasında gidip gelen bu sakin anlatımla. Filmin lirik havası içinde inanç kisvesine bürünen din adamlarının en küçük bir fırsatı bile kaybetmeden kitleleri nasıl bir yıkıma ve düşmanlığa sürüklediğini görürüz. Sevgiden ve adaletten yana olması gereken inancın kendi rengini belirlemesini ve bu renge uymayanları nasıl da karalara boyadıklarını seyrederiz. Ve sonunda korkutucu olması gereken ölümün kanla boyanan sayfalardan oluşan bu dünyadan daha hayırlı bir yere gitmek için bir kapı olduğu kanaatine varırız.

Hayata tutunabilmek ve bizden daha büyük bir varlığın koruyucu ve şefkatli öğretilerinin çizdiği bu yolda ilerleme isteğiyle başlayan inancın nasılda insanoğlunun elinde bir çıkmaz sokağa dönüştürüldüğünü görürüz. Ölüm ile yaşam arasında var olan iyilik, sevgi, mutluluk, korku gibi duygularla süre gelen bir zaman dilimini kendi ellerimizle dönüştürürüz aslında cehenneme ya da cennete.

‘’İnsan duyularıyla Tanrı’yı kavrayabilmesi o kadar imkânsız mı? O neden yarım vaatlerin ve görülmeyen mucizelerin ardına saklansın ki? Kendimize inancımız yoksa başkasına nasıl inanabiliriz?’’

Yapımın oyunculuğu da en az yapım kadar sade ve vurucu. Max Von Sydow, Bibi Andersson ve Bengt Ekerot filmin güçlü seslerinden.

‘’The Seventh Seal / Yedinci Mühür, serbestçe kullanılmış ortaçağ malzemeleriyle sunulan modern bir şiirdir. Filmimde şövalye bugünün askerinin savaştan dönmesi gibi Haçlı Sefer’inden dönüyor. Ortaçağda insanlar vebadan ölesiye korkuyorlardı. Bugünde atom bombası korkusuyla yaşıyorlar. Film: teması gayet basit bir alegoridir. İnsan, onun ebedi arayışı Tanrı ve tek mutlaklık ölüm…’’ Ingmar Bergman

İnsanlar zamanla korkularının adlarını değiştirdiler. Veba, atom bombası v.s. değişmeyen tek şey bazı sistemlerin üzerinden geçinen güçlerin insan ırkını korkutup sindirme çabası. Hala kanla yazdığımız korkuların içinde yaşıyoruz. Sorguladığımız artık bizi yaratan gücün yıkım hevesi değil. Kendi yıkım hevesimiz. Mutluluksa aşk gibi mükemmeliyet duygusundan uzakta mükemmelliğin tam ortasında duruyor. Yedinci Mühür kırıldı. Onu biz kırdık! İnanın ya da inanmayın. Huzurla!

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir yorum var

  1. Çocukluğumda TRT de izlediğim korkudan bütün gece uyuyamadığım sonrasında da evdeki satranç taşlarına bakarak ürperdiğim bir film olarak kafama kazınmış bir baş yapıttır.Ağacın tepesindeki kurbanının başka bir seçenek yok mu..yalvarmalarına Ölümün senin gibiler için yok..yanıtı ve finalde adeta bir halay başı gibi paylaştığı bir coşkuyla insanları sürükleyişinden etkilenmiştim..Sanırsam insanlığın ölüm korkusu ve ölüme olan tutkusu kör hırsının kılavuzluğunda tahminlerin ötesi bir yakınlıkta dansa dönüşme kapasitesine sahip…On yıllar sonra bu filmi tekrar izlemenin uyandıracağı duyguları tecrübe etmek adına bu gün dvd sini alabirim..:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: