The Smashing Machine (2002)

Spor belgeselleri arasında bugüne kadar yapılmış en etkili, en samimi, en şok edici ve aynı zamanda dokunaklı filmlerden biri: The Smashing Machine. MMA dünyasının son derece vahşi, inanılması güç ve bir o kadar da insani olan içyüzünü bütün çıplaklığıyla ortaya çıkaran sıradışı bir belgesel… İddia ediyorum, şok olacaksınız.

51mpfyt90vl_sl500MMA de neymiş diyenleri buradan duyar gibiyim. Arkadaşlar, MMA’in açılımı ‘Mixed Martial Arts’ yani ‘Karma Dövüş Sanatları’. Kuralsız serbest dövüşün bazı temel kurallar getirilerek spor haline getirilmiş olanı. Avrupa’da ve ülkemizde neredeyse hiç bilinmeyen ama dünyada popülerlik olarak boks’u geçmiş olan bir spor, 90’lardan bu yana yüksek bir ivmeyle büyüyen, dev bir endüstri bu. Japonya’da yılbaşı gecesi bu maçları stadyumda 90.000 kişi izliyor!!! evet 90.000 kişi…

Ben bu olayla 2004’te İngiltere’de üniverstede okurken Brezilyalı arkadaşlarım sayesinde tanıştım. O günden sonra da bir daha peşini bırakamadım. Hatta bu spor üzerine Türkiyede’ki tek blogu da yazmaktayım: http://kansporu.blogspot.com/

Evet, Van Damme’ın kült filmi Kan Sporu’na (Bloodsport) (1988) ilham olan olay bu…

Aslında The Smashing Machine’in kalbinde MMA’den çok, bir insanın hikayesi var. MMA’in ilk süperstarlarından biri olan Mark Kerr’ün hikayesi.

The Smashing Machine, sadece MMA dünyasının perde arkasını sunan bir belgesel değil. Kızarkarkadaşıyla ettiği kavgalardan, aile fertleriyle yapılan röportajlara, ilk dövüşüne çıkarkenki tedirgin anlarından, onbinlerce kişinin önünde savaştığı maçların perde arkasına, Mark Kerr’ün hayatının tamamen içine girebilmiş çok başarılı bir ekip var filmin arkasında. Ve tabi buna izin veren, hastanede doktoruyla konuşurken veya uyuşturucu komasına girdikten sonra yakın arkadaşlarının önünde ağlarken bile kameraları yanında kabul eden, son derece içten, dürüst ve inanılmaz bir insan: Mark Kerr.

The Smashing Machine’i izlerken, Brezilya’daki kuralsız kafes dövüşlerinden, UFC’nin doğuşuna, ünlü dövüşçülerin birbirleriyle olan diyaloglarından, PRIDE’ın yükselişine kadar giden bir periyodu, dönemin en büyük isimlerinden biri olan Mark Kerr’le beraber ziyaret ediyoruz. Mark Kerr, bu spor daha doğmadan, kendini bu sporun içinde bulan, allah vergisi korkunç bir dövüş yeteneği olan, kızarkadaşıyla fırtınalı bir aşk yaşayan, para kazanmak için dövüşmeye başlamış bir garip adam. Soğuk veya vahşi hiç değil. Ancak ringe girdigi zaman işin rengi değişiyor…

MMA’in ve aslında herşeyden önce “insan”ın doğasını gözler önüne seren, kimi zaman son derece heyecanlı, kimi zaman korkunç vahşi, kimi zaman da kalp kıracak kadar duygusal olan bu “öteki” filmi, herkese şiddetle tavsiye ediyorum…

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

3 Yorumlar

  1. tolga demirtaş

    yazı ve blog çok iyi olmuş can bir martial arts fanatiği olarak takipteyim.

  2. harbici güzel olmuş gibi film,izlemk isterm ceam kliot vandamla kapışıyormu mark kerr filmde??

  3. Bu filmi nerden bulabilirim?UFC Bir dövüşcünün gerçek anlamda kendini ifade edebileceği legal alan.Farklı stillere sahip dövüs sanatları ustaları burda kendilerini fazlaca kanlı biçimde ortaya koyuyorlar (Tramvalardan çok hastalık riski daha çok düşündürüyor zaman zaman).Ama bu vahşi arenanın arkasında uzun yıllar çalışma ,disiplin ve korkunç bir kadro desteği var.Ağırlık ve kuvvet antrönörleri ayrı,boks ve lapa çalıştıran hoca ayrı,yer hareketleri için Jiu-jitsu çalıştırıcı ayrı,çok çaba isteyen bir iş ,ayrıca zeka gerekiyor,taktik kafanız olacak,ayaklarınıza ellerinize güvenmeniz yetmiyor,yer dövüşünde yetersizseniz ,oyun kuramıyorsanız,anında karar ,değişen durumlara uyum …yani zayıf bir yanınız olmayacak.Maçları izlerken bu insanlıkmı diyebilirsiniz(Ben zaman zaman diyorum),ama işte birde böyle bir arka plan var.Lyoto Machida ve Randy Couture sevdiğim iki sporcu.
    Machida geleneksel Karate kökenli ve isabetli net vuruşlarla beslendiği membanın hakkını veriyor.Randy Couture ise 45 yaşından sonra bu limitleri zorlayan mücadele biçiminde gösterdiği performansla insan hissettiği yaştadır sloganını doğrular gibi .Filmi görmek isterim ,tabi bulabilirsem,dramatize edilmiş belgeselin ötesine geçmiş,tarihi bir değere sahip bir çalışma olduğunu düşündürdü yazınız. Bu arada blog da şimdi okuyorum açıkcası tramvalar keyfimi kaçırdı , her şeye karşın yazık insanlara yaaa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: