The Sorcerer’s Apprentice / Sihirbazın Çırağı (2010)

Artık bir Disney filmine girerken ne göreceğimi, aşağı yukarı nasıl bir filmle karşılaşacağımı biliyorum. Büyük zincir hamburger firmalarının ürünlerine benzer bir şekilde Disney filmlerinin de hepsi birbirine benziyor. Büyük bütçeli, eğlenceli, kansız ve özellikle genç seyirci hedeflenmiş olarak üretildiği için izleyip unutulacak türden yapımlar… Kimin oynadığının ya da yönettiğinin çok da önemi yok!


Excalibur mitinden, ünlü Merlin ve onun lanetli çırağı Morgana La Fay karakterlerini alıp onların çevresine acelece uydurulmuş bir macera ağı örme fikri senarist Lawrence konner ve Disney yapımcılarına ilginç gelmiş olsa da, Nicolas Cage’li, Alfred Molina’lı, Monica Belluci’li ve büyük bütçeli bir fantastiğin, keçi boynuzu tadı veren, 6-7 karaktere sıkıştırılmış bir hikayeye hapsedilmesi filmi ancak görsel efektlerinin hatırına katlanılır kılıyor ki, filmde bolca gördüğümüz plazma topları fırlatma numaralarının ağababalarını görmek isteyenler de iştahlarını Avatar-Son hava bükücü’ye saklamalılar. (Yazar bu yazıyı yazdığı tarihte Avatar’a saf ve temiz duygular beslemektedir ama karşılığı hüsran olmuştur!)

Aslında senaryonun beslenme noktası olan Merlin ve Morgana’nın arasındaki rekabet çok daha ilginç ve bir şekilde anlatılması gerekli ama Disney dünyası için fazla kanlı ve beyin zorlayıcı olduğundan olsa gerek, bunu film izleyerek yapmanın tek yolu John Boorman klasiği Excalibur’u yeniden izlemek…

Efektlerden bahsetmişken, CGI’lar (Computer Generated Image) düzgün görünüyor ama gerçekçi değiller. Ayrıca insan fantastik bir film izlerken daha fazla büyük efekt anları görmek istiyor. Filmin ortasında izlediğimiz “Sun Lok’un ejderhası” sekansı dışında çok heyecanlanıp etkilendiğimi söleyemem. Finaldeki Wall Street’in bronz boğasını canlandırma fikri de uygulamada çok başarılı değildi. Chrysler binasının çelik kartal Gargoylının bağayı kapıp götürmesi ise pek bir manidar geldi bana. Efektlerle ilgili bir şey daha yazmak gerekirse, kurtların kahramanlarımızı metrodaki takip sahnesinde yakın planlarda kurt, genel planlarda ise Husky köpeklerinin kullanıldığı da gözümden kaçmadı. Biraz daha dikkat edilseymiş keşke…

While were You Sleeping, Phenomenon gibi duyarlı filmlerin yönetmeni John Turteltaub kendisini eğlence sinemasına adamış gibi görünüyor. Nicolas Cage‘in son işleri zaten hep bir “hap yap, para kap” edasında olduğu için ona da şaşırmadık ama çok sevdiğim Alfred Molina’nın filmdeki sıkılmış oyunculuğu pek bir üzdü beni!

İyiler kötülere karşı reçetesinin kaba bir şekilde uygulayan film, modern zaman fantastiği ile FRP atmosferini karıştırıp yeni bir lezzet yaratmanın peşine düşse de bu tarz filmlerin arkasında duran “kitap”dan ve onun zenginliğinden yoksun olduğu için, hikaye sığ, karakterlerse derin değil… O yüzden finalde Horvath’ın (Alfred Molina) şapkasını göstererek devam filmini işaret etmek bence beyhude bir çaba…

Karakter isimlerinin ise popüler fantastik edebiyatın şimdilik en saygın sinemasal uyarlaması gibi görünen Harry Potter serisine verdiği referanslar ilginç! Balthazar: Salazar, Horvath: Hogwarts gibi…

Ama filmde öyle bir sahne, öyle müthiş bir gönderme var ki, Star Wars fanatikleri sırf bu yüzden filmi bağırlarına basabilirler. Benim de en çok eğlendiğim an bu oldu doğrusu…

Temmuz sıcağında soğuk bir kola ve mısır eşliğinde tüketilip kolayca unutulacak türden bir eğlence sineması örneği Sihirbazın Çırağı ama fantastik sinemayı ciddiye alanlardansanız filmin türe en ufak bir katkısı olmadığını ve bu tür izleyici için sıkıcı bir deneyim olacağını belirtmem gerek.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

2 Yorumlar

  1. Uzun süredir sinemada mı izlesem veya dvdsini mi beklesem diye düşünüyordum. Cage faktöründen dolayı izlememeyi bile düşündüm ama tüketim toplumunun bir parçasıyız ya, izlemek lazım :) Yazı için teşekkürler, desteklerinle dvdsini beklemeye ve can sıkıntısı olan bir akşama bırakıyorum…

  2. Artık Bruckheimer, izleyicinin zekasına küfretmekten ve her filmin anatomisine kendi kokusunu sindirmek için çabalarken insanların 3 kuruşluk eğlence anlayışına tecavüz etmekten vazgeçmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: