Felaket Filmlerinin Alevlisi: The Towering Inferno (1974)

Felaket filmlerinin altın yılı olarak da bahsedilen 70’li yıllarda 4 önemli felaket filminden bahsedersem hata yapmış olmam. Bunlar Charlton Heston’lı Deprem, 70lerde her sene yenisi çekilen Airport serisi, Gene Hackman’lı Poseidon Macerası ve Steve McQueen ile Paul Newman’lı The Towering Inferno.

70’lerde çevrilen bu filmlerin hepsinin bazı ortak yönleri vardır. Filmlerin hepsi kalabalık şöhretler kadrosu ile ilgi çeker. Filmlerde yer alan o zaman göre ileri teknoloji ürünü gemi, bina, uçak ve şehir üzerine eleştirisel bir bakış açısı ortaya konulurken ucundan kapitalizm vurgusu yapılır. Filmler teknolojinin yaratabileceği sorunlar üzerine birer uyarı niteliğindedir ama bunların eğitimsel amaçları vardır. Filmler de çevreci gibi yaklaşsalar bile kesinlikle Amerikan rüyası parlatılır. Bu filmlerde din üzerine çok büyük bir propaganda yoktur ancak hep ahlaki bir sorgulama vardır. 

70’lerde felaket, uzay ve bilimkurgu dediğimiz zaman bir yapımcıyı unutmamak gerekir: Irwin Allen. Allen’ın en önemli yapımları arasında öne çıkanlar bence Time Travel dizisi, Poseidon Macerası, The Swarm (Arılar) ve Towering Inferno’dur. Sanırım Irwin Allen’ın bir yıldız olmasını sağlayan film kalabalık kadrosu ile Yangın Kulesi filmidir.  İsterseniz kadrosuna şöyle bir göz atalım:

Steve McQueen, Paul Newman, William Holden, Faye Dunaway, Fred Astaire, Susan Blakely, Richard Chamberlain, Jennifer Jones, O.J. Simpson, Sheila Matthews, Robert Vaughn ve Robert Wagner.

Filmin öyle bir kadrosu var ki 165 dakika boyunca aslında kimin başrol olduğunu tam çözemiyorsunuz ancak filmin iki esasoğlanı var: Cam kuleyi avucunun içi gibi bilen mimar Paul Newman ve itfaiye şefi Steve McQueen. Tabi filmde yangın dışında bir kötüoğlan daha var, o da Richard Chamberlain.

Film binanın ne kadar yüksek olduğunu vurgulamak için binanın tepesine inen bir helikopter ile açılıyor. 138 katlı bu binanın sahibi ile Paul Newman‘ı hemen ilk sahneden görüyoruz. Daha sonra ana ofislerin bulunduğu 79. kata gidiliyor ve hızlı bir şekilde binanın sorunları ile yüzleşmeye başlıyoruz. Richard Chamberlain masraftan yırtmak için ucuz malzeme kullanan bir uyanığı oynarken kim bilir karadenizli mütahitler için de bir rol model olmuştur. Bu arada insanların bencillikleri ile ilgili bazı noktalar filmin içerisine girerken çok uzatmadan asıl konuya giriş yapılıyor.

Yazıdaki amacım filmi kendime göre tanıtmak olduğu için filmi pek anlatmak istemiyorum. Zaten 2012 yılında bu filmi izlediğimiz zaman bazı noktalar bizi şaşırtmayacak veya muhteşem gelmeyecektir. Zaten bugün baktığımızda film hepimize klişe gelecek her türlü felaket filmi numarasını içerisinde barındırıyor. Bazı dublörlerin atlaması veya binaya yaklaşamayan helikopter gibi durumlar 2000’lerde aksiyon filmlerinin ve bilgisayar efektlerinin içine gömülmüş bizler için bazen çok garip gelebiliyor.

Oldukça uzun bir film olmasına rağmen kalabalık kadrosu ve Irwin Allen’ın ustalığı filmi izlettiriyor. İsimsiz kahramanları unutmayan Allen bir taraftan böyle korkulu anlarda insanların ne hale gelebileceğini vurguluyor. Panik halinde merdivene saldırılması ve pahalı elbiselerin hiçbir şey ifade etmediği gibi ahlaki göndermeleri var. Ancak bu kadar çok yıldızın olduğu bir filmi zaman zaman toparlayamıyor, mesela bence filmin esasoğlanlarından Steve McQueen biraz geride kalıyor. Bu kadar dağınık olan bir filmdeki mantık hataları ve hikayenin bir türlü devamlılığının olmaması bence türe ilgisi olmayanları sıkabilir. Yine de eğer filmin çekildiği yılı düşünürseniz, mükemmeliyetçi değilseniz, bazı aktörlerin farklı performanslarını merak ediyorsanız ve bu filmi hiç izlemediyseniz mutlaka izlemeniz gereken önemli bir filmdir. Hatta bazı sinefillerin bazı konularda “ukalalık” yapabilmesi için bu gibi filmleri dikkatli izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Sanırım bugün yapılan felaket filmlerini de iyi anlamak için bu film izlemek gerekli.

Meraklısına Notlar

  • Filmi John Guillermin yönetmiş, ancak aksiyon sahnelerini Irwin Allen bizzat kendi çekmiş.
  • Film San Francisco’da geçmektedir.
  • Steve McQueen’e mimar rolü önerilmiş ama o itfaiye şefini oynamak istemiş. Cast değişerek Paul Newman dahil edilmiş. Ayrıca Burt Lancaster ve David Niven da düşünülmüş. Paul Newman’ı öneren McQueen sebebi ile hepsi değişmiş. Hatta bu yüzden itfaiye şefini oynayacak Ernest Borgnine’dan vazgeçilmiş.
  • Filmin senaryosu “the glass inferno” ve “the tower” isimli iki kitaptan oluşmuştur. Ancak kitapta yer alan pek çok isim değişikliğe uğramış. Mesela bunlardan bir tanesi Robert Wagner’ın oynadığı karakter. Karakterin ismi John Bigelow’dan Dan Bigelow’a değiştirilmiş ancak aslında bu da bir yazım hatasıymış çünkü senaryoda Don Bigelow yazılıymış.
  • Filmin yapımına 8 Mayıs’da başlanmış ve filmin çekimleri 11 Eylül’de bitmiş. Bu tarih nedeniyle 2001’deki 11 Eylül olayları ile de ilişkilendirilmiştir. Ayrıca filmin senaryosunun temelini oluşturan kitapların Dünya Ticaret Merkezi’nin inşaatından konularını alıyor olması da ilginçtir.
  • Filmin müziklerini John Williams yapmış.
  • Filmde kısa bir rolü bulunan Sheila Mathews ayrıca Poseidon Macerası’nda da oynamış. Daha sonra 1991 yılında ölen Irwin Allen’ın tüm yaşamı boyunca hayat arkadaşı olmuş.
  • Irwin filmin sonuna doğru bazı kahramanları öldürmeyi düşünüyormuş. Bunların başında McQueen de yer alıyormuş. Ancak daha önce yaptığı Poseidon Macerası filminde Gene Hackman’ı öldürerek filmlerinde her zaman kahramanları öldürdüğü eleştirisine uğradığı için bu fikirden caymış. Fakat onun yerine filmdeki sempatik barmen üzerinde karar kılınmış.
  • Film için 14 milyon dolar harcanmış ancak 116 milyon dolar hasılat yapmış.
  • 200’den fazla tehlikeli dublör sahnesi çekilmiş. Filmdeki bazı sahnelerde dublörler birebir ölümle burun buruna gelmiş.
  • Filmdeki binanın maketi bile 30 metre uzunluğundaymış. Maketler 1.1 milyon dolara mal olmuş.
  • Film 8 dalda oskara aday gösterilmiş ve 3’ünü almış, 5 dalda aday gösterildiği Golden Globeların da yine 3 tanesini almış. Bunlardan en ilginci yardımcı oyuncu dalında Fred Astarie’in ödül alması. Ayrıca John Williams’ın müzikleri yerine yine filmde yer alan “We may never love like this again” (Al Kasha, Joel Hirschhorn) oskar almış.
  • Sizleri filme oskar kazandıran “We may never love like this again” ile başbaşa bırakıyorum.

Yazar hakkında: Utku Uluer

1974'te Moda'da doğdu. İtalyada yaşıyor. Italyanca ve Ingilizce dillerinde profesyonel turist rehberliği yapıyor. 1994 yılında Doğuş FM de Katiller de Ağlar müzik programı ile başlayan DJ'lik tutkusu DJ Legoman ismiyle farklı bir noktaya taşındı. 2007 yılında Sinematik yeşilçam sitesini kurdu, O zamandan beri Sinematik Yeşilçam ve Öteki Sinema'da kafasına göre yazmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir