The Warrior’s Way (2010)

Tamam. Hazır olun! Kulaklarınızı açın! Bu büyülü, hüzünlü bir flüt, gülen bir bebek ve gözü yaşlı bir kılıcın öyküsü: The Warrior’s Way.

Çok çok uzun zaman önce, çok uzak diyarlarda bir savaşçı yaşardı. Boş gözlerle bakan bir savaşçı… Hayatı boyunca tek bir amaç için çalıştı. İnsanlık tarihinin en büyük kılıç ustası olmak için…

Bu uğurda tüm düşmanlarını kılıçtan geçiren Yang amacına ağlayan kılıcıyla ulaştığında geriye nehrin karşı kıyısına geçmek için tek bir düşmanı kalmıştı. Savunmasız, onu gördüğü ilk anda gülümseyen ve çaresiz bir bebek. Kılıcına uzandı önce Yang, hayatını ortaya koyduğu amacı gerçekleştirmek adına. Lakin sonra o gülümseyen yuvarlak surata bakakaldı. Yapamadı. Dünyanın en iyi suikastçilerini yetiştiren Hüzünlü Flüt adlı örgütü yani kendi ailesi saydığı insanları karşısına almak pahasına bebeği de yanına alıp kendine yeni bir hayat kurmak için yola düştü. Yoluna çıkan herkesi bu kez bebeği korumak için öldürerek.

Yol ilerledikçe ölümler de arttı. Değişmeyen tek gerçek bebeğin gülümsemeleri oldu. Sonunda çölün sınırındaki kasabaya vardı savaşçı. Eski bir dostu oradaydı, çamaşırcı…

Kasabaya vardığında onun artık yaşamadığını öğrendi önce. Kasabanın garip insanlarıyla tanıştı zamanla. Eski bir sirki tekrar hayata geçirmeye çalışan insanlardı onlar. Yüzlerinde hüzünlü palyaço maskeleri vardı. Bu kasabanın en büyük özelliği ise kırık kalplerle dolu olmasıydı. Kızıl saçlı bir güzelle tanıştı. Lynne adında ki bu kadın zamanında Colonel ve çetesi tarafından yaralanmış, ailesinin ölümüne şahit olmuştu. Yang, kırık kalpler kasabasında aslında daha önceden öğrenmesi gereken bir çok şey öğrendi. Öldürmek yerine yaşatmayı öğrendi. Çölün ortasında koca bir çiçek bahçesi büyütürken. Sevmeyi öğrendi. Bebek her gün ona gülümserken. Kirli çamaşırları nasıl temizlemesi gerektiğini öğrendi, Lynne’e bıçak kullanarak kendini korumayı öğretirken. Huzurlu, sakin ve sade hayatına alıştı. Hatta sevdi Yang. Lakin biliyordu da ağlayan kılıcının çığlıkları bir yerlerden duyulduğunda bu huzurdan geriye hiçbir şey kalmayacaktı. Kazanmak yalnız olmak demekti.

The Warrior’s Way 2010 yapımı doğu- batı sentezini gotik üslüpla işleyen ilginç bir western. Görüntüler sizi bir diyardan alıp başka bir diyara taşıyor. Kızıllar, griler içinde rengarenk bir yolculuğa çıkarıyor. Batının iyi ve kötü kovboyları arasında yeni hayatını korumaya çalışan bir samuray görüyorsunuz. Aksiyon sahneleri ağzınızda esrik bir tat bırakıyor. Estetik, naif ve hareketli…

Yapımın yönetmenliğini aynı zamanda senaryosunu da kaleme alan Sngmoo Lee üstlenmiş. Bu yapım yönetmenin ilk filmi olma özelliği taşıyor. İlk deneyimi olması adına gayet başarılı bulduğum masalsı bir western olan bu yapımın müzikleri ise size, yönetmenin araladığı kapıdan içeri girme cesareti veriyor. Kollarınızı yanlarınıza açıp savaşçının bahçesinde özgürce dolaşırken kulağınız ağlayan kılıç da ve müziğin ritmine ayak uyduran savaşçıların çığlıklarında kalıyor. Bize bu hissi veren melodilerin mimarı ise Javier Navarrete.

Oyuncu kadrosunda ise uzakdoğu sinemasının yükselen karizmatik yıldızı Dong- gun Jang, güzel aktrist Kate Bosworth ve başarılı aktör Geoffrey Rush’ı görüyoruz. 100 dakikalık bu fantastik western çok beklenti duymamanız karşılığında size akışkan bir seyir sunuyor. Renkler, gölgeler ve çatılarda ki samuraylar eşliğinde…

Savaşçı çekip gitti. Efsaneye göre de asla durmadı. Sevdiği küçük kız ve kendi arasındaki mesafeyi olabildiğince uzak tuttuğundan her zaman emindi.

Aslında hepimiz birer savaşçıyız. Aldığımız ruhlar var. Belki bizim aldıklarımız bir kılıçta ağlamıyorlar lakin biz onları hep içimizde taşıyoruz. Hepimize ait bir yol var. Yürüme cesareti gösterip göstermemekse tamamen bize kalmış. İyi seyirler.

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

3 Yorumlar

  1. 10 numara bir film olmuş. Fragmanını izlediğimden beri bu filmi merakla bekliyordum. Ve bu yazı bu filmi çok güzel anlatmış.

  2. hikaye çok klişe ama güzel, esas kız güzel, kılıçlar ve suikastçilerin kılık kıyafetleri güzel. ama görsel efektleri pek tatmin edici değil ve kılıç dövüşleri çok kötü. yine de kendini izleten bir film.

  3. film kendisini izlettiriyor,guzel bir film olmus,filmin diger bolumlerinde aksiyon biraz daha artarsa daha iyi olur diye dusunuyorum,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: