The Wolfman / Kurt Adam (2010)

Kurt adam… Fantastik sinemada, ‘Vampir’den sonra en çok sömürülen simge… Kurdun laneti öylesine güçlüydü ki ‘karanlık sinema salonları canavar’ın perdede gözüktüğü 1935 yılında çekilmiş olan “Werewolf of London”dan bu yana yüzlerce kez o şeytani ulumayla yankılandı diyebiliriz.

Aynı temayı işleyen yüzlerce filme rağmen “en iyisi hangisi…” diye sorsanız size klasik olarak Lon Chaney Jr.’nin efsanevi performansıyla hayat bulan 1941 yapımı “The Wolfman”ı ve yapılabilecek en iyi numaralara sahip olan John Landis’in “An American Werewolf in London” filmlerini söyler belki yanına da 80’lerin “Howling” serilerini eklerim.

Elbette yapılan tüm filmler geleneğe sadık değildi. Kurt adam zaman içinde başkalaştı ve her dönemin popülaritesine uygunca devşirilerek epey bağımsız bir ikon oldu. Öyle ki, basket oynayarak takımını şampiyon yapan ve genç kızların sevgilisi olan Michael J. Fox’un “Teen Werewolf”unu bile gördü bu gözler ve bu tam 25 yıl önceydi.

Geri kalanlar ise ya Hammer filmleri gibi klasik öykünün ticari benzerleri ya da fenomenin köklerini yeniden tarif edercesine, saygısızca yağmalanışıdır.

Zamanımıydı bilemem ama tıpkı Kenneth Branagh’ın Frankenştayn’a, Francis Ford Coppola’nın da Dracula’ya yaptığı gibi Kurt Adam filmlerine de aslına sadık bir saygı duruş, klasiği modern sinema imkânlarıyla diriltme ve yeni seyirciye asıl hikâyeyi anımsatmak gerekliydi.

Oskarlı oyuncu Benicio Del Toro’da bizim gibi düşünmüş olacak ki bu aslında son derece riskli olan “Kurt Adam” projesine hem yapımcı hem de oyuncu olarak katılmış, yanına da yine kendisi kadar yetenekli oyuncular olan Sir Anthony Hopkins, Emily Blunt ve Hugo Weaving gibi oyuncuları almış… Yönetmen koltuğunda ise Jumanji ve Jurassic Park III’den tanıdığımız zanaatı güçlü Joe Johnston oturuyor.

The Wolfman, 1941 yapımı filmin öyküsünü, geleneği de yıkmayacak farklılıklar katarak tekrarlıyor ve “Kurt Adam”ı en az Frankenştayn ya da Drakula kadar güçlü bir metne kavuşturmak adına hikâyeye güçlü bir baba-oğul çatışması ekliyor… Fakat yine de “Kurt Adam” diğer iki ikon kadar güçlü bir trajediye sahip değil… Bunun farkında olan ekip de fenomene Drakula misali bir büyüleyicilik eklemekte ısrarcı olmayıp, açığı canavarın yarattığı muhteşem terör ile kapatıyor.

Canavar filmlerinin gizli yaratıcıları, makyaj özel efektçileridir. Ekibin kalanı ne kadar çabalarsa çabalasın, iş genelde onların yeteneği ile değer kazanır ve hatırlanır. Burada da kanaatimce tüm zamanların en başarılı makyajcısı olan Rick Baker devreye giriyor ve Lon Chaney Jr.ın klasik makyajını ustaca yenileştirerek mutlaka ödüllendirilmesi gereken bir çalışmaya imza atıyor. Filmin özel efektlerinde şimdiye kadar pek anlaşamayan CGI ile plastik makyajların güzel bir uyumu var. Açıkçası tamamen dijital yaratım olan bir kurt adamı bu kadar sevmeyebilirdim.

Bir tür gizli isyan olarak anlamlandırabileceğim üzere film, PG-13 denen ve fantastik sinemayı ilkokul müsameresine çeviren sınıflandırma baskısını elinin tersiyle iterek, “çoluk çocuğun biletinde gözümüz yok!” dercesine yetişkin seyirciye seslenmekte ve etkileyici bir kan ve vahşet gösterisi sunmakta… Bazı anlarda aşırıya kaçıldığını ve filmin ‘Gore’ sınırlarında dolaştığını da eklemeliyim.

Uzun lafın kısası; Eğer kafa karıştıran tekno kâbuslardan sıkılmışsanız ve eski usul korku filmlerine bayılıyorsanız, metruk malikâneleri, sisli ormanlarda yaratık avına çıkmış köylüleri, publarda anlatılan korkunç hikâyeleri, tekinsiz çingeneleri, deliliğin çılgınlığa dönüştürüldüğü akıl hastanelerini özlüyorsanız, sanayi devriminin henüz başındaki bir dünyanın eski zamanlardan kalan bu lanet öyküsü tam size göre

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Yazmaya 2003 yılında DivxTR’de başladı ve halefi olan Divx Planet forumlarında “Raven” takma adıyla devam etti. Divx Planet'te bir forum köşesi olarak başlayan Öteki Sinema'yı, 2005 yılında blog olarak devam ettirdi. 2010 yılının başında Beyazperde.com sitesinin eleştirmen kadrosuna katıldı. Aynı dönemde Yeni Harman ve Fotografya dergileri için sinema makaleleri kaleme aldı, online sinema dergisi Cinedergi için dosyalar hazırladı. 2012’de Medyaradar sitesinin sinema yazarlığı ve TV eleştirmenliği görevini üstlendi. Aynı zamanda lisanslı bir yelken sporcusu olan yazar, bir dönem TYF (Türkiye Yelken Federasyonu) yarış fotoğrafçılığı görevini yaptı. 2014 yılında Sinemerkez Akademi’de eğitmenlik yaptı ve akademinin Kocaeli yapılanmasının direktörlüğünü üstlendi. 2014-2016 yılları arasında Okan Bayülgen’in Dada Dandinista adlı TV programının yazı grubunu yönetti. Okan Bayülgen’in yönettiği Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası adlı tiyatro oyununda rol aldı. 2017-2018 arasında Antalya Sinema Derneği’nin danışmanlığını yaptı. OFCS (Online Film Critics Society) topluluğuna üye olan yazar, Öteki Sinema, Beyazperde ve Medyaradar'da yazmaya, Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası'nda oynamaya ve davet edildiği okullarda sinema üzerine seminerler vermeye devam ediyor.

2 Yorumlar

  1. Ben filmi çok sevdim.Herşeyiyle hakkı verilerek yaplmış bir Kurt Adam filmi.Sisli atmosferi ve gerektirdiği şiddetiyle..hüznü ve imkansız aşkıyla..Kurt Adamları sevdikleri öldürebilir…İçimizdeki canavara başka kim son verebilir ki …:)

  2. Murat abi Kenneth Branagh’ın Frankenştayn’ı, ve Francis Ford Coppola’nın Dracula’sı zamanında Jack Nicholson’lı Michelle Pfeifer’lı bir Wolf vardı. Ama eskiden Cine5’te izlediğim bu film ne kadar orjinalinin özüne sadıktı hatırlayamıyorum. Modern zamanda geçiyodu zaten.

    Dİğer bir konu, bu filmde Rick Baker’la anlaşıldıktan sonra son dakikada prostetikten büyük ölçüde vazgeçip CGI’la devam etmeye karar vermişler diye duymuştum. Twitch’de yazıyodu sanırım. Baker’ın dizayn ettiği bir çok ‘değişim’ maketi anlaşılmaz bir şekilde vazgeçilerek çöpe gitmiş. Filmin daha baştan kaybetmesinin sebebi buydu diye yazıyordu.

    Ben de genel olarak filmi beğenmekle beraber, filmin yer yer X-Men havasına kaçıp Kurt Adam’ın ağırlığını taşıyamadığını düşünmüştüm izlediğimde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: