This Is It (2009)

‘’Her zaman hikâyeler anlatabilmek istemişimdir, bilirsiniz ya, ruhumun derinliklerinden gelen hikâyeler. Ateşin başına oturup insanlara hikâyeler anlatmak isterdim, gözlerinde canlandırmalarını sağlamak, onları güldürmek ve ağlatmak, onları sözcüklerle dilediğim yere taşımak. İnsanların ruhlarına hitap edip onları değiştirecek öyküler anlatmak isterdim.’’ –Michael Jackson/ Moonwalk

2009 yılının ilkbaharında Michael Jackson sessizce provalarına başlamıştı. Tek bir amacı vardı. ‘’İşte bu!’’ diyerek sanat hayatına noktayı koymak… 50 konserden oluşan serisine işte bu yüzden bu adı vermişti. This is it! Ama olmadı. Yapamadı. Ömrü vefa etmedi hayallerine. Hayranlarını ve onun yeniden dönüşünü bekleyen meraklı güruhu bırakıp bu hayata veda etti. Duyduğunda inanamayan birçok insan onu ve onunla oluşturdukları geçmişi sorgulamaya başladı o anda. Şarkıları yeniden çalınmaya, albümleri peynir, ekmek gibi satılmaya başlandı tekrar. Herkes onun ne kadar büyük bir sanatçı olduğundan, ne kadar yetenekli olduğundan dem vurmaya başladı, tekrar! Müzik kanalları onu anan programlar yapmaya girişti. Herkes hayat hikâyesini bir köşesinden tutup anlattı, kendine göre.

Tam bu hengâmenin üstüne onun konser provalarından oluşan 111 dakikalık bir belgesel hazırlandığı haberleri yayıldı. O anda ajitasyonun dibine vuracağız yine demeye başladım bende. Yaşarken ona gösteremediğimiz tüm ilgiyi ortaya koyacak ve vicdan rahatlatma rutinimizi tatmin edeceğiz diye düşünüyordum. Lakin This Is It’i seyrettiğimde tüm fikrim bir anda değişti. Belgesel Michael’in turnesine nasıl hazırlandığından dem vuruyordu. Onun gösterisinin her anına nasıl da hâkim olduğunu anlatıyordu bize. Üzerinden akan yeteneğine sözler eklemeden, sadece öncesinde çekilen görüntülerin düzgünce hazırlanmış halini veriyordu. Naifliğini, mütevazılığini elinden bırakmadan istediğini anlatan ve yönlendiren bir sanatçı gördük seyir boyunca. Onun insan yönünü, emeğe ve çalışana duyduğu saygıyı gördük. ‘’Provalar işte bu yüzden yapılıyor. Önemli değil…’’ deyişini gördük. Ölümüne bir iki göndermenin haricinde değinilmeden, gereksiz irritasyon yaşatmadan tamamlanıyordu müzikal gösteri. Çok büyük bir keyifle ve birazda hayıflanarak seyretmiştim beyazperdede defalarca. Hayıflanmamın sebebi belliydi. Eğer bu gösteri tamamlanıp karşımıza çıkmış olsaydı, Michael Jackson bir kez daha show denen rutinin nasıl olduğunu göstermiş olacaktı tüm dünyaya.

Olmadı, olamadı. Elimizde ise MJ hayranlarını memnun edecek arşiv niteliğindeki bu görüntüler kaldı. Seyreden herkese bu adam daha çok şey yapabilirmiş dedirten o görüntüler… Yönetmenliğini Dangeraus Tour’dan itibaren sanat yönetmenliğini yapan Kenny Ortega’nın üstlendiği belgesel hem görsel hem de duygusal anlamda başarılı ve duygusu tam kararında bir yapım. Bir gösterinin nasıl şekillendiğini ve nasıl bir emek harcandığını ortaya koyuyor, gülümseterek. Akıcı bir dili var. Seyri keyifli ve aslında biraz da buruk… Sebebi belgeselin kendisi değil. Onun ölmeden önce yaşadıklarını biliyor olmak. Rengine, çocuk sevgisine, yüzüne, gözüne takılıp da bu yeteneğe son yıllarında yeteri kadar saygı gösterilmediğini biliyor olmak.

Michael Jackson doğaya, hayvanlara, insanlara, sanata saygı duyan ve elinden geldiği kadar destekleyen bir adamdı. O her şeyden önce bir insandı ve görüp görebileceğimiz en büyük yeteneklerden biriydi. Aramızdan ayrılmadan önce unutmaya yüz tuttuğumuz bu gerçeği bize bildiği en iyi yolla hatırlatmak istiyordu. This Is It bunun kanıtı olarak aktarıldı beyazperdeye. İzleme şansınız olmadıysa mutlaka seyredin derim.

‘’Ben yalnızca dürüst olmak isteyen, insanları mutlu etmeye çalışan biriyim. Tanrı’nın bana ihsan ettiği yeteneğimle onlara biraz olsun kaçış duygusu vermek amacım. Kalbim burada işte. Tüm yapmak istediğim bu…’’ –Michael Jackson

Michael Jackson, müthiş yeteneği, dehası ve yaptıklarıyla hep bizimle olacak. O tartışmasız dünyanın en büyük ismiydi müzik adına. Dünya çapında satan 140 milyon albüm ve aldığı sayısız ödül ile Michael Jackson bir efsane… Yaşarken ilgimizi çeken tüm o konuşmaların ardında kalan bu yeteneği bu kez sadece onun olmak istediği şekilde hatırlamalıyız. Kaçış duygusu vermek isteyen iyi kalpli bir adam olarak. Şarkıları, güzel sesi, gülüşü ve danslarıyla… Long Live The King… All for Love…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir