Tim Burton

Tim Burton (25 Ağustos 1958)

‘’Filmler hayallerimizin kapısını çalıyor…’’  Tim Burton

Neredeyse insanın ağzını sulandıracak ve kıskançlıktan kudurtacak animasyonlar, görüp görebileceğiniz en garip fakat duygusallıkta âdemoğlu ile yarışacak karakterler, eğilip bükülen kapılar, karanlık havasından ödünç vermeyen mekânlar, mezarlıklar, ölüler ve farklılıklarından dolayı yalnız kalan karakterler… Tim Burton dünyasına hoş geldiniz. Ne de iyi ettiniz efendim…

Timothy William Burton 25 Ağustos 1958 tarihinde California Burbank’te doğdu. Jean Burton ve Billy Burton’ın ilk oğullarıydı. Her ailenin hayalleri vardır çocukları için ya onlar aslında böylesine hayalperest bir çocuk beklemiyorlardı belki de. Ama onun karanlık ve duygusal hayal dünyası bize pekiyi geldi. Burton yalnız ve içine kapanık bir çocuktu. Dersleri çok iyi değildi. Diğer yaşıtlarından oldukça farklı bir yaşam tarzı belirlemişti kendine. O sessizce evinde oturup hayaller kurarak, ucuz yollu korku filmleri seyrederek ve Edgar Allan Poe okuyarak geçirirdi günlerini. Hayranı olduğu bir adam vardı; Vincent Price… Dünya onun gözünde farklıydı. Kapılar gıcırdar, uzar, kısalır, elleri makas olan bir robot sevilme hasreti duyar, bir çocuk teyzesini balmumu kaplı bir kazana atmak isterdi. O görüyordu bunları lakin bir sorun vardı. Yalnızca o görüyordu.

Ailesiyle iletişimi normal olmadı hiçbir zaman. O da 12 yaşındayken bir karar verdi. Artık onlarla yaşayamazdı. Babaannesinin yanına taşındı. Karikatürler çiziyordu. Film çekmeye de küçük yaşlarında başladı. Kendi hayal dünyasını ve görünmeyen dostlarını göstermek istiyordu. Stop- motion tekniği ile ya da 8 mm’ye sessiz filmler çekiyordu. İlk filmi olan ‘’The Island of Doctor Agor’’u çektiğinde 13 yaşındaydı. Burbank lisesinde okudu. 9. Sınıfta çevre kirliliğine karşı düzenlenen bir yarışmada çizdiği poster ona ilk başarısını getirdi. Poster bir yıl boyunca sokakları süsledi. Lise yıllarındaki bir diğer başarısı ise ‘’California Institue of Art’s’’ için Disney’den burs kazanmaktı. Gerçi Disney için sonrasında şunu diyecekti:  ‘’Her şeyi düşünüp çizmeme izin veriliyordu ama hiçbirisi kullanılmıyordu.’’

California Institue of Art’s günleri ona Disney’ animatör çırağı olarak girme hakkını kazandırdı. Ve Burton yolculuğuna bu şekilde ivme kazandırmış oldu. Disney pek de onun kafasındakilere uygun bir yer değildi aslında ama başlamak için en güçlü noktayı seçmişti. Filmlerinin bizim hayallerimizin kapısını çalması için bu durması gereken yerdi Burton’a göre.

Projesinde çalıştığı ilk film bir Ralph Bakshi uyarlaması olan ‘’The Lord of the Rings’’ idi ancak yapımda adı geçmedi. Sonrasında o zamanlarda çok da istemediği bir yönde ‘’The Fox and the Hound’’ için çizimler yaptı. Film karakterleri genel sevimli yapının dışında olduğu için Disney bu çizimleri beğenmedi. Burton ve Disney arasındaki ipler giderek geriliyordu. Burton ilk büyük adımını 1982 yılında çektiği kısa animasyonu ‘’Vincent’’ ile attı. Yapım çok büyük bir başarı kazandı. Sonrasında ise ölen köpeğini canlandırmak isteyen yönetmen olma hayalleri kuran bir çocuğun hikâyesini yansıtacaktı beyazperdeye adı ‘’Frankeenweenie’’ olacaktı yapımın. Burton bu filmi ile de övgüye layık görüldü lakin Disney aynı şeyi düşünmüyordu. Ona göre yapım çocuklar için fazla korkutucuydu ve rafa kaldırıldı. Tabi ki bu olaydan sonra Burton ile Disney’in yolları da ayrılmış oldu.

Tim Burton yıllarla birlikte kendini geliştirmeye ve mücadelesine devam etti. Bugün bilinen en iyi yönetmenlerden biri ve zengin hayal gücü birçok sanatçı için referans niteliğinde. Onun yapımlarındaki gotik hava hepimizi içine çekiyor, hayran bırakıyor. Onun hayallerine dalıp kendi hayal gücümüzü yansıtıyoruz, gözlerimize. Bu kadar söylemişken tabi onun filmlerine de şöyle bir göz atmadan bu yazı tam olmaz herhalde. Buyurun efendim Tim Burton sinemasına;

Vincent (1982): Yaklaşık 6 dakikalık bir kısa film Vincent. Stop- motion tekniği ile çekilmiş, yönetmenin kayda değer ilk filmi. Yapım kendini Vincent Price sanan bir çocuğun karanlık dünyasında geçmekte. Görünürde normal bir evde sessiz sedasız bir çocuk olan Vincent aslında iç dünyasında koca bir şato, onu oraya hapseden bir lanet ve ölen karsının yasını barındırmakta. Aynı zamanda bu yapım Tim Burton ve onun karakterlerinin bebeklik fotoğrafı olma özelliğini de taşımaktadır. Burton, daha sonrasında burada kullandığı mekân ve karakteri geliştirecek ve yıllarla beraber büyütüp yetiştirecektir.

Frankeenweenie (1984): Kahramanımız yönetmen olma hayalleri kuran sevimli ve akıllı bir çocuktur. Çok mutlu başlayan ve ilk filmini ailesiyle paylaşma gururuna eriştiği bir günde hiç beklenmedik bir kayıp yaşar. Sevimli köpeği ölür. Artık kahramanımızın tek bir amacı vardır. Ölen köpeğini tekrar hayata döndürmek… Yapım Burton’ın geliyorum dediği ikinci kısa filmidir. Ve her ne kadar Disney tarafından çocuklar için uygun değil damgasını yese de ona ilk uzun metrajını çekmek için kapıları sonuna kadar açacak olan yapımdır.

Pee-wee’s Big Adventure (1985): Tim Burton’ın uzun metraj ilk denemesidir. Büyük bir başarı elde eden yapım komedi ve fantastik dünyayı ince bir akılla birleştirmiş ve onun ayak seslerini insanlara kahkahalar eşliğinde duyurmuştur. Pee- Wee Herman günlük yaşamında çok sevilen ve eğlenceli biridir. Hayatta tek takıntısı çok sevdiği ve her şeyini paylaştığı bisikletidir. Bir gün bisikleti kaybolur ve büyük macera başlar.

Beetlejuice (1988): İşte karşınızda Tim ustanın gotik ve eğlenceli dünyası. Onun mezarlığı ve garip görünümlü sevimli hayaletleri… Maitland çifti hayatları sükûnet ve huzurla geçen genç bir çifttir. Markete gittikleri bir gün kaza geçirir ve ölürler. Öldüklerini anlamaları biraz zamanlarını alır. Aslında dünya değiştirmeleri gerekmektedir ama bunu bir türlü beceremezler. Onlarda evlerinde normal alışkanlıklarını yerine getirmeye devam ederler ta ki ev yeni sahiplerine kavuşana dek… Kavuştuklarında ise ölüler ve yaşayanlar arasındaki garip mücadele de başlamış olur. Beter böcek eşliğinde…

Batman (1989): Sevilen çizgi roman karakteri Batman beyazperdeye aktarılmaya karar verildiğinde ortada dolaşan isim Tim Burton olur. Burton bu projeyi biraz çekimser olarak kabul eder. Kendi hayal dünyasıyla Batman’in hayatını birleştirip mükemmel bir maceraya imza atar. Film izlenme rekorlarına imza atar. Çok beğenilir ve gişe de iyi bir iş çıkarır. Hem çizgi roman uyarlamalarının önünü açar hem de Burton ismini sağlamlaştırır. Öyle ki devam filminde de yönetmen koltuğunda Burton olacaktır.

Edward Scissorhands (1990): Burton karakterleri farklı olmalarıyla tanınır. Farkları yüzünden her daim itilir ve yalnızlık çekerler. İşte Edward’ta bu karakterlerden biridir. Onu yapan usta sıra ellerine geldiği zaman ölür ve Edward ellerinin yerinde keskin makaslarla yapayalnız kalakalır. Bir gün kasabasında güzellik malzemeleri satan Peg tesadüfen onu bulana dek. Peg onun bu yalnızlığına o kadar üzülür ki onu da yanına almaya karar verir. Başta kasabaya keyif getiren bu ziyaretçi sonunda farklı görüntüsü yüzünden sıkıntı yaratacaktır. Edward karakteri Burton’ın içindeki adamdır bir şekilde. Farklı, duygulu ve her daim yalnızlığa itilen…

Burton bu filmle bir ortaklığında temellerini atar. Johnny Depp ile bu filmden sonra yoluna devam edecektir.

Batman Returns (1992): Tim Batman için çektiği bu devam filminde alışkanlığını bozmadan gotik havasını koruyarak yine farklı bir dünya yaratır seyircisine. Fakat bu kez eleştirilerde gördüğü ilgiyi gişe de göremez ve onun için Batman macerası son bulur.

Ed Wood (1994): Tarihin gelmiş geçmiş en başarısız yönetmenini konu aldığı bu yapımında Johnny Depp’le başka bir başarıya daha imza atar yönetmen. Konunun özü yine aynıdır. Farklı olan dışlanır.

Sleepy Hollow (1999): Kesik başlı süvari efsanesinin Burton’ın gözünden yeniden doğması olarak nitelendirebileceğimi bu yapım yine onun başarılı çalışmalarından biridir. Baş rollerde yine Depp vardır ve yine farklı olan dışlanacaktır.

Big Fish (2003): Oğluna hayallerini kaybetmemesi için yalanda olsa başka dünyaların varlığından kendi hatıralarıymış gibi bahseden bir baba ve ona inanmakla gerçeği görmek arasında sıkışıp kalan bir oğlun yer yer komik yer yer acılı hikâyesidir. Yapım gözünüzde her daim bir damla yaş bırakır. Başarılı oyunculukları ile de dikkate değerdir.

Charlie and the Chocolate Factory (2005): Yine Johnny Depp yine bir Tim Burton klasiği… Yaşamda ailenin ne denli önemli olduğunu ve yalnızlığın bir fabrika dolusu çikolatanız olsa da dayanılmaz bir ağırlık olduğunu kendi gözünden anlatan yönetmen yine istikrarını bozmamış ve kayda değer bir izlenme oranına sahip olmuştur.

Corpse Bride (2005): Çocuk Vincent büyümüş ve naif, duygulu bir genç olmuştur. Burton kullandığı tüm gotik öğelerini bu filme baştan sona mükemmel bir ahenkle yerleştirmiş ve aşka farklı bir bakış açısı getirmeyi başarmıştır.

Sweeney Todd: The Demon Barber of the Fleet Street (2007): Başrollerinde Jonny Deep ve Burton’ın uzatmalı nişanlısı Helena Bonham Carter’ın oynadığı daha önce birçok kez beyazperdeye uyarlanan ve 8 dalda Tony ödülü kazanan müzikal. Burton bu yapımda hayal dünyasına farklı bir bakış getirmiş ve tabi ki müzikale de kendi dünyasıyla farklı bir anlam katmıştır.

Alice in Wonderland (2010): Âlice harikalar diyarında masalının burtoncası diyebileceğimiz yapım başarılı bir gotik masal halinde seyirciye aktarılmış ve çok güzel tepkiler almıştır. Tabi ki yine Johnny Depp ve Helena Bohman Carter iş birliği ile…

‘’Yetişkin çocukların akıllı yaratıklar olduğunu unutmayın.’’

Tim Burton bu felsefeden yola çıkan ve kendi hayal dünyasını bize sindire sindire mükemmel bir şekilde yansıtan yegâne yönetmenlerden biri. Umarız uzun yıllar daha aramızda olur ve bizi farklılıklarımızla buluşturmaktan vazgeçmez…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir