Timbuktu (2014)

Yönetmenliğini Abderrahmane Sissako’nun yaptığı ve başrollerinde Ahmed Ibrahim dit, Toulou Kiki, Abel Jafri, Hichem Yacoubi, Kettly Noël, Fatoumata Diawara’nın oynadığı Timbuktu, benim “kesit sineması” diye adlandırdığım, karakterlerin yaşadıklarını, o anları görselleştirerek bir belgesel kamerası sakinliğiyle aktaran, kurguyu ve anlamlandırmayı seyirciye bırakan bir film yapma anlayışının örneklerinden hatta bu konuda gördüğüm en iyi filmlerden biri olduğunu da söyleyebilirim rahatlıkla…

Timbuktu, Afrika’nın batısında, Azavad’da bulunan eski bir şehir. Kur’an üzerine çalışmalar yapan Sankore Üniversitesi ve diğer medreseleriyle ünlü. 15 ve 16. yüzyıllarda İslam’ın Afrika’da yayılmasında önemli bir entelektüel ve ruhsal merkezi olmuş. Film, İslam dininin akılla yorumlandığı topraklara katı bir şeriat rejiminin gelmesiyle yaşananlara odaklanıyor.

Filmin en önemli karakteri olan Kidane, çölde karısı Satima, kızı Toya ve 12 yaşındaki çobanları Issan ile birlikte kendi halinde bir hayat yaşıyor. Çölün cahil insanlara kattığı bilgelik en çok da karısı Satima’ya geçmiş, hayatı olması gerektiği gibi, başlarına geleni de kabullenerek yaşıyorlar, bir gün Kidane’ın ineklerinden biri yanlışlıkla nehirde balıkçı Amadou’nun ağlarına takılıyor, iki adamı karşı karşıya getiren bu durum bir felaketle sonuçlanacak çünkü Timbuktu’ya, ithal edilmiş bir rejim olduğunun altı özellikle çizilen şeriat rejimi gelmiştir.

15712369314_574d436a71_z

Filmin süresi boyunca asıl anlatmak istediği şey şu; bizler, insanlar, kötü değiliz ama bazen iktidar hevesi sonuçları kötü olabilecek kurallara yol açabiliyor. Bu “kural koyma” hadisesinin önü de çok açık. İslam adına şeriatı getiren insanlar aslında dinle en büyük çelişkiyi yaşıyorlar. Filmdeki imamın, şeriat önderiyle konuştuğu sekanslarda iyice ortaya çıkıyor bu durum. Kuran yüzyıllar önce yazılmış bir kutsal metin ancak yorumlama ve uygulama farkları yüzünden insanların hayatını kolaylaştırmak yerine zorlaştıran bir şeye dönüşüyor din, bunun sorumlusu da Kuran değil onu kendi yönetme arzusuna göre yorumlayanlar…

Bir mücahitle zorla evlendirilen kızın duruşmasının görüldüğü sekansta; imam bunun Kuran’a ve dine aykırı olduğunu söylerken, şeriatçı lider de yaptıklarını yine aynı kutsal kitaba dayandırarak doğruluyor. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamamız için de insanların dua ettiği mescide ayakkabılarla ve silahlarla giren mücahitleri gösteriyor bize film… Tanrının evine silahla girenler aslında onun buyruklarına uymak için değil, kendi emrettiklerini uygulatmak için gelmişlerdir.

En sert eleştiriyi de filmin daha başında yapıyor yönetmen. Bir pikaba doluşan (Japon firmaları bu pikapları onlar için özel olarak üretiyor sanki, öylesine popüler) mücahitler, ellerindeki otomatik silahlarla bir çöl ceylanını kovalıyorlar, öldürmek için ateş etmiyorlar ama önce iyice yormanın peşindeler, çünkü bu onlar için bir eğlence halini almış, içlerinden biri “yorulunca öldürürsün” diyor. İşte şeriatla yönetilen ülkelerde de yönetenler halklara bunu yapıyor. Öldürmeden önce yaşamdan vazgeçecek kadar yoruyorlar insanları, filmde Kidane’ın başına gelen de bu…

16333040501_a3242e0946_z

Abderrahmane Sissako, Timbuktu filminde şunu söylüyor; dünyada kötülük olması için kötü insanlara gerek yok, sıradan insanlar yönetme arzusuyla donanınca kötülüğü hepimize getirirler. Gerçekten de öyle oluyor; mücahitler kendi aralarında futboldan konuşurken, öte yandan top oynanmasını yasaklıyorlar. Filmin en muhteşem anında Timbuktu’lu gençler olmayan bir topla maç yapıyorlar. Artık her şey yasak, müzik çalınması ve hatta pazarda balık satan bir kadının ellerinin görünmesi bile… Bu kadar baskılama en sonunda isyanı getirir demeyi de ihmal etmiyor filmin senaryosu ama bütün bunları bir çöl kadar sakin yapıyor. En sevdiğim tarafı da bu oldu filmin…

Tekbir getirerek (Allah tekdir demek) bir çocuğun başını da okşayabilirsiniz, bir adamın kellesini de kesebilirsiniz. Yorumlayan, doğruya ya da yanlışa ulaşan her zaman insandır. Timbuktu bunu o kadar muhteşem bir şekilde sinemalaştırmış ki, etkilenmemek imkansız. Pek çok festivalde önemli ödüller kazanan ve bu yılın Oscar’larında, “yabancı film” dalında aday olan Timbuktu, çölün rüzgarına karışmadan önce yürek dağlayan bir Afrika ezgisi gibi… Mutlaka izleyin!

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir