To Kako / Evil (2005)
Yazan: Murat Kızılca 19 Haziran 2009
Kategori: Eurohorror, Film İncelemeleri, Gore Filmleri, Korku Filmleri, Son Yazılarımız, Zombie Kültü
To Kako 2005 yılı mahsulü Yorgos Noussias tarafından yazılıp yönetilmiş olan Yunanistan yapımı bir film. Evil olarak da bilinir. Yönetmenin ilk filmi…
Atina’da bir inşaat alanının altında tesadüfen devasa bir yeraltı mağarası bulunur. İnşaatta çalışan üç cengaver mağaranın içine dalar. Çok büyük olduğunu görünce daha fazla ilerlemekten çekinirler. Ama yeterince derine inmişlerdir. Evil Dead benzeri kesmelerle yaklaşan kötülük (evil) çoktan uyanmıştır. Mağaradan çıkan üçlüden biri evine, biri futbol maçına, diğeri de çılgın bir tekno partiye gider. Gecenin ilerleyen saatlerinde tamamen kötülüğün kontrolüne giren üçlümüz bütün şehri saracak olan çılgınlığın ilk alevleridir. Her biri yanıbaşındakini ısırarak kötülüğü bulaştırır. Isırılan kişi anında enfekte olarak zombileşmektedir. Daha önlerinde bütün bir gece ve ısırılacak koca bir şehir vardır. Geceyi sağsalim atlatabilenler biraraya gelerek sayıları gittikçe çoğalan zombilere karşı savaşmaya başlar.
Filmin hemen başında Evil Dead (1981, yönetmen Sam Raimi) filminden hatırladığımız kötülüğün ormandan eve yaklaştığı sahnelerin aynısını bu filmde mağaranın içinde kötülüğün cengaver üçlümüze yaklaştığı sahnelerde görürüz. Bu ilk selam zombiseverler(!) için doğru filmde olduklarını gösteren bir işaret gibidir.
Restoran sahnesindeki kıyım izlemeye değer. Havalarda uçuşan kollar, kafalar mı istersin, enine boyuna ikiye ayrılan bedenler mi, patlayan kafalar mı, hepsi bu sahnede mevcut. Gore ve splatter konusunda hiçbir fedekarlıktan kaçınmayan yönetmen Noussias, Braindead (1992, yönetmen Peter Jackson) filminin ayak izlerinden emin adımlarla ilerliyor.
Yönetmen Noussias, Dimitra isimli karakter üzerinden Quentin Tarantino’ya gör beni mesajı gönderiyormuş gibi geldi bana. Sağ kalıp sonuna kadar dövüşenlerden biri olan Dimitra, nerdeyse bütün filmi çıplak ayakla geçirdi. O çıplak ayaklarla birçok zombinin sonunu getirdi. Hele sonlara doğru, garaja geldiklerinde, duşunu alıp kırmızı bornozu üzerine geçirdikten sonra, taksi şoförü Argyris’in ayaklarını yalamasına izin verdiği bir sahne var ki tam Tarantino’nun ağzına layık. (gözüne ya da dizine de olabilir, tam bilemedim.) Kimbilir, belki bir gün Tarantino’nun ilgisini çeker. Daha önce çekenler oldu, oradan biliyorum. (Cabin Fever ile Eli Roth mesela.)
Bütün film şehrin nerdeyse tamamının zombiye dönüşmesinden sonra bir avuç kurtulanın hayatta kalma mücadelesi üzerine.
Bütün film boyunca zombiler kovalıyor, sağ kalanlar kaçıyor. Karakterlerin hepsi iki boyutlu olarak kalıyor ve hiçbir yan hikaye yok. Ama kimin umurunda. Zombiler ve kanlar içinde havada uçuşan organlar olduktan sonra… Filmin başında bütün bu kötülüğün çıktığı nokta olan yeraltı mağarası işlevini tamamladıktan sonra unutuluyor. Kötülüğün sebebi veya geçmişi ile ilgili herhangi bir bilgi verilmiyor. Sadece insanların zombileşmesinin sebebi buradaki kötülüktür denip geçiliyor.
Zombilere gelirsek, makyaj konusunda fazla uğraşmalarına gerek kalmamış, çünkü hiçbiri toprak altından çıkan ölüler değil. To Kako, son yıllarda zombi filmlerinde moda olan herhangi bir bulaşıcı dış etki ile yaşayanların dönüşmesi üzerine kurulu bir film. Artı Romero filmlerindeki zombiler gibi ağır aksak yürüyen zombiler değil bunlar, Danny Boyle’ın zombileri gibi ölümüne koşan cinsten. 28 Days Later… (2002) filminin başımıza sardığı koşan zombiler. Zaten yakaladıklarında tek yaptıkları bir kez ısırıp kurbanını dönüştürmek. Noussias’ın zombileri gittikçe büyüyen zombi ordusuna yeni askerler katmak gibi ulvi bir sebep uğruna mücadele ediyorlar.
Filmin en sevdiğim kısımlarından birisi de kendisini hiç ciddiye almaması. Hatta birçok sahnede kendisiyle dalga geçmeyi ihmal etmiyor. Yunanistan’dan çıkan bu ilk zombi (gore, splatter) filmi bu işin altından yüzünün akı ile çıkıyor diyebilirim. Darısı bizim başımıza…
Yönetmen şu sıralar bu filmin devam filmi niteliğinde olan To Kako – Stin Epohi Ton İroon (Evil – In the Time of Heroes) üzerinde çalışmakta. Çekimleri tamamlanan film post prodüksiyon aşamasında. Bu sene içinde vizyona girmesi bekleniyor. Filmde B filmlerin tanıdık simalarından Billy Zane de rol almakta.
Atina sokaklarında çılgın zombilerin koşuşturduğu bu düşük bütçeli çılgın eğlenceyi mutlaka izleyin, izlettirin…
Öteki Sinema için yazan Murat Kızılca


![Reblog this post [with Zemanta]](http://img.zemanta.com/reblog_e.png?x-id=3881e639-c9d6-4a1f-92d0-998e4a0c556d)




















quattromosche tarafından 20 Haziran 2009 00:36 tarihinde
Eline sağlık Murat. Gayet iştah açıcı bir yazı olmuş.
Şu Christopher Lee’yi hatırlatan afiş ise tam yetmişler havasında. Yamm yamm…
can evrenol tarafından 20 Haziran 2009 23:10 tarihinde
Teşekkürler Murat.
Hem çok hoşuma gitti, hem de bir Türk olarak kıskandım bu yapımı
Murat Kızılca tarafından 20 Haziran 2009 23:29 tarihinde
@quattromosche : Afiş konusunda haklısın. Christopher Lee’yi ne kadar andırıyor, değil mi?
Murat Kızılca tarafından 20 Haziran 2009 23:36 tarihinde
Filmi ben de çok kıskandım Can…
Darısı başımıza. Bekliyoruz bakalım. Belki bir gün bizden biri çıkar, salar zombileri İstanbul sokaklarına.
serdar tarafından 21 Haziran 2009 12:16 tarihinde
Zombistan’da bunu en azından çizgi roman formatında denemişler ama renkli karakter seçimi dışında hikaye tamamen ödünç alınmış gibi geldi bana. Zombi İffet diye bir kısa film varmış, bak onu izlemedim.